HERKES KONUŞUYOR, KİMSE DİNLEMİYOR!

Bir gün çarşıda yürürken etrafınızdaki insanları dinlemeyi deneyin. Sadece dinleyin. Telefon konuşmalarını… Arkadaş sohbetlerini… Anne babaların çocuklarıyla konuşmalarını… Esnafın müşterisiyle konuşmasını… İnsanların birbirine cevap verme biçimini…
Bir süre sonra ilginç bir şey fark edeceksiniz: Herkes konuşuyor. Ama çok az insan gerçekten dinliyor.
Herkesin söyleyecek bir sözü var. Herkesin verecek bir cevabı var. Herkes haklı. Herkes kendi derdini anlatmak istiyor. Ama karşısındaki insanın derdini anlamaya çalışan kaç kişi kaldı?
Dinlemek, cevap vermek değildir
Bazen bir insan size bir şey anlatırken cevabını daha o cümlesini bitirmeden hazırlıyoruz. “Ben olsam…” “Sen de şöyle yap…” “Bunda ne var ki?” “Benim başıma neler geldi biliyor musun?”
Karşımızdaki daha derdini anlatmadan kendi hikâyemizi anlatmaya başlıyoruz. Çünkü artık dinlemekten çok cevap vermek istiyoruz. Oysa dinlemek cevap vermek değildir. Dinlemek, anlamaya çalışmaktır.
Bazen insan sadece anlatmak ister
Bir anne çocuğuna kızıyor. “Ben senin yaşındayken…” Bir baba çocuğuna nasihat ediyor. “Biz neler gördük…” Bir öğretmen öğrencisine anlatıyor. “Ben sana kaç kere söyledim…” Bir arkadaş diğerine dert yanıyor. Karşılığında hemen çözüm geliyor: “Boş ver.” “Takma kafana.” “Geçer.” “Sen de şöyle yapsaydın.”
Oysa bazen insan çözüm istemiyor. Bazen sadece anlatmak istiyor. Bazen birinin karşısına geçip hiçbir şey söylemeden onu dinlemesine ihtiyaç duyuyor.
Çocuklarımızı gerçekten dinliyor muyuz?
Özellikle çocuklarımızı dinlemeyi unuttuk. Çocuk bir şey anlatmaya başlıyor. Biz telefona bakıyoruz. “Bir dakika.” “Şimdi olmaz.” “Sonra anlat.”
Sonra çocuk odasına gidiyor. Bir süre sonra susuyor. Ve biz onun neden artık bizimle hiçbir şey paylaşmadığını anlamıyoruz.
Oysa çocuk bir günde susmaz. Çocuk defalarca anlatmaya çalışır. Defalarca karşılık bekler. Defalarca “Beni gerçekten dinliyor musun?” diye sınar bizi. Cevap alamadığında ise konuşmayı bırakır.
Sessizleşmek her zaman uslanmak değildir
Bir çocuğun sessizleşmesini her zaman “uslandı” diye yorumlamayın. Bazen sadece vazgeçmiştir. Anlatmaktan vazgeçmiştir. Anlaşılmaktan umudunu kesmiştir. Ve bu çok daha büyük bir problemdir.
Çünkü çocuklarımızın bize anlatamadığı şeyleri bir gün başka insanlara anlatacağından endişe ederiz. Ama önce kendimize sormalıyız: Biz onları dinledik mi? Gerçekten dinledik mi?
Telefonu bırakarak… Gözlerinin içine bakarak… Sözünü kesmeden… Hemen yargılamadan… Hemen nasihat vermeden… Sadece dinledik mi?
Anlamak yerine savunmaya geçiyoruz
Eşler arasında da durum farklı değil. Biri konuşuyor. Diğeri savunmaya geçiyor. Biri derdini anlatıyor. Diğeri geçmişte yaşanan başka bir meseleyi ortaya çıkarıyor.
Bir cümle söyleniyor. On cümlelik kavga çıkıyor. Çünkü artık insanlar birbirini anlamaya değil, birbirine cevap vermeye çalışıyor.
“Ben ne söyledim?” “Sen ne yaptın?” “Sen zaten hep böylesin.” “Sen de geçen sefer…” Ve konu, başladığı yerden çok uzaklara gidiyor. Çünkü dinlemek yerine savunuyoruz. Anlamak yerine suçluyoruz.
Sosyal medyada dinlemeden karar veriyoruz
Sosyal medya da bu hâlimizi daha görünür hâle getirdi. Herkesin bir fikri var. Herkes bir şey söylüyor. Herkes yorum yapıyor. Herkes başkasının hayatı hakkında hüküm veriyor.
Bir fotoğraf görüyoruz, hayatını biliyormuşuz gibi konuşuyoruz. Bir cümle okuyoruz, insanın bütün karakterini çözdüğümüzü sanıyoruz. Bir olay duyuyoruz, tarafımızı hemen seçiyoruz. Araştırmadan… Sormadan… Dinlemeden… Anlamadan… Karar veriyoruz.
