Köşe Yazıları

Ölenler Kaç Yaşında Kalır?

İnsan bazen hiç beklemediği bir anda, yıllardır aklına gelmeyen bir yüzle karşılaşır.

Gündem Sivas Muhabir
Gündem Sivas Muhabir
Editör
15 Temmuz 2026 05:00

İnsan bazen hiç beklemediği bir anda, yıllardır aklına gelmeyen bir yüzle karşılaşır. Bir şarkıda… Eski bir fotoğraf albümünde… Sokakta yürürken tanıdık bir kokuya karışan bir anıda… Ve o anda fark eder ki, yıllar geçmiş olmasına rağmen o yüz hiç değişmemiştir.
İşte o zaman insanın zihnine sessizce bir soru düşer:
Ölenler kaç yaşında kalır?
Takvimlere bakarsanız cevap çok nettir. Doğdukları ve öldükleri tarih arasında yazan rakamlar vardır. Matematik, onların yaşını hesaplar ve defteri kapatır.
Ama insan yüreği matematik bilmez.
Biz yaşamaya devam ederiz. Saçlarımız beyazlar. Ellerimiz kırışır. Çocuklarımız büyür, torunlarımız olur. Şehirler değişir, evler değişir, alışkanlıklarımız değişir. Her yıl doğum günlerimizi kutlarken yaşımıza bir rakam daha eklenir.
Fakat bir gün kaybettiğimiz insanlar…
Onlar hiç değişmez.
Çocuk yaşta annesini kaybeden biri, altmış yaşına geldiğinde bile annesini genç bir kadın olarak hatırlar. Yıllar önce uğurladığı babası, zihninde hâlâ aynı ses tonuyla konuşur. Genç yaşta kaybedilen bir arkadaşın kahkahası, yıllar geçse de yaşlanmaz. Çünkü hafızanın aynasında zamanın çizgileri görünmez.
Belki de insan, sevdiği birini son gördüğü yaşta saklar.
Belki de hafızamız, ayrılığın yaşını mühürler.
Zaman ilginçtir. Hep ileri doğru akar. Hiç kimse onu durduramaz. Ne en mutlu günümüzde yavaşlar ne de en acı günümüzde geri döner. Saatler aynı kararlılıkla ilerler.
Ama insanın içinde başka bir zaman vardır.
Orada saatler bazen susar.
Bir annenin oğluna son kez sarıldığı an, yıllar geçse de eskimez. Bir babanın kızına son gülümseyişi, hafızada ilk günkü kadar canlı kalabilir. Son konuşmalar, son bakışlar, son vedalar... Hepsi zamanın dışına çıkar gibi olur.
Belki de ölüm zamanı durdurmaz.
Belki ölüm, zamanı ikiye ayırır.
Bir tarafta yaşam devam eder. İnsanlar işe gider, çocuklar okula başlar, yeni evler yapılır, eski sokaklar yıkılır. Hayat kendi ritmini sürdürür.
Diğer tarafta ise tek bir an sonsuzlaşır.
İşte o yüzden bazı insanlar bizim için hiç yaşlanmaz.
Eski fotoğraflara bakarken bunu daha iyi anlarız. Albümdeki yüzlere dikkat edin. Onlar hep aynı yaştadır. Gülümsemeleri değişmez. Bakışları değişmez. Ellerini uzatsanız yine aynı sıcaklığı hissedeceğinizi sanırsınız.
Belki de fotoğraflar yalnızca görüntüyü değil, zamanı da saklar.
İnsan hafızası da biraz böyledir.
Bazen yıllar önce kaybettiğimiz biriyle ilgili konuşurken, sanki dün görüşmüşüz gibi ayrıntıları hatırlarız. Sesini unutmamışızdır. Gülüşünü unutmamışızdır. Hatta bazı cümlelerini bugün bile aynı tonlamayla zihnimizde duyabiliriz.
Çünkü sevgi, unutmanın karşısında sessizce nöbet tutar.
Hayat bize sürekli ilerlemeyi öğretir.
Yeni başlangıçlar…
Yeni insanlar…
Yeni şehirler…
Yeni umutlar…
Ama insanın kalbinde, kimsenin dokunamadığı küçük odalar vardır. O odalarda zaman farklı çalışır. Orada ne takvim yaprakları düşer ne de yıllar eskir.
Belki de bu yüzden bazı isimleri söylerken hâlâ şimdiki zaman kullanırız.
Sanki birazdan kapıyı açacaklarmış gibi…
Sanki telefon çalsa seslerini duyacakmışız gibi…
Sanki uzun bir yolculuğa çıkmışlar da dönüşleri gecikmiş gibi…
Akıl bunun mümkün olmadığını bilir.
Ama kalp bazen bilmekle yetinmez.
Çünkü sevgi, mantığın açıklayamadığı bir hafızaya sahiptir.
Bir mezarlığa gittiğinizde bunu daha derinden hissedersiniz. Taşların üzerinde yıllar yazar. Aradan geçen onlarca yıl yazar. Ama siz toprağın altında yatanı, o rakamlarla değil; gözlerinizde kalan son hâliyle hatırlarsınız.
Belki gençtir…
Belki çocuktur…
Belki saçları henüz ağarmamıştır…
Belki yüzünde yılların bırakacağı hiçbir iz yoktur.
Çünkü siz onu öyle uğurlamışsınızdır.
Ve hafızanız, o günü sessizce korumuştur.
Belki de bu yüzden "zaman her şeyi iyileştirir" sözü her zaman doğru değildir.
Zaman acının keskinliğini azaltabilir.
Eksikliğe alışmayı öğretebilir.
İnsana yeniden gülmeyi, yeniden umut etmeyi gösterebilir.
Ama sevilen bir yüzü yaşlandırmaya gücü yetmez.
Çünkü bazı insanlar takvimlerde değil, hatıralarda yaşamaya devam eder.
Belki de insan öldüğünde kaç yaşında kaldığının tek bir cevabı yoktur.
Kimileri için yirmi yaşında…
Kimileri için kırkında…
Kimileri için çocukluğundaki gülümsemesiyle…
Kimileri için saçlarına ilk ak düştüğü gün…
Her insan, onu sevenlerin kalbinde başka bir yaşta yaşamaya devam eder.
Ve belki de gerçek yaş, nüfus cüzdanında yazan değildir.
Gerçek yaş, bir insanın son kez sevgiyle hatırlandığı andır.
Biz yaşamaya devam ederiz.
Takvimler değişir.
Mevsimler yeniden gelir.
Çocuklar büyür.
Aynalar bize geçen yılları gösterir.
Ama bazı insanlar, ömrümüz boyunca aynı yaşta kalır.
Belki bu yüzden onları özlediğimizde yalnızca bir insanı değil, durmuş bir zamanı da özleriz.
Ve belki de hayatın en sessiz gerçeği şudur:
Takvimler yaşayanlar için ilerler. Sevgi ise bazı insanları, sonsuza kadar hatırlandıkları yaşta saklar.

Yorum Yap

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar

0 yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!