İçeriğe atla
SON DAKİKA
🕒 28 Ağustos 15:10
NAMAZİmsak 04:10Güneş 05:49Öğle 12:38İkindi 16:21Akşam 19:17Yatsı 20:40
Sivas 26° Parçalı bulutlu💵 USD 48.16💶 EUR 56.12
Köşe Yazıları

Çocuğun Elinden Tutmak mı, Elini Bırakmayı Öğretmek mi?

ÖzetEğitim ve Öğrenci Koçu Betül Mülayim Taşkıran, anne baba ve öğretmenlerin çocuklara rehberlik ederken sorumluluklarını ellerinden almaması gerektiğini vurguladı.
Betül Mülayim TaşkıranKöşe Yazarı · · 5 dk okuma
Çocuğun Elinden Tutmak mı, Elini Bırakmayı Öğretmek mi?
Eğitimde amaç, çocuğu sürekli yönlendirmek değil, kendi sorumluluğunu taşıyabilmesini sağlamaktır.

Eğitim ve Öğrenci Koçu Betül Mülayim Taşkıran yazdı...

Bir çocuğun hayatında anne babasının ve öğretmenlerinin yeri tartışılmaz. İlk adımında elinden tutan, düştüğünde kaldıran, yolunu gösteren, yanlış yaptığında uyaran, başarısız olduğunda yeniden denemesi için cesaret veren yetişkinlerdir onlar. Fakat eğitimde çoğu zaman gözden kaçırdığımız çok önemli bir gerçek vardır:

Çocuğa yol göstermek başka, onun yerine yürümek başkadır.

Bugün birçok öğrencinin ders çalışması için hatırlatılmaya, ödevini yapması için takip edilmeye, sınava hazırlanması için motive edilmeye, hatta ne zaman mola vereceğinden hangi derse ne kadar çalışacağına kadar yönlendirilmeye ihtiyacı var.

Anne baba söylüyor:

“Ders çalıştın mı?”

“Ödevini yaptın mı?”

“Kitabını okudun mu?”

“Yarın sınavın vardı, çalıştın mı?”

Öğretmen hatırlatıyor:

“Bu konuyu tekrar et.”

“Denemeni analiz et.”

“Eksiklerini tamamla.”

Eğitim koçu takip ediyor:

“Programına uydun mu?”

“Bugün kaç soru çözdün?”

“Çalışma hedefini tamamladın mı?”

Ve öğrenci bütün bunların arasında başarılı olmaya çalışıyor.

Dışarıdan bakıldığında düzenli, kontrollü ve disiplinli bir öğrenci görüntüsü ortaya çıkıyor.

Peki gerçekten öyle mi?

Asıl soru şu:

Bütün bu düzenin sahibi öğrenci mi, yoksa öğrencinin etrafındaki yetişkinler mi?

Çünkü bir çocuk ancak kendi sorumluluğunu taşımayı öğrendiğinde gerçek anlamda güçlenmeye başlar.

Rehberlik ile bağımlılık arasındaki sınır

Elbette çocukların belli bir yaşa kadar yönlendirmeye ihtiyacı vardır. Bir öğrenciden hiçbir destek almadan bütün planını kusursuz biçimde yapmasını beklemek doğru değildir. Özellikle küçük yaşlarda yetişkin rehberliği eğitimin doğal bir parçasıdır.

Ancak rehberlik ile bağımlılık arasındaki sınırı iyi çizmek gerekir.

Çünkü sürekli hatırlatılan çocuk, bir süre sonra hatırlatılmadan harekete geçmemeyi öğrenebilir.

Sürekli kontrol edilen çocuk, kendi kendini kontrol etmekte zorlanabilir.

Her başarısızlığında başkası tarafından kaldırılan çocuk, kendi düştüğünde ne yapacağını bilemeyebilir.

Her hedefi ailesi tarafından belirlenen öğrenci ise bir gün kendisine şu soruyu sormaya başlayabilir:

“Ben aslında ne istiyorum?”

İşte eğitim tam da burada başlar.

Çocuğun yalnızca bilgi öğrenmesi değil, kendi hayatının sorumluluğunu öğrenmesi gerekir.

Başarı yalnızca yüksek not değildir

Başarı dediğimiz şey yalnızca yüksek not değildir.

Başarı; alarmını kendisinin kurabilmesidir.

Ders çalışması gerektiğini birinin söylemesini beklememesidir.

Yapamadığı bir soruyla karşılaştığında hemen pes etmemesidir.

Eksik olduğunu fark ettiğinde bunu kabul edip çözüm aramasıdır.

