İçeriğe atla
SON DAKİKA
🕒 2 Eylül 14:44
NAMAZİmsak 04:16Güneş 05:54Öğle 12:37İkindi 16:17Akşam 19:09Yatsı 20:31
Sivas 26° Parçalı bulutlu💵 USD 48.28💶 EUR 55.98
Köşe Yazıları

SİVAS’TA HERKESİN ACELESİ VAR, AMA KİMSENİN GÜLÜMSEMEYE VAKTİ YOK!

ÖzetSivas’ta resmi daire, hastane ve çarşıda artan tahammülsüzlük ele alınıyor; çalışanlarla vatandaşlara karşılıklı saygı ve nezaketin toplumdaki önemi vurgulanıyor.
Betül Mülayim TaşkıranKöşe Yazarı · · Güncellendi: · 6 dk okuma
SİVAS’TA HERKESİN ACELESİ VAR, AMA KİMSENİN GÜLÜMSEMEYE VAKTİ YOK!
Sivas’ta kamu kurumları ve hastanelerde yoğunluk, vatandaşlarla çalışanlar arasındaki iletişim sorununu büyütüyor.

Bu hafta biraz durup etrafıma baktım.

Sivas’ın çarşısında, pazarında, hastanesinde, resmi dairelerinde, insanın işini halletmek için girdiği kapılarda…

Ve kendime şu soruyu sordum:

Biz Ne Zaman Birbirimize Bu Kadar Tahammülsüz Olduk?

Ne zaman bir şey sormak ayıp hâle geldi?

Ne zaman işini yaptırmak isteyen vatandaşa ters bakmak, kısa ve sert cevap vermek, insanı azarlamak sıradanlaştı?

Ne zaman bazı çalışanların yüzündeki mutsuzluk, karşısındaki insana da geçmeye başladı?

Son zamanlarda bunu daha fazla fark ediyorum.

Bir kuruma giriyorsunuz.

Önünüzde bir masa…

Masanın arkasında görevli bir insan…

Siz de yalnızca işinizi halletmek istiyorsunuz.

Ama daha ilk cümleden hissediyorsunuz:

“Keşke gelmeseydin.”

Soruyorsunuz, cevap almak zor.

Tekrar soruyorsunuz, daha da zor.

Bir evrak eksik.

“Şuradan alacaksınız.”

“Nasıl alacağım?”

Bir iç çekiş…

Bir kaş kaldırma…

Bir yüz ifadesi…

Sanki karşınızdaki kişi sizin işinizi yapmak zorunda bırakıldığı için hayatının en büyük haksızlığına uğramış gibi.

Oysa yaptığı şey onun işi.

Sizin yaptığınız şey de hakkınız olan hizmeti almak.

Bu kadar basit.

Hastanelerde Durum Daha da Hassas

İnsan hastaneye gezmeye gitmez.

Bir derdi vardır.

Bir endişesi vardır.

Bir yakını için korkuyordur.

Bir sonuç bekliyordur.

Bir teşhis, bir tedavi, bir cevap arıyordur.

Bazen insan hastane kapısından içeri girerken zaten psikolojik olarak yorulmuş olur.

Bir de karşısına tersleyen, azarlayan, yüzüne bile bakmayan bir görevli çıktığında insanın yükü biraz daha ağırlaşır.

Elbette sağlık çalışanlarının ne kadar yoğun ve zor şartlarda çalıştığını biliyoruz.

Elbette onların da yorulmaya hakkı var.

Elbette onların da kötü günleri olabilir.

Ama bir şeyi unutmamak gerekiyor:

Yorgunluk Saygısızlığın Mazereti Değildir

Yorgunluk, saygısızlığın mazereti değildir.

Yoğunluk, insanı küçümseme hakkı vermez.

Mutsuzluk, başkasını mutsuz etme ruhsatı değildir.

Peki Neden Böyleyiz?

Şimdi asıl soruya gelelim.

Neden böyleyiz?

Gerçekten merak ediyorum.

Yaş ilerledikçe mi insanın tahammülü azalıyor?

Yıllarca aynı işi yapmak mı insanı tüketiyor?

İnsanlarla uğraşmak mı zor geliyor?

İşimizi sevmiyor muyuz?

Çalışma şartlarımız mı kötü?

Ekonomik sıkıntılar mı bizi bu hâle getirdi?

Yoksa genel olarak toplum olarak sabrımızı mı kaybettik?

Belki de hepsinden biraz var.

Fakat sebep ne olursa olsun bir gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor:

Hepimizin bir derdi var.

Ama herkes kendi derdini başkasının üzerine bıraktığı zaman ortaya nasıl bir toplum çıkacağını düşünmemiz gerekiyor.

Evde kavga eden iş yerine geliyor.

İş yerinde yorulan vatandaşa kızıyor.

Vatandaş kurumdan sinirli çıkıyor.

Eve gidip ailesine öfkeleniyor.

Çocuk anne babasının öfkesini taşıyor.

Çocuk okulda arkadaşına kızıyor.

