İçeriğe atla
SON DAKİKA
🕒 26 Ağustos 14:16
NAMAZİmsak 04:07Güneş 05:47Öğle 12:39İkindi 16:22Akşam 19:20Yatsı 20:44
Sivas 28° Parçalı bulutlu💵 USD 48.11💶 EUR 56.14
Köşe Yazıları

KOLEKTİF HAFIZANIN SİYASALLAŞMASI

ÖzetŞehit ve gazi yakınlarıyla polislerin karşı karşıya gelmesi, güvenlikten çok devlet-toplum ilişkisi, temsil, adalet ve demokratik katılım sorunlarını gündeme taşıyor.
Hazal Yağmur KeskinKöşe Yazarı · · Güncellendi: · 6 dk okuma
KOLEKTİF HAFIZANIN SİYASALLAŞMASI
Şehit ve gazi yakınlarıyla güvenlik görevlilerinin karşı karşıya gelmesi, devlet-toplum güvenine dair tartışmaları büyütüyor.

Bir toplumda devletin dış ve iç güvenliği uğruna ağır bedeller ödemiş insanların, özellikle şehit ve gazi yakınları ile görev başındaki polis ve diğer güvenlik görevlilerinin karşı karşıya gelmesi yalnızca münferit bir toplumsal gerilim olarak değerlendirilemez. Bu tür karşılaşmaların görünür yüzünde kişiler, kurumlar veya anlık olaylar bulunurken, arka planında devlet-toplum ilişkisi, siyasal temsil, kolektif hafıza, güvenlik anlayışı ve yurttaşın karar süreçlerindeki konumu gibi daha derin meseleler yer almaktadır. Devlet adına sorumluluk üstlenen insanların yine aynı devletin yurttaşlarıyla karşı karşıya gelmesi, güvenliğin toplumsal meşruiyeti açısından üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken bir durumdur. Burada sorulması gereken ilk soru kimin haklı olduğu değil, aynı toplumsal bütünlüğün farklı kesimlerinin neden birbirinin karşısına getirildiğidir. Çünkü polis ile şehit veya gazi ailesini karşı karşıya getiren koşullar çoğu zaman o an yaşanan tartışmanın sınırlarını aşar. Bir taraf görevini yerine getirdiğini düşünürken diğer taraf devlet adına ödediği bedelin yeterince görülmediğini, duyulmadığını veya siyasal tartışmaların içinde araçsallaştırıldığını hissedebilir. Böyle bir zeminde çatışmanın görünen tarafları insanlar olurken, asıl mesele kurumlara ve siyasal sisteme duyulan güvenin aşınmasıdır.

Toplumların geçmişi hatırlama biçimi yalnızca tarihsel bir bilgi alanı oluşturmaz; bugünkü siyasal ilişkileri, aidiyetleri ve adalet algısını da şekillendirir. Şehitlik, gazilik, terörle mücadele, güvenlik politikaları ve geçmişte yaşanan toplumsal travmalar bu nedenle sıradan siyasi tartışma başlıkları değildir. Bunların toplumun ortak hafızasında güçlü karşılıkları vardır. Geçmişe yönelik eleştirilerin bütünüyle kin ve düşmanlığa sevk olarak değerlendirilmesi ise demokratik toplum bakımından ayrıca sorgulanması gereken bir meseledir. Elbette hiçbir siyasi söylem gerçek kişileri veya toplumsal grupları hedef göstererek düşmanlaştırmamalıdır. Ancak geçmişte alınmış kararların, güvenlik politikalarının, kurumların işleyişinin veya siyasi tercihlerinin eleştirilmesi ile belirli bir toplumsal kesime karşı nefret üretmek aynı şey değildir. Demokratik düzenin önemli güvencelerinden biri, geçmişin sorgulanabilir olmasıdır. Eleştiri ile düşmanlaştırma arasındaki ayrımın kaybolması kamusal tartışmanın niteliğini zayıflatır. Her tarihsel sorgulamanın tehdit olarak görülmesi bir kesimi konuşmaktan çekinir hale getirirken başka bir kesimi duyulmadığını düşünerek daha sert bir dile yöneltebilir. Böylece demokratik tartışmanın yerini savunma refleksleri almaya başlar.

