Son yıllarda en çok duyduğumuz cümlelerden biri şu:
“Bu nesil çok farklı…”
Evet, farklı. Ama sorun şu ki biz hâlâ aynı yöntemlerle bu yeni nesle ulaşmaya çalışıyoruz. İşte asıl kopukluk tam da burada başlıyor.
Bugünün çocukları, bilgiye ulaşmak için kimseye ihtiyaç duymayan bir çağın içinde büyüyor. Merak ettikleri her şeyi saniyeler içinde öğrenebiliyorlar. Bu yüzden otoriteyi sorguluyorlar, neden-sonuç ilişkisi kurmak istiyorlar. Sadece “yap” denildiği için yapan bir nesil artık yok.
Peki biz ne yapıyoruz?
Hâlâ emir veriyoruz. Hâlâ kıyaslıyoruz. Hâlâ dinlemek yerine anlatıyoruz…
Oysa yeni neslin en büyük ihtiyacı anlaşılmak.
Bir çocuğa kendini ifade etme alanı tanımıyorsak, onun düşüncelerini küçümsüyorsak ya da sürekli eleştiriyorsak, o çocuk ya içine kapanır ya da tamamen uzaklaşır. İletişim kopar. Ve biz bunu çoğu zaman “saygısızlık” olarak yorumlarız.
Halbuki bu bir kopuş değil, bir çağrıdır:
“Beni anlamaya çalış.”
Yeni nesle yaklaşmanın ilk kuralı dinlemektir. Gerçekten dinlemek…
Yargılamadan, sözünü kesmeden, hazır cevaplar vermeden…
Çünkü bir çocuk anlaşılmadığını hissettiği anda kendini kapatır.
İkinci önemli nokta ise güven ilişkisi kurmaktır.
Korkuyla büyüyen çocuk itaat eder ama gelişmez.
Güvenle büyüyen çocuk ise sorumluluk alır, hata yapmaktan korkmaz ve kendini geliştirmeye açık olur.
Bugün birçok çocuk başarısızlıktan değil, yargılanmaktan korkuyor. Bu yüzden denemiyor, risk almıyor, potansiyelini ortaya koyamıyor.
Bir diğer önemli konu da sınırlar…
Yeni nesle yaklaşmak, her istediğini yapmak demek değildir. Aksine, net ve tutarlı sınırlar koymak çocuk için güven alanı oluşturur. Ancak bu sınırlar baskıyla değil, açıklamayla ve kararlılıkla sunulmalıdır.
“Çünkü ben öyle istiyorum” yerine,
“Bu senin gelişimin için önemli” diyebilmek gerekir.
Ayrıca kabul etmemiz gereken bir gerçek var:
Bu çocuklar bizden daha hızlı düşünüyor, daha çabuk sıkılıyor ve daha fazla uyaranla büyüyor. Bu yüzden eğitimde de yaklaşım değişmeli. Daha kısa, daha etkili, daha etkileşimli yöntemler kullanılmalı.
Uzun nasihatler, bitmeyen uyarılar artık işe yaramıyor.
Çünkü bu nesil duymak değil, deneyimlemek istiyor.
Bir eğitim koçu olarak şunu çok net görüyorum:
Yeni nesli değiştirmeye çalışmak yerine, onları anlamaya çalıştığımızda her şey değişiyor.
Onları kalıplara sokmaya çalıştıkça uzaklaşıyoruz, anlamaya çalıştıkça yaklaşıyoruz.
Ve unutmayalım…
Her nesil bir öncekinden farklıdır. Ama her çocuk, doğru yaklaşımla gelişir.
Önemli olan onların dünyasına girebilmek, onların dilini konuşabilmek ve en önemlisi… kalplerine dokunabilmektir.
Betül Mülayim Taşkıran