Derken bir kişinin kötü günü, onlarca insanın gününü bozuyor.

İşte toplum böyle yoruluyor.

Nezaketi Neden Lüks Hâline Getirdik?

Bazen düşünüyorum…

Bir insanın karşısındakine “Buyurun” demesi neden bu kadar zor?

“Nasıl yardımcı olabilirim?” demek neden ağır geliyor?

“Geçmiş olsun” demek neden zaman kaybı sayılıyor?

“Teşekkür ederim” demek neden bazı insanların yüzünü değiştiriyor?

Biz galiba nezaketi lüks hâline getirdik.

Oysa nezaket, eğitim seviyesinden bağımsızdır.

Maaşla satın alınmaz.

Diplomayla verilmez.

Yaşla gelmez.

İnsanın karakterinden gelir.

Çalışanlara da Söylenecek Bir Söz Var

Burada çalışanlara da açıkça söylemek istediğim bir şey var.

Eğer yaptığınız işi sevmiyorsanız, bunu anlamaya çalışabiliriz.

Eğer yorulduysanız, bunu anlayabiliriz.

Eğer yıllardır aynı yoğunluğun içinde çalışıyorsanız, bunu da anlayabiliriz.

Ama karşınızdaki insanın bunların hiçbirinden sorumlu olmadığını da lütfen unutmayın.

O vatandaş sizin düşmanınız değil.

O hasta sizin yüzünden orada değil.

O veli sizin kişisel hayatınıza müdahale etmiyor.

O öğrenci sizin stresinizin sebebi değil.

O yaşlı insan sizin zamanınızı çalmak için orada değil.

Onların da bir hayatı var.

Onların da bekleyen işleri var.

Onların da sabrı sınırlı.

Ve belki sizden önce üç farklı yerde terslenmiş olarak size geldi.

Bir de siz terslemeyin.

Vatandaş Olarak Biz de Aynaya Bakmalıyız

Ama bu yazının yalnızca çalışanlara yönelik olduğunu düşünmeyin.

Vatandaş olarak bizim de aynaya bakmamız gerekiyor.

Her çalışanı suçlamayalım.

Her gecikmede bağırmayalım.

Her prosedürü kişisel hakaret gibi algılamayalım.

Sırada beklemeyi öğrenelim.

Sesimizi yükseltmeden derdimizi anlatalım.

Karşımızdaki insanın da bir insan olduğunu hatırlayalım.

Çünkü bazen vatandaş da öyle bir öfkeyle kuruma giriyor ki karşısındaki insanın sabrını tüketiyor.

Sonra iki taraf da birbirine kızıyor.

Ortada kalan ise yalnızca insan ilişkileri oluyor.

Nezaket Tek Taraflı Bir Görev Değildir

Nezaket tek taraflı bir görev değildir.

Çalışan vatandaşa saygı gösterecek.

Vatandaş da çalışana.

Bu ilişkinin adı hizmettir.

Bu ilişkinin temeli ise saygıdır.

Bir de Sivas Meselesi Var

Biz küçük bir şehiriz.

Burada insanlar birbirinin yüzünü tanır.

Bir gün resmi dairede karşılaştığınız insanı ertesi gün çarşıda görebilirsiniz.

Bugün hastanede size hizmet veren kişi, yarın sizin komşunuz olabilir.

Bugün terslediğiniz insanın kim olduğunu yarın öğrenebilirsiniz.

Bu yüzden insanlara tepeden bakmamak gerekir.

Çünkü hayat garip bir şekilde insanları yeniden karşılaştırır.

Bugün güçlü olan yarın yardıma ihtiyaç duyabilir.

Bugün yardım isteyen yarın başkasının yardımına koşabilir.

Hayatın dengesi budur.

Bir Şehrin Gerçek Kültürü İnsanında Belli Olur

Ben Sivas’ın insanını severim.

Güler yüzünü de bilirim.

Misafirperverliğini de.

Zor zamanda birbirine nasıl sahip çıktığını da.

Ama tam da bu yüzden bazı şeyleri konuşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bir şehir yalnızca yollarıyla, parklarıyla, binalarıyla gelişmez.

Bir şehrin asıl gelişmişliği, insanının davranışında belli olur.

Bir görevli vatandaşa nasıl davranıyor?

Bir vatandaş görevliye nasıl konuşuyor?

Bir doktor hastasına nasıl bakıyor?

Bir esnaf müşterisini nasıl karşılıyor?

Bir genç yaşlıya nasıl davranıyor?

Bir insan tanımadığı insana nasıl hitap ediyor?

Bunlar bir şehrin gerçek kültürüdür.

Belki de Hepimiz Küçük Bir Karar Vermeliyiz

Belki de hepimiz bugün küçük bir karar vermeliyiz.

İş yerimize giderken yüzümüzü biraz yumuşatmak…

Bir vatandaşa biraz daha sabırlı davranmak…

Bir çalışanla konuşurken sesimizi yükseltmemek…

Bir hastaya “Geçmiş olsun” demek…

Bir yaşlıya yol göstermek…

Bir çocuğa güzel davranmak…

Bir insanı küçümsememek…

Çünkü hayat zaten yeterince yorucu.