Devletin güvenliği ile toplumun güvenliği aynı kavram değildir; ancak birbirinden bütünüyle kopuk da değildir. Devletin güvenlik kapasitesi, yurttaşın kendisini güvende, değerli ve karar süreçlerinde görünür hissetmesiyle anlam kazanır. Yurttaş yalnızca mevcut düzenin devamını sağlayan bir unsur olarak görülmeye başladığında siyasal sistem ile toplum arasındaki ilişki temsil ilişkisinden itaate doğru kayabilir. Millet kavramının siyasal söylem içinde nasıl kullanıldığı bu noktada önem kazanır. Milletin ortak iradesinden söz etmek başka, milleti önceden belirlenmiş bir siyasal düzenin meşruiyet aracı haline getirmek başkadır. İlkinde yurttaş karar süreçlerinin öznesidir; ikincisinde yurttaştan hazır bir çerçeveyi onaylaması beklenir. Şehit ve gazi ailelerinin yaşadığı sorunlar bu açıdan ayrıca önemlidir. Toplum tarafından yüksek bir saygı atfedilen bu insanların yalnızca sembolik bir değer üzerinden anılması, gerçek yurttaşlık taleplerinin görünmez hale gelmesine neden olabilir. Oysa bir şehit veya gazi ailesinin devletten talebi yalnızca maddi destek ya da toplumsal itibar değildir. Adalet, şeffaflık, hesap verebilirlik, dinlenilme ve karar süreçlerinde dikkate alınma da aynı ölçüde önem taşır.

Demokratik meşruiyet yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Seçim yurttaşın siyasal iradesini ortaya koyduğu temel mekanizmadır; fakat demokratik ilişkinin tamamını oluşturmaz. Yurttaşın kendisini karar süreçlerinin dışında hissetmesi, temsil edildiğine ilişkin inancını zaman içinde zayıflatabilir. Özellikle devlet adına ağır bedeller ödemiş kesimlerin belirli politikaların oluşturulmasında yalnızca sembolik biçimde hatırlanması, buna karşılık politika süreçlerinde yeterince dinlenmemesi ciddi bir çelişki yaratır. Devletin millet adına hareket ettiği söylenirken milletin belirli kesimlerinin görüşlerinin alınmaması, zaman içinde temsil ile yönetilme arasındaki mesafeyi büyütebilir. Bu nedenle mesele yalnızca protesto anlarında yaşanan gerilimlere indirgenmemelidir. Asıl sorgulanması gereken, insanların neden sokakta birbirlerinin karşısına çıktığı kadar, neden daha önce konuşabilecekleri kurumsal kanalların yeterince etkili olmadığıdır. Sağlıklı bir demokratik sistem, yurttaşın sesini ancak çatışma ortaya çıktığında duyduğu bir sistem olmamalıdır.

Polis ile yurttaş arasındaki gerilim de bu çerçevede ele alınmalıdır. Polis çoğu zaman yalnızca bireysel bir görevli olarak değil, devlet otoritesinin temsilcisi olarak algılanır. Polis memuru açısından ise görev, kamu düzeninin korunması ve hukuki talimatların uygulanmasıdır. Bu iki pozisyon birbirine karşıt olmak zorunda değildir. Ancak siyasal gerilim yükseldiğinde görev ile temsil, bireysel sorumluluk ile kurumsal sorumluluk birbirine karışabilir. Bu nedenle polis ile şehit veya gazi ailesini karşı karşıya getiren bir olayın yalnızca tarafların davranışları üzerinden değerlendirilmesi eksik kalır. Güvenlik görevlisinin görev koşulları, yurttaşın anayasal hakları, olayın idari boyutu ve gerilimi ortaya çıkaran siyasal koşullar birlikte incelenmelidir. Güvenlik görevlisinin görevi hukuka bağlılıkla anlam kazanır; yurttaşın hakkı da aynı hukukun güvencesi altındadır. Birini diğerinin karşıtı olarak konumlandırmak hukuk devletinin mantığıyla bağdaşmaz. Asıl amaç güvenlik görevlisini yurttaşa, yurttaşı da güvenlik görevlisine karşı konumlandırmayan bir kamu düzeni anlayışı geliştirmek olmalıdır.

Bu noktada kamu düzenini ve güvenliği korumayı amaçlayan hukuki düzenlemelerin toplumsal sonuçları da değerlendirilmelidir. Bir yasanın amacı tek başına yeterli değildir; yasanın nasıl yorumlandığı, hangi ölçütlerle uygulandığı ve yurttaş üzerinde nasıl bir etki oluşturduğu demokratik hukuk devleti açısından önem taşır. Özellikle ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı, kamu düzeni ve nefret söylemi arasındaki sınırların açık biçimde ortaya konulması gerekir. Devleti, kurumları veya geçmişte alınmış kararları eleştirmek ile belirli bir toplumsal grubu düşmanlaştırmak arasında hukuken ve ahlaken önemli bir fark vardır. Bu farkın belirsizleşmesi hem güvenlik görevlilerinin hem yurttaşların hareket alanını daraltabilir. Bir hukuki düzenlemenin toplumsal barışı koruma amacı taşıması, eleştiriye kapalı bir alan oluşturmasını gerektirmez. Aksine toplumsal barışın kalıcı olabilmesi için insanların rahatsız oldukları meseleleri şiddete başvurmadan, birbirlerini düşmanlaştırmadan ve hukuki sınırlar içerisinde tartışabilmeleri gerekir.