Sonra da neden toplumda bu kadar öfke olduğunu düşünüyoruz. Belki de cevabı çok basit: Çünkü herkes konuşuyor ama kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor.
Bir insanı dinlemek, ona değer vermektir
Oysa dinlemek çok büyük bir erdem. Bir insanı dinlediğinizde ona “Sen önemlisin.” demiş olursunuz. “Anlattıkların benim için değerli.” demiş olursunuz. “Buradayım.” demiş olursunuz.
Bazen bundan daha büyük bir destek yoktur. Bir insanın hayatını değiştirecek tavsiyeyi veremeyebilirsiniz. Sorununu çözemeyebilirsiniz. Parasını veremezsiniz. Onun yerine mücadele edemezsiniz. Ama onu dinleyebilirsiniz. Ve bazen insanın ihtiyacı tam olarak budur.
Küçük bir denemeyle başlayalım
Belki bugün küçük bir deneme yapalım. Bir arkadaşımız konuşurken telefonumuzu bırakalım. Çocuğumuz bir şey anlatırken sözünü kesmeyelim. Anne babamız aynı hikâyeyi tekrar anlatsa bile sabırla dinleyelim.
Eşimiz bir konuda kırıldığını söylediğinde hemen savunmaya geçmeyelim. Bir çalışan bize bir şey anlatırken onun sözünü bitirmesini bekleyelim. Bir insanla aynı fikirde olmadığımızda bile onu anlamaya çalışalım. Çünkü aynı fikirde olmak zorunda değiliz. Ama birbirimizi dinlemek zorundayız.
Kalabalık olmak, anlaşılmak demek değil
Sivas’ın sokaklarında bazen yüzlerce insanın arasında yürürken insan kendisini yalnız hissedebiliyor. Çünkü kalabalık olmak, anlaşılmak demek değil. Yanımızda insanlar olabilir. Ama bizi gerçekten dinleyen kimse olmayabilir. Belki çağımızın en büyük yalnızlığı da budur.
İnsanların içinde olup anlaşılmamak. Herkese ulaşabilmek ama kimseye gerçekten kendini anlatamamak. Binlerce kişiye mesaj göndermek ama bir kişinin bile “Nasılsın, gerçekten?” diye sormaması.
Cevap vermeden önce dinleyelim
O yüzden bu hafta hepimize küçük bir çağrım var: Birbirimize cevap vermeden önce dinleyelim. Yargılamadan önce anlayalım. Öfkelenmeden önce soralım. Varsaymak yerine konuşalım.
Çocuklarımızın sadece başarılarını değil, korkularını da dinleyelim. Eşimizin sadece söylediklerini değil, söyleyemediklerini de anlamaya çalışalım. Anne babamızın tekrar tekrar anlattığı hikâyelerin arkasındaki özlemi fark edelim. Çünkü bazı insanlar aynı şeyi defalarca anlatıyorsa belki de hikâyeyi değil, ilginizi arıyorlardır.
“Ben bugün kimi gerçekten dinledim?”
Ve belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: “Ben bugün kimi gerçekten dinledim?” Cevabımız yoksa, belki de günün en önemli eksiklerinden biri budur.
Çünkü konuşmak kolay. Bağırmak kolay. Eleştirmek kolay. Yargılamak kolay. Tavsiye vermek kolay. Ama gerçekten dinlemek… Sabır ister. Empati ister. Olgunluk ister. Ve en önemlisi, karşındaki insanı kendin kadar değerli görmeyi gerektirir.
Birkaç dakikalık gerçek ilginin gücü
Belki de biraz daha az konuşup biraz daha fazla dinlemeye ihtiyacımız var. Çünkü bazen bir insanı değiştiren şey söylediğimiz yüzlerce cümle değil… Onu dinlerken gösterdiğimiz birkaç dakikalık gerçek ilgidir.
Unutmayalım: Bir çocuğu dinlerseniz kendisini değerli hisseder. Bir yaşlıyı dinlerseniz yalnızlığını azaltırsınız. Bir dostu dinlerseniz yükünü hafifletirsiniz. Bir çalışanı dinlerseniz onu insan yerine koyduğunuzu gösterirsiniz.
Bir insanı dinlerseniz ona şu mesajı verirsiniz: “Senin sözün önemli.” Belki de bugün hepimizin birbirine en çok söylemesi gereken cümle budur.
Çünkü hayat zaten yeterince gürültülü. Herkesin bir fikri var. Herkesin bir yorumu var. Herkesin söyleyecek bir sözü var. Ama bu kadar gürültünün içinde birbirimizi gerçekten duyabiliyor muyuz?
Belki de artık daha fazla konuşmaya değil… Birbirimizi gerçekten dinlemeye ihtiyacımız var.
Betül Mülayim Taşkıran
Eğitim ve Öğrenci Koçu
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.