Yanlış yaptığında bahane üretmek yerine “Ben burada neyi yanlış yaptım?” diye sorabilmesidir.

Bir sınavdan düşük aldığında dünyanın sonunun gelmediğini anlayıp yeniden başlayabilmesidir.

Ve en önemlisi, yanında sürekli bir yetişkin olmadığı zamanlarda da yoluna devam edebilmesidir.

Çünkü hayat, çocuğun elinden tutacak insanların her zaman yanında olacağı bir yer değildir.

Bir gün sınava tek başına girecek.

Bir gün üniversite tercihlerini kendisi yapacak.

Bir gün iş görüşmesine kendisi gidecek.

Bir gün başarısız olduğunda ailesi onun yerine çözüm üretemeyecek.

Bir gün yanlış bir karar verdiğinde onu yeniden doğru yola çıkaracak bir öğretmen yanında olmayacak.

İşte o gün geldiğinde ihtiyaç duyacağımız çocuk; her adımında “Şimdi ne yapmalıyım?” diye soran değil, “Bir sorun var. Ben bunun için ne yapabilirim?” diyebilen çocuktur.

Yetişkinin görevi sürekli itmek değil

Bu nedenle anne babaların ve öğretmenlerin görevi çocuğu sürekli itmek değil, zamanla kendi kendine yürüyebilmesini sağlamaktır.

Bir çocuğa balık vermek kolaydır.

Balık tutmayı öğretmek daha değerlidir.

Fakat eğitimde bundan da önemli bir aşama vardır:

Çocuğun bir gün kendi başına balık tutabileceğine inanmasını sağlamak.

Çünkü bazen biz yetişkinler, yardım ettiğimizi düşünürken farkında olmadan çocuğun kendi gücüne duyduğu güveni azaltabiliriz.

“Ben söylemezsem yapmaz.”

“Ben takip etmezsem çalışmaz.”

“Ben başında durmazsam ders çalışmaz.”

“Ben motive etmezsem başarısız olur.”

Bu cümleler çocuğun karakteri hakkında değil, bizim oluşturduğumuz sistem hakkında da çok şey söyler.

Belki de sorun çocuğun sorumluluk almaması değildir.

Belki de biz ona sorumluluk alacak kadar alan bırakmıyoruzdur.

Daha çok soru, daha az müdahale

Her gün ne yapacağını söylemek yerine bazen sormak gerekir:

“Bugün hedefin ne?”

“Bunu nasıl yapmayı düşünüyorsun?”

“Planına uyamadığında ne yapacaksın?”

“Bu konuda senden başka kim sorumlu?”

“Ben sana nasıl destek olabilirim?”

Bu sorular çocuğun yerine karar vermez.

Tam tersine, çocuğu düşünmeye ve karar vermeye davet eder.

Çünkü çocukların yalnızca motive edilmeye değil, kendi iç motivasyonlarını geliştirmeye ihtiyaçları vardır.

Dışarıdan gelen motivasyon kısa süreli olabilir.

Bir ödül, bir övgü, bir uyarı, bir telefon kontrolü, bir “Hadi çalış!” cümlesi öğrenciyi o gün masaya oturtabilir.

Ama öğrencinin gerçekten çalışmaya devam etmesini sağlayacak olan şey, yaptığı çalışmanın kendi hedefiyle ilişkisini kurabilmesidir.

“Annem kızmasın diye çalışıyorum.” yerine,

“Bu hedef benim için önemli olduğu için çalışıyorum.”

“Öğretmenim kontrol edecek.” yerine,

“Eksiklerimi tamamlamam gerektiğini biliyorum.”

“Babam ders çalışmadığımı fark etmesin.” yerine,

“Bugün sorumluluğumu yerine getirmeliyim.”

İşte aradaki fark budur.

Birincisinde çocuk başkasının beklentisini gerçekleştirir.

İkincisinde ise kendi hayatının sorumluluğunu üstlenir.

Her problem küçük bir hayat provasıdır

Anne babalara da burada çok önemli bir görev düşüyor.

Çocuğun her düşüşünde hemen müdahale etmek yerine bazen birkaç saniye beklemek gerekir.

Her unutkanlığında hatırlatmak yerine, hatırlamasına fırsat vermek gerekir.

Her probleminde çözümü sunmak yerine, “Sence bunu nasıl çözebiliriz?” diye sormak gerekir.

Çünkü çocuğun karşılaştığı her problem, onun için küçük bir hayat provasıdır.

Çantasını kendisi hazırladığında sorumluluk öğrenir.

Programını kendisi yaptığında planlama öğrenir.