Bugün şehit ve gazi aileleriyle polislerin veya diğer güvenlik görevlilerinin aynı toplum içerisinde karşı karşıya gelmesi, toplumun birbirine düşman iki ayrı kesime bölündüğünün kanıtı olarak okunmamalıdır. Daha derindeki mesele, aynı devletin farklı yurttaşlık deneyimlerinin birbirini anlamakta zorlanmasıdır. Bir taraf güvenlik ve kamu düzenini önceleyebilir, diğer taraf adalet, hafıza ve demokratik katılım talep edebilir. Bu talepler özünde birbirinin düşmanı değildir. Sorun, siyasal ve kurumsal süreçlerin bu talepleri karşı karşıya gelen kimliklere dönüştürmesidir. Dolayısıyla yapılması gereken, toplumsal gerilim anlarında taraflardan birini mutlak biçimde suçlamak veya diğerini mutlak biçimde haklı ilan etmek değildir. Daha zor fakat daha değerli olan, insanların neden bu noktaya geldiğini araştırmaktır. Hangi kararlar güven duygusunu zayıflattı, hangi iletişim kanalları kapandı, hangi hukuki düzenlemeler yurttaş tarafından nasıl algılandı, devlet adına fedakârlık yapan insanların siyasal karar süreçlerindeki yeri nedir, geçmişe ilişkin eleştiri hangi noktada meşru demokratik sorgulamadan çıkarak düşmanlaştırıcı bir dile dönüşmektedir? Bu soruların tamamı birlikte sorulmalıdır.

Çünkü toplumsal barış insanların geçmiş hakkında hiç konuşmamasıyla değil, geçmişi birbirlerine düşman olmadan konuşabilmeleriyle mümkündür. Güvenlik de yalnızca kamu düzeninin korunması değildir; yurttaşın devlet karşısında kendisini değersiz, duyulmamış veya sürekli susturulması gereken bir unsur olarak görmemesidir. Şehitlerin ve gazilerin fedakârlığı toplumun belirli kesimlerini birbirine karşı kullanmanın gerekçesi değil, ortak yurttaşlığın değerini hatırlatan bir sorumluluk alanıdır. Polis de bu ortaklığın dışında değildir; yurttaş da güvenlik düzeninin karşısında konumlandırılacak bir unsur değildir. Her ikisi de hukuk düzeninin içinde yer alır. Bu nedenle tartışmanın hedefi bir siyasi parti, siyasi görüş veya belirli bir toplumsal kesim olmamalıdır. Asıl sorgulanması gereken, vatandaşların neden birbirini dinlemek yerine karşı karşıya getirildiği, neden devlet-toplum ilişkisinin giderek daha fazla güvenlik merkezli bir zeminde kurulduğu ve yurttaşın kendi geleceğine ilişkin meselelerde neden yalnızca adına konuşulan değil, gerçekten görüşü alınan bir özne haline gelemediğidir. Demokratik olgunluk, tam da bu soruları birbirimize düşman olmadan sorabilme iradesinde başlar.

Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin

Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.

Sponsorlu içerik
Google'da Gündem Sivastercih edilen kaynağınız yapın — haberlerimizi arama sonuçlarında öne çıkarın

Yorumlar

İlk yorumu siz yapın.

Bu Haber İlginizi Çekebilir

Önce Ahlaklı İnsan Olmak
Köşe Yazıları

Önce Ahlaklı İnsan Olmak

Çocukların eğitiminde akademik başarı kadar dürüstlük ve adalet de önem taşıyor; aileler ve okullar çocuklara nasihatle değil davranışlarıyla ahlak kazandırmalı.

Haberin Detayı →

Bunları da Okuyun

Duvarın Ardındaki Kadın

Haberin Detayı →

Dört Yanlış, Bir Doğru

Haberin Detayı →

Zehra Nihal Hangişi’nin Yeni Yazısı: Bir Telgrafın Ardındaki Kadın

Haberin Detayı →

Sivas gündemini kaçırmayın

Günün öne çıkan haberlerini e-postanıza alın. İstediğiniz an çıkabilirsiniz.

Kaydolarak e-posta ile bilgilendirme almayı kabul etmiş olursunuz. Verileriniz üçüncü kişilerle paylaşılmaz (KVKK).

İhbar Hattı