ÇOCUKLARIMIZI BÜYÜTÜYORUZ, AMA İNSAN YETİŞTİRİYOR MUYUZ?

Bir çocuğun karnesinde yüksek notlar gördüğümüzde gururlanıyoruz.
Derece yaptığında seviniyoruz.
İyi bir liseye girdiğinde mutlu oluyoruz.
Üniversiteyi kazandığında göğsümüz kabarıyor.
“Benim çocuğum başarılı.” diyoruz.
Peki hiç durup şu soruyu soruyor muyuz?
“Benim çocuğum iyi bir insan mı?”
Sanırım bugün eğitim hayatımızın en önemli sorularından biri bu.
Çünkü çocuklarımızın geleceği için büyük planlar yapıyoruz.
Hangi okula gidecek?
Hangi sınava hazırlanacak?
Kaç puan alacak?
Hangi üniversiteyi kazanacak?
Hangi mesleği yapacak?
Bütün bunları düşünüyoruz.
Ama bazen daha temel bir soruyu unutuyoruz:
Nasıl bir insan olacak?
Çocuğumuz matematikte çok başarılı olabilir.
İngilizcesi çok iyi olabilir.
Bir sınavda Türkiye derecesi yapabilir.
Ama yaşlı bir insanın yanında oturup onun ayakta kalmasına göz yumuyorsa…
Evde annesine babasına saygısızca konuşuyorsa…
Arkadaşının başarısını kıskanıyor, onun başarısızlığına seviniyorsa…
Bir hata yaptığında özür dilemeyi bilmiyorsa…
Sahip olduklarının kıymetini bilmiyorsa…
Sorumluluk almaktan kaçıyorsa…
Bütün bunları yalnızca “Çocuk işte.” diyerek geçiştirebilir miyiz?
Bazen çocuklarımızın başarısını o kadar merkeze koyuyoruz ki karakter gelişimini ikinci plana atıyoruz.
“Yeter ki sınavı kazansın.”
“Yeter ki iyi bir üniversiteye gitsin.”
“Yeter ki diğerlerinden geri kalmasın.”
Peki ya insan olma yarışında nerede?
Kimse çocuğuna “Bugün kaç kişiye yardım ettin?” diye sormuyor.
“Bugün birinin kalbini kırdın mı?”
“Bugün verdiğin sözü tuttun mu?”
“Bugün sorumluluğunu yerine getirdin mi?”
“Bugün bir büyüğüne saygı gösterdin mi?”
“Bugün arkadaşının başarısına sevinebildin mi?”
Bunları sormak da eğitimdir.
Hatta belki eğitimin en önemli kısmıdır.
Çünkü çocuklarımıza yalnızca bilgi öğretmiyoruz.
Onlara hayatı öğretiyoruz.
Ve çocuklarımıza söylediğimizden çok, yaptığımızla örnek oluyoruz.
“Kitap oku.” diyoruz.
Ama çocuk bizi hiç kitap okurken görmüyor.
“Telefonla fazla oynama.” diyoruz.
Ama elimizden telefonu bırakamıyoruz.
“İnsanlara saygılı davran.” diyoruz.
Ama trafikte bağırıyoruz.
“Yalan söyleme.” diyoruz.
Ama çocuğun yanında başkasına gerçeği farklı anlatıyoruz.
“Büyüklere saygılı ol.” diyoruz.
Ama kendi anne babamıza karşı sabırsız davranıyoruz.
Sonra çocuklarımızın neden böyle olduğunu merak ediyoruz.
Çocuklar bizim söylediklerimizi değil, yaşadıklarımızı öğreniyor.
Bir çocuğun karakter eğitimi okul kapısından girince başlamaz.
Evde başlar.
Anne babanın birbirine hitabında başlar.
Sofrada başlar.
Misafir geldiğinde başlar.
Markette başlar.
Trafikte başlar.
Bir çalışanla konuşurken başlar.
Bir hata yaptığımızda “Özür dilerim.” diyebilmemizde başlar.
Çocuğun önünde bir başkasını küçümseyip küçümsemememizde başlar.
Çünkü çocuk izler.
Çocuk kaydeder.
Çocuk örnek alır.
Bugün çocuklarımızdan çok şey bekliyoruz.
Başarılı olsunlar.
İyi bir meslek sahibi olsunlar.
Para kazansınlar.
Güzel evleri olsun.
İyi bir hayat yaşasınlar.
Elbette bunların hepsini isteriz.
Bir anne baba bundan daha doğal ne isteyebilir?
Ama bütün bunların yanında bir şey daha istemeliyiz:
Vicdanları olsun.
Birinin canı yandığında fark etsinler.
Haksızlık gördüğünde susmasınlar.
Kendilerinden güçsüz olana tepeden bakmasınlar.
Kaybettiklerinde insanlıklarını kaybetmesinler.
Kazandıklarında başkalarını küçümsemesinler.
Çünkü hayat yalnızca sınavlardan ibaret değil.
Bir gün okul bitecek.
Diploma alınacak.
Üniversite kazanılacak.
Meslek sahibi olunacak.
Ama insanın gerçek sınavı hayatın içinde devam edecek.
İş yerinde…
Evlilikte…
Arkadaşlıkta…
Komşulukta…
Anne babalıkta…
Toplum içinde…
Ve o sınavlarda karşımıza matematik soruları çıkmayacak.
Sabır çıkacak.
Sadakat çıkacak.
Merhamet çıkacak.
Sorumluluk çıkacak.
Ahlak çıkacak.
Vicdan çıkacak.
İşte bu yüzden anne babalara söylemek istediğim bir şey var:
Çocuğunuzun başarısını küçümsemeyin.
Ama başarısını karakterinin önüne de koymayın.
Çünkü iyi bir üniversite kazanmak çocuğunuzun hayatını değiştirebilir.
Ama iyi bir insan olmak hem kendi hayatını hem de dokunduğu insanların hayatını değiştirir.
Bir diploma ona meslek kazandırabilir.
Ama güzel ahlak ona insan kazandırır.
Bir sınav sonucu ona bir kapı açabilir.
Ama karakteri, hayat boyunca hangi kapılardan nasıl geçeceğini belirler.
Belki de artık çocuklarımıza sadece “Ne olacaksın?” diye sormamalıyız.
Bir de:
“Nasıl bir insan olmak istiyorsun?”
diye sormalıyız.
Çünkü dünyaya başarılı insanlardan daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir şey varsa, o da iyi insanlardır.
Ve belki bugün kendimize şu soruyu sormanın tam zamanıdır:
Çocuklarımızı gerçekten geleceğe mi hazırlıyoruz, yoksa sadece sınavlara mı?
Ben cevabın hepimiz için önemli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü çocuklarımızın aldığı puanlar bir gün unutulabilir.
Ama onların insanlara nasıl davrandığı, nasıl bir kalp taşıdığı, nasıl bir karaktere sahip olduğu toplumun geleceğini belirleyecek.
Çocuk yetiştirmek, bir çocuğun boyunu uzatmak değildir.
Onun aklını, kalbini, vicdanını ve karakterini birlikte büyütmektir.
Ve unutmayalım:
Çocuklarımız bizim geleceğimiz değil sadece.
Onlar bugünün de aynası.
Onlarda gördüğümüz birçok davranışın kökünde, biz yetişkinlerin bıraktığı izler var.
O hâlde çocuklarımızdan daha iyi bir dünya bekliyorsak, önce onlara daha iyi bir dünya ve daha iyi örnekler bırakmalıyız.
Çünkü geleceğin doktorunu, öğretmenini, mühendisi, hukukçusunu yetiştirirken…
Asıl önce insan yetiştiriyoruz.
Ve belki de bütün mesele tam olarak burada başlıyor.
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.





