Nisan ayı okullarda yalnızca baharın değil, aynı zamanda ortak yazılıların da habercisi oluyor. Koridorlarda hızlanan adımlar, teneffüslerde artan soru tekrarları, evlerde sessizce açılan test kitapları… Her şey bize aynı şeyi söylüyor: Çocuklar sınav dönemine girdi.
Bu yıl ikinci dönem ortak yazılı takvimiyle birlikte birçok öğrenci özellikle matematik ve Türkçe derslerinde daha yoğun bir baskı hissediyor. Çünkü ortak yazılı artık yalnızca sınıf içi bir ölçme aracı değil; öğrencinin kendini başka okullardaki akranlarıyla da kıyasladığı bir psikolojik alana dönüşmüş durumda.
İşte tam da burada asıl sormamız gereken soru şu:
Çocuklarımız gerçekten öğrenmek için mi çalışıyor, yoksa sadece düşük not alma korkusuyla mı masa başına oturuyor?
Bir eğitim koçu olarak son günlerde öğrencilerde en sık gördüğüm şey bilgi eksikliğinden çok performans kaygısı.
Aslında birçok çocuk konuyu biliyor. Soruları çözebiliyor. Ancak sınav yaklaştıkça zihninde şu cümleler dönmeye başlıyor:
“Ya yapamazsam?”
“Ya herkes yüksek alır da ben alamazsam?”
“Ya öğretmenim hayal kırıklığına uğrarsa?”
“Ya annem babam kızarsa?”
Bu düşünceler çocuğun bilgisini değil, cesaretini yoruyor.
Oysa sınav, çocuğun değerini ölçen bir araç değildir. Ortak yazılılar da yalnızca öğrenme sürecinin hangi noktada olduğunu görmek için vardır. Ama biz yetişkinler bazen farkında olmadan notu, çocuğun kişiliğiyle eşitliyoruz. Yüksek notu başarı, düşük notu yetersizlik gibi sunuyoruz. İşte çocukların omzuna binen en ağır yük de burada başlıyor.
Velilere özellikle şunu söylemek istiyorum:
Bu hafta evinizde sınav stresi değil, güven duygusu büyütün.
“Kaç alacaksın?” yerine
“Hazırlık sürecin nasıl gidiyor?” diye sorun.
“Yanlış yapma.” yerine
“Bildiklerini sakin şekilde yansıt.” deyin.
Çünkü çocuk en çok, evdeki cümlelerden etkilenir.
Öğretmenler açısından da ortak yazılılar önemli bir fırsat. Bu sınavlar yalnızca puan vermek için değil, öğrencinin eksik kaldığı kazanımları görmek için bir rehberdir. Çocuğun yanlış yaptığı her soru aslında onun öğrenme yolculuğunda bize tuttuğu bir aynadır.
Ben özellikle ortak yazılı dönemlerinde öğrencilerin uyku düzenine, ekran süresine ve son gece tekrar baskısına çok dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü sınav başarısını sadece ders çalışmak değil; zihinsel sakinlik, özgüven ve doğru zaman yönetimi belirler.
Belki de bu süreçte çocuklara vermemiz gereken en büyük mesaj şudur:
Sınav bir sonuç değil, bir süreçtir.
Bir yazılı kötü geçmiş olabilir. Bir soru yanlış olabilir. Ama bu, çocuğun potansiyelini asla belirlemez.
Asıl başarı, sınavdan kaç puan aldığı değil; o süreçte stresini yönetmeyi, plan yapmayı, emek vermeyi ve yeniden denemeyi öğrenmesidir.
Ortak yazılılar gelip geçecek. Kâğıtlar okunacak, notlar girilecek, sonuçlar açıklanacak. Fakat çocukların zihninde kalacak olan şey, bu süreçte kendilerine nasıl hissettirildiğidir.
Geliniz çocuklarımıza not baskısını değil, öğrenmenin huzurunu öğretelim. Çünkü gerçek başarı, sadece yüksek puan değil; kaygının içinden geçip kendine inanabilen çocuklar yetiştirebilmektir.
Sevgi ve eğitim inancıyla…
Eğitim ve Öğrenci Koçu
Betül Mülayim Taşkıran