İnsanların birbirine yük olmaya değil, birbirinin yükünü hafifletmeye ihtiyacı var.

Bir Cümle Bir İnsanın Zihninde Yıllarca Kalabilir

Ve özellikle işi insanlarla iletişim kurmak olanlara bir cümlem var:

Sizin masanıza gelen insan, sizin kötü gününüzün sebebi olmayabilir.

Belki o gün onun da kötü günüdür.

Belki sizden gelecek küçücük bir tebessüme ihtiyacı vardır.

Belki hayatında ilk kez geldiği bir kurumda ne yapacağını bilmiyordur.

Belki korkuyordur.

Belki utanıyordur.

Belki yalnızdır.

Belki sadece yardım bekliyordur.

Ve sizin bir cümleniz onun zihninde yıllarca kalabilir.

“Ne kadar güzel ilgilendi benimle.” diyebilir.

Ya da…

“İnsan yerine koymadılar.” diyebilir.

İnsanların hayatında nasıl hatırlanacağımızı seçmek biraz da bizim elimizde.

Toplumun Huzuru Birbirimize Nasıl Davrandığımızda Başlıyor

Bu yazıyı kimseyi hedef göstermek için yazmadım.

Birilerini küçük düşürmek için hiç yazmadım.

Ben yalnızca günlük hayatın içinde karşılaştığımız bir sorunu dile getirmek istedim.

Çünkü bazen gazetelerin manşetlerinde büyük meseleleri konuşurken yanı başımızdaki küçük ama önemli meseleleri kaçırıyoruz.

Oysa toplumun huzuru biraz da burada başlıyor.

Birbirimize nasıl davrandığımızda…

Belki maaşları artıramayız.

Belki bütün kurumları bir günde değiştiremeyiz.

Belki herkesin hayatındaki sorunları çözemeyiz.

Ama bir şeyi yapabiliriz:

Birbirimizin gününü zorlaştırmamayı seçebiliriz.

Bir tebessüm etmek çok zor değil.

“Buyurun” demek çok zor değil.

“Teşekkür ederim” demek çok zor değil.

“Geçmiş olsun” demek çok zor değil.

“Kolay gelsin” demek çok zor değil.

Bunların hiçbiri bütçe istemiyor.

Makbuz gerektirmiyor.

Randevu gerektirmiyor.

Kurum onayı gerektirmiyor.

Sadece biraz insanlık gerekiyor.

Sivas’ın Sokaklarında Herkesin Bir Derdi Olabilir

O yüzden bu haftaki köşemi tek bir cümleyle bitirmek istiyorum:

Sivas’ın sokaklarında herkesin bir derdi olabilir; ama hiç kimsenin başka bir insanın hayatına kendi öfkesini bırakmaya hakkı yok.

Çalışan da insan.

Vatandaş da.

Hasta da.

Doktor da.

Memur da.

Esnaf da.

Öğretmen de.

Öğrenci de.

Hepimiz yoruluyoruz.

Hepimiz kırılıyoruz.

Hepimizin zaman zaman tahammülü azalıyor.

Ama tam da bu yüzden birbirimize daha sert değil, daha merhametli davranmalıyız.

Çünkü hayat kısa.

Ve günün sonunda hepimiz aynı şeyi istiyoruz:

İşimiz görülsün, hakkımız verilsin, saygımız korunsun ve kimse kimsenin kalbini gereksiz yere kırmasın.

Bir Şehri Şehir Yapan Taşları Değil, İnsanlarıdır

Belki Sivas’ı daha güzel bir şehir yapmak için önce binaları değil, birbirimize bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor.

Çünkü bir şehri şehir yapan taşları değil…

İnsanlarıdır.

Eğitim ve Öğrenci Koçu
Betül Mülayim Taşkıran

Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin

Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.

Sponsorlu içerik
Google'da Gündem Sivastercih edilen kaynağınız yapın — haberlerimizi arama sonuçlarında öne çıkarın

Yorumlar

İlk yorumu siz yapın.

Bu Haber İlginizi Çekebilir

Özel Hayat Sokağa Çıkınca
Köşe Yazıları

Özel Hayat Sokağa Çıkınca

İnsan kendi hayatı üzerinde söz sahibi olmak ister.

Haberin Detayı →

Bunları da Okuyun

30 Ağustos’ta Sivas’a Kuşbakışı

Haberin Detayı →

GEÇMİŞTEN DEVRALMAK DEĞİL GELECEĞE LAYIĞIYLA HAZIRLAMAK

Haberin Detayı →

Çeyiz Sandığından Çıkan Vatan

Haberin Detayı →

Sivas gündemini kaçırmayın

Günün öne çıkan haberlerini e-postanıza alın. İstediğiniz an çıkabilirsiniz.

Kaydolarak e-posta ile bilgilendirme almayı kabul etmiş olursunuz. Verileriniz üçüncü kişilerle paylaşılmaz (KVKK).

İhbar Hattı