ÖLÜLER İÇİN MİDİR ÖLÜME DAİR CÜMLELER?

Son zamanlarda ölüm haberleri peş peşe düşüyor önüme.
Birinin adı henüz hafızamızdaki yerini korurken, bir başka ölüm haberi geliyor. Kimi tanıdığımız, sevdiğimiz, eserleriyle hayatımıza dokunmuş insanlar… Kimi ise yalnızca adını duyduğumuz, fakat ölümünü öğrendiğimiz anda hayatın ne kadar kırılgan olduğunu yeniden hatırladığımız insanlar.
Hele tanınmış insanların bile bazen ansızın, sessizce ve yapayalnız öldüğünü duyduğumda, ölümün insanları birbirinden ayıran bütün sıfatları bir anda nasıl söküp attığını düşünüyorum.
Şöhretin, makamın, kalabalıkların, paranın, alkışların… Ölümün kapısında hiçbirinin hükmü kalmıyor.
İnsan, kim olursa olsun, sonunda aynı sessizliğe teslim oluyor.
Belki de son zamanlarda duyduğum bu ardı ardına ölüm haberleri, beni uzun zamandır zihnimin bir köşesinde duran bir sorunun karşısına yeniden oturttu:
Bir insan öldüğünde, onun ardından söylediğimiz bütün o cümleleri aslında kime söylüyoruz?
Bir insan öldüğünde, çevresinde bir sessizlik başlar.
Sonra cümleler gelir…
“Allah rahmet eylesin.”
“Başımız sağ olsun.”
“Ömrü uzun değildi.”
“İyi insandı.”
“Ne çok seveni varmış.”
“Daha yapacak çok işi vardı.”
“Hayat işte…”
Söyleriz.
Çünkü ölümün karşısında insanın elinde çoğu zaman yalnızca kelimeler kalır.
Ama hiç düşündünüz mü?
Bu cümlelerin gerçekten kaçı ölüler içindir?
Bence hiçbiri.
Çünkü ölü, artık bizim cümlelerimize ihtiyaç duymaz.
Biz onun ardından konuşurken o artık ne övgümüzü duyar ne pişmanlığımızı ne de “keşke”lerimizi…
Ölüm, insanı başkalarının düşüncelerinden kurtaran son sessizliktir.
Öyleyse bütün bu cümleleri kime söylüyoruz?
Kendimize.
“Allah rahmet eylesin” derken, aslında ölümün karşısında ne kadar çaresiz olduğumuzu kabul ediyoruz.
“Başımız sağ olsun” derken, kaybettiğimiz insan kadar kendi eksilişimizi de fark ediyoruz.
“İyi insandı” derken, bir insanın ardından söylenebilecek en kıymetli sıfatın servet, makam, şöhret değil; iyilik olduğunu hatırlıyoruz.
“Daha gençti” derken, yaşamanın bir yaş garantisi olmadığını anlıyoruz.
“Daha yapacak çok işi vardı” derken, kendi yarım bıraktıklarımız aklımıza geliyor.
Ve “Bir gün hepimiz öleceğiz” dediğimizde…
İşte o cümlede artık ölen kişi yoktur.
Sıra bize gelmiştir.
Belki de bu yüzden cenazeler yalnızca ölüleri uğurladığımız yerler değildir.
Bir bakıma kendimizi de uğurlarız orada.
Ölenin tabutuna bakıp kendi hayatımızı tartarız.
Kime kırgınız?
Kimin kalbini kırdık?
Kime “sonra ararım” dedik?
Hangi özrü gururumuza yediremedik?
Hangi sevgiyi söylemek için daha uygun bir gün bekledik?
Hangi insanın kıymetini, onu kaybettikten sonra anladık?
Çünkü ölümün en acı tarafı belki de ölmek değildir.
Bazı şeyleri söylemek için artık çok geç kalmış olmaktır.
Bir insanın ardından çiçek göndeririz.
Oysa belki yaşarken bir demet çiçeğe ihtiyacı vardı.
Mezarının başında dualar ederiz.
Oysa belki hayattayken bir kez başını omzumuza koyup ağlamasına izin vermemiz yeterdi.
Ardından güzel sözler söyleriz.
Oysa belki o sözlerin bir tanesini yaşarken duymaya ihtiyacı vardı.
İşte ölüm bize bunu öğretir:
Bazı cümlelerin değeri, söylendiği zamanda saklıdır.
“İyi ki varsın.”
“Özür dilerim.”
“Seni seviyorum.”
“Yanındayım.”
“Hakkını helal et.”
"Beni Affet !"
Bunlar mezar taşlarına değil, yaşayan insanların kalbine bırakılması gereken cümlelerdir.
Çünkü ölümden sonra söylenen en güzel söz bile, bazen yaşayan bir kalbe zamanında söylenmemiş tek bir cümlenin yerini tutamaz.
Belki de bu yüzden ölüm hakkında konuşmak, aslında hayat hakkında konuşmaktır.
Ölüleri anmak, aslında yaşamanın kıymetini hatırlamaktır.
Mezarlıklardan çıkarken içimizin bir parça değişmesi bundandır.
Bir süre daha yavaş yürürüz.
Bir süre daha az kızarız.
Bir süre daha çok ararız sevdiklerimizi.
Bir süre daha sarılırız.
Sonra hayat yeniden hızlanır.
Telefonlar çalar.
Faturalar gelir.
Trafik başlar.
İşler yetişir.
Kırgınlıklar büyür.
Ve biz yine ölümü unutup yaşamaya devam ederiz.
Ta ki bir gün başka bir cenazenin başında aynı cümleleri yeniden kurana kadar…
Belki de ölümün bize bıraktığı en büyük ders budur:
Ölülerin ardından söylenecek cümleleri biriktirmeyin.
Çünkü bazı cümlelerin mezarlıkta hiçbir hükmü yoktur.
Söyleyecekseniz şimdi söyleyin.
Sarılacaksanız şimdi sarılın.
Affedecekseniz şimdi affedin.
Sevecekseniz şimdi sevin.
Çünkü ölüm, insanın ağzından çıkan son cümleyi değil;
hayatı boyunca söylemeye fırsat bulamadığı cümleleri susturur.
Ve belki…
Ölülerin ardından söylediğimiz bütün o cümleler gerçekten onların değilse,
ölümün bize gönderdiği son mektuplardır.
Mektubun alıcısı ise bellidir:
Henüz hayatta olan bizler.
Zehra Nihal Hangişi
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.