Hatasının sonucuyla karşılaştığında sorumluluk öğrenir.

Eksiklerini fark ettiğinde öz değerlendirme öğrenir.

Başarısız olup yeniden başladığında dayanıklılık öğrenir.

Bütün bunları onun yerine yaptığımızda ise belki bugün işimizi kolaylaştırırız ama yarının güçlü yetişkinini yetiştirmeyi zorlaştırabiliriz.

Unutmamak gerekir:

Çocuğun hayatındaki en değerli yetişkin, onun yerine her şeyi yapan değil; bir gün kendi başına yapabileceğine inanan yetişkindir.

Öğretmenin görevi de öğrencinin arkasından sürekli koşmak değildir.

Öğretmen yol gösterir.

Anne baba destek olur.

Eğitim koçu rehberlik eder.

Ama yürüyen öğrenci olmalıdır.

Çünkü bir öğrencinin başarı hikâyesini anlamlı kılan şey, arkasında kaç kişinin onu ittiği değil; bir noktadan sonra kendi ayakları üzerinde yürümeyi öğrenmiş olmasıdır.

Çocuk kendi eğitim sürecinin merkezinde olmalı

Bazen anne babalar çocuklarının başarısını o kadar çok sahiplenir ki çocuğun başarının sahibi olmasına fırsat kalmaz.

Sınav sonucunu anne baba takip eder.

Programı anne baba takip eder.

Ödevleri anne baba takip eder.

Eksikleri anne baba bilir.

Deneme sonuçlarını anne baba inceler.

Çocuğun ne yapması gerektiğini herkes bilir.

Bir kişi hariç:

Çocuk.

Oysa çocuk kendi eğitim sürecinin merkezinde olmalıdır.

Biz yetişkinler onun yerine yaşamaya değil, kendi hayatını yaşayabilecek güce ulaşmasına yardım etmek için varız.

Belki de bundan sonra çocuklarımıza daha az “Hadi çalış.”, daha çok “Hedefin ne?” demeliyiz.

Daha az “Ben sana söylemiştim.”, daha çok “Buradan ne öğrendin?” demeliyiz.

Daha az “Ben yapayım.”, daha çok “Sen nasıl çözmek istersin?” demeliyiz.

Daha az kontrol, daha fazla sorumluluk.

Daha az baskı, daha fazla güven.

Daha az bizim planımız, daha fazla onun hedefi.

Çünkü çocuk büyümek demek yalnızca boyunun uzaması değildir.

Kendi kararlarının sorumluluğunu taşıyabilecek kadar güçlenmektir.

Ve eğitim dediğimiz şeyin en büyük hedeflerinden biri de budur.

Bir gün çocuğunuzun karşısında durup şunu söyleyebilmek:

“Artık sen biliyorsun. Sen karar verebilirsin. Sen deneyebilirsin. Hata yapabilirsin. Düşebilirsin. Yeniden başlayabilirsin. Ben her zaman yanında olacağım ama senin yerine yaşamayacağım.”

İşte gerçek başarı belki de tam o anda başlar.

Çünkü amaç çocuğu hayat boyunca elimizden tutarak yürütmek değil;

bir gün elimizi bıraktığında da yolunu bulabileceğine inandırmaktır.

Betül Mülayim Taşkıran

Eğitim ve Öğrenci Koçu

Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin

Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.

Sponsorlu içerik
Google'da Gündem Sivastercih edilen kaynağınız yapın — haberlerimizi arama sonuçlarında öne çıkarın

Yorumlar

İlk yorumu siz yapın.

Bu Haber İlginizi Çekebilir

Yeni Eğitim Yılı: Yasaklarla Değil, Güvenle Başlamalı
Köşe Yazıları

Yeni Eğitim Yılı: Yasaklarla Değil, Güvenle Başlamalı

Yeni eğitim yılında deneme sınavı, cep telefonu, kaynak kitap ve kıyafet yasakları tartışılırken, eğitimin odağı kurallar değil, çocuğun gelişimi olmalı.

Haberin Detayı →

Bunları da Okuyun

KOLEKTİF HAFIZANIN SİYASALLAŞMASI

Haberin Detayı →

Önce Ahlaklı İnsan Olmak

Haberin Detayı →

Duvarın Ardındaki Kadın

Haberin Detayı →

Sivas gündemini kaçırmayın

Günün öne çıkan haberlerini e-postanıza alın. İstediğiniz an çıkabilirsiniz.

Kaydolarak e-posta ile bilgilendirme almayı kabul etmiş olursunuz. Verileriniz üçüncü kişilerle paylaşılmaz (KVKK).

İhbar Hattı