Başarı sadece masa başında geçirilen süre değildir
Evlerimizin en çok duyulan cümlesi şu:
“Git ders çalış!”
Peki bir an durup şu soruyu soruyor muyuz:
Çocuk gerçekten ders çalışmayı biliyor mu?
Çünkü çoğu çocuk masasının başına oturmayı ders çalışmak sanıyor.
Defteri açmak, kitabın sayfalarını çevirmek, saatlerce soru çözmeye çalışmak ya da elinde kalemle masada beklemek… Bunların hiçbiri tek başına gerçek anlamda ders çalışma değildir.
Ders çalışmak;
hedef koymayı, zamanı yönetmeyi, dikkatini korumayı, hangi derse nasıl yaklaşacağını bilmeyi, eksiklerini analiz etmeyi, tekrar yapmayı ve en önemlisi kendi öğrenme biçimini keşfetmeyi gerektirir.
Ne yazık ki çocuklarımızın büyük bir kısmı dersin kendisini değil, ders çalışıyormuş gibi görünmeyi öğreniyor.
Saatler geçiyor ama verim yok.
Defterler doluyor ama bilgi kalıcı olmuyor.
Soru sayısı artıyor ama netler yükselmiyor.
Sonra çocuk kendini başarısız sanıyor.
Oysa sorun çoğu zaman çocukta değil, yanlış çalışma yöntemindedir.
Bir öğrencinin nasıl ders çalışacağını bilmesi, tıpkı okumayı öğrenmek gibi öğretilmesi gereken bir beceridir.
Kimse bir çocuğa sadece “çalış” diyerek başarı bekleyemez.
Nasıl ki yüzme bilmeyen bir çocuğu suya atıp “yüz” diyemiyorsak, çalışma sistemini bilmeyen bir öğrenciden de yalnızca çabayla sonuç almasını bekleyemeyiz.
Öncelikle çocukların şu sorulara cevap verebilmesi gerekir:
Hangi derste eksiğim var?
Bu eksiği konu eksiği mi, dikkat hatası mı?
Günün hangi saatinde daha verimliyim?
Kaç dakika odaklanabiliyorum?
Tekrarı ne zaman yapmalıyım?
Soru çözerken hata defteri tutuyor muyum?
Yanlışlarımı analiz ediyor muyum?
İşte gerçek ders çalışma tam da burada başlar.
Ders çalışmak, yalnızca bilgi yüklemek değildir;
çocuğun kendi zihnini yönetmeyi öğrenmesidir.
Bu yüzden plan çok önemlidir.
Plansız çalışma, çocuğu yorar.
Planlı çalışma ise çocuğu büyütür.
Bir çocuk önüne günlük, haftalık ve aylık hedefler koyduğunda zihni dağılmaz.
Ne yapacağını bilen çocuk ertelemez.
Belirsizlik azaldıkça kaygı düşer, başarı yükselir.
Ancak burada en kritik nokta şudur:
Her çocuk aynı şekilde çalışmaz.
Kimisi görsel öğrenir.
Kimisi yazarak.
Kimisi anlatarak.
Kimisi kısa aralarla çok verimli olur.
Kimisi uzun odak bloklarıyla.
İşte tam bu noktada öğrenci koçluğu bir lüks değil, ihtiyaç haline gelir.
Çünkü koçluk çocuğa sadece program vermez.
Koçluk, çocuğun kendisini tanımasını sağlar.
Hangi saatte verimli olduğunu, hangi derslerde kaçış davranışı gösterdiğini, motivasyonunun ne zaman düştüğünü, hedefinin gerçekten kendisine ait olup olmadığını fark ettirir.
Koçluk; çocuğun masasını değil, zihnini düzenler.
Velilerin en sık yaptığı hata, kontrolü baskıya dönüştürmektir.
“Saat kaç oldu hâlâ çalışmadın mı?”
“Arkadaşın senden fazla çözüyor.”
“Bu gidişle kazanamazsın.”
Bu cümleler çocukta alışkanlık oluşturmaz; aksine dersle arasında duygusal bir direnç oluşturur.
Ders çalışma alışkanlığı ceza ile değil, sistem ve takip ile gelişir.
Önce küçük hedefler konur.
20 dakikalık odak çalışmaları başlatılır.
Ardından düzenli tekrar sistemi kurulur.
Başarı görünür hale getirilir.
Çocuk ilerlemesini gördükçe motivasyonu içselleşir.
Burada aileye düşen görev denetçi olmak değil, rehber olmaktır.
Öğrenci koçuna düşen görev ise bu süreci bilimsel, takip edilebilir ve çocuğa özel hale getirmektir.
Çünkü her çocuk başarılı olabilir; yeter ki nasıl çalışacağını öğrensin.
Bugün çocuklarımızın çoğu ders yükünden değil, yöntemsizlikten yoruluyor.
Başarıyı artıran şey daha fazla soru değil, daha doğru sistemdir.
Ders çalışma alışkanlığı, bir günde oluşmaz.
Ama doğru yönlendirme, sürdürülebilir plan ve profesyonel koçluk desteğiyle bir ömür sürecek öğrenme disiplini kazanılır.
Unutmayalım:
Çocuklara sadece ders öğretmek yetmez, öğrenmeyi öğretmek gerekir.
Ve bazen bir öğrencinin hayatını değiştiren şey, yeni bir kaynak kitap değil; ona nasıl çalışacağını gösteren doğru bir koçtur.
Betül Mülayim Taşkıran
Eğitim ve Öğrenci Koçu