Önlük Tamam da, Asıl Mesele Ne?

Önlük Tamam da, Asıl Mesele Ne?
Son günlerde eğitim gündeminde yine çok önemli bir başlık konuşuluyor: Öğretmenler önlük giyecek. Açık söyleyeyim; benim meselem öğretmenin önlük giymesi değil. Önlük giyilebilir. Öğretmenin mesleki görünümünü temsil eden bir kıyafet düzenlemesi yapılabilir. Bunun eğitim ortamına bir ciddiyet, bütünlük ve aidiyet kazandıracağı düşünülebilir. Buna itiraz etmek, meselenin özünü ıskalamaktır. Benim itirazım başka: Biz eğitimde asıl konuşmamız gerekenleri ne zaman konuşacağız? Çünkü öğretmenin önlüğünü konuşmak kolay. Önlüğü düzenlemek kolay. Kıyafeti belirlemek kolay. Ama bir çocuğun neden arkadaşına küfrettiğini çözmek kolay değil. Bir öğrencinin neden başka bir öğrenciyi sürekli dışladığını anlamak kolay değil. Akran zorbalığının neden bu kadar yaygınlaştığını araştırmak kolay değil. Şiddeti normalleştiren davranışlarla mücadele etmek kolay değil. Aileleri çocuk yetiştirme konusunda bilinçlendirmek hiç kolay değil. İşte tam da bu nedenle eğitim politikalarının yalnızca görünen tarafıyla değil, kanayan tarafıyla ilgilenmemiz gerekiyor.
Önlük giyen öğretmen, öncelikle güvende olmalı
Öğretmenin üzerinde önlük olabilir. Ama öğretmen sınıfa girdiğinde kendisini değerli ve güvende hissediyor mu? Öğrencisinin şiddetine maruz kalmıyor mu? Velisinin hakaretine uğramıyor mu? Mesleki itibarı toplumda korunuyor mu? Sınıfındaki davranış problemleriyle baş edebilmesi için yeterli destek sağlanıyor mu? Bunları da konuşalım. Çünkü öğretmenin önlüğü görünür. Ama öğretmenin taşıdığı yük görünmez. Bir öğretmen bazen aynı anda öğretmen, rehber, arabulucu, psikolojik destek sağlayıcı ve sınıf yöneticisi olmaya çalışıyor. Üstelik bazı öğrencilerin evlerinden getirdiği sorunlarla da mücadele ediyor. Sonra dönüp öğretmenin kıyafetini konuşuyoruz. Elbette kıyafet de konuşulabilir. Ama öğretmenin mesleki saygınlığını yalnızca kıyafetine indirgemek, öğretmenin emeğini küçültür. Öğretmenin asıl üniforması bilgisi olmalı. Adaleti olmalı. Sabri olmalı. Vicdanı olmalı. Öğrencisine dokunduğu hayatlar olmalı.
Peki çocuklarımız?
Asıl soruyu burada sormak istiyorum. Bir öğretmenin önlüğünü düzenlerken çocuklarımızın davranışlarını da aynı ciddiyetle düzenleyebiliyor muyuz? Çünkü okullarımızda yalnızca ders başarısı konuşulmamalı. Küfür konuşulmalı. Zorbalık konuşulmalı. Şiddet konuşulmalı. Dışlama konuşulmalı. Siber zorbalık konuşulmalı. Öğretmene saygısızlık konuşulmalı. Arkadaşının fiziksel özellikleriyle dalga geçmek konuşulmalı. Bir çocuğun sınıfta yalnız bırakılması konuşulmalı. Çocukların birbirlerine karşı kullandığı dil konuşulmalı. Ve bütün bunların yanında çok daha büyük bir soruyu sormalıyız: Biz çocuk yetiştirme sorumluluğunu ne kadar ciddiye alıyoruz?
Okul, ailenin yerine geçemez
Burada anne babalara da çok önemli bir sorumluluk düşüyor. Çocuğun karakterini yalnızca öğretmenden bekleyemeyiz. Öğretmen çocuğa eğitim verir. Ama çocuk ilk davranış modelini evinde görür. Çocuk evde insanların birbirine nasıl konuştuğunu öğrenir. Öfke karşısında ne yapıldığını öğrenir. Saygının ne olduğunu öğrenir. Bir problem karşısında bağırmanın mı, konuşmanın mı tercih edildiğini öğrenir. Başkasının farklılığına nasıl bakılacağını öğrenir. Küfür bir evde sıradanlaşmışsa çocuk bunu yalnızca okulda unutmayacaktır. Şiddet evde çözüm yöntemi olarak görülüyorsa çocuk bunun izlerini okul hayatına taşıyacaktır. İnsanlara sürekli hakaret edilen bir ortamda büyüyen çocuk, saygılı iletişimi kendiliğinden öğrenmeyecektir. Bu nedenle anne babaların da artık şu soruyu kendilerine sormaları gerekiyor: Ben çocuğumdan ne bekliyorum ve ona bunu evde gerçekten gösterebiliyor muyum? Çocuğumuz yüksek not alsın istiyoruz. İyi bir üniversite kazansın istiyoruz. İyi bir mesleği olsun istiyoruz. Ama bunların yanında çocuğumuzun iyi bir insan olmasını da aynı ciddiyetle istiyor muyuz?
Karnedeki not kadar davranış da önemlidir
Bir öğrencinin matematikten 100 alması elbette değerlidir. Ama arkadaşına sürekli zorbalık yapıyorsa? Bir öğrenci sınavda dereceye giriyorsa ama öğretmenine hakaret ediyorsa? Bir çocuk bütün derslerinde başarılıysa ama sınıfındaki başka bir çocuğun hayatını zorlaştırıyorsa? Biz hâlâ buna yalnızca “başarılı öğrenci” diyebilir miyiz? Ben diyemem. Çünkü eğitim yalnızca akademik başarı değildir. Eğitim, insan yetiştirme işidir. Ve insan yetiştirmek; test çözmekten, sınav kazandırmaktan, diploma almaktan çok daha büyük bir sorumluluktur.
Önlük sorun değil. Öncelik sorunu var.
Tekrar söylüyorum: Önlük giyilmesine karşı değilim. Öğretmenin önlüğü olabilir. Ama keşke eğitim gündemimizin ağırlığı da biraz daha başka yerlerde olsa. Keşke bir çocuğun arkadaşına ettiği küfür, bir yönetmelik maddesi kadar ciddiye alınsa. Keşke akran zorbalığına uğrayan bir çocuğun sessizliği, bir kıyafet kuralının ihlali kadar görünür hale gelse. Keşke öğretmenin uğradığı şiddet, eğitim gündeminin en önemli başlıklarından biri olsa. Keşke ailelerin çocuk yetiştirme sorumluluğu daha güçlü biçimde konuşulsa. Keşke çocuklara yalnızca “Ne giyeceksin?” değil, “Nasıl bir insan olacaksın?” sorusu da sorulsa. Çünkü bir çocuğun üzerindeki kıyafeti düzenleyebilirsiniz. Ama kalbindeki öfkeyi düzenleyemezsiniz. Bir öğrencinin saçını, formasını, ayakkabısını denetleyebilirsiniz. Ama vicdanını denetleyemezsiniz. Onu ancak eğitimle, doğru modelle, aile desteğiyle, sağlıklı sınırlarla ve tutarlı bir disiplin anlayışıyla geliştirebilirsiniz.
Artık görünüşten karaktere geçmeliyiz
Eğitim sisteminin elbette kuralları olacak. Öğretmenin de öğrencinin de belli sorumlulukları olacak. Disiplin olacak. Düzen olacak. Fakat disiplinin amacı insanları yalnızca kurallara uydurmak değil, doğru davranışı içselleştirmelerini sağlamak olmalı. Çocuk “Öğretmen görür.” diye küfretmiyorsa mesele çözülmüş değildir. Çocuk “Ceza alırım.” diye arkadaşına vurmazsa mesele çözülmüş değildir. Çocuk “Okulda sorun olur.” diye zorbalık yapmıyorsa mesele çözülmüş değildir. Asıl başarı şudur: Kimse görmediğinde de doğru davranabilmek. İşte gerçek eğitim budur. Çünkü öğretmen sınıftan çıktığında çocuk yine yalnız kalacak. Anne babası yanında olmadığında çocuk yine karar verecek. Kimse onu izlemediğinde çocuk yine bir seçim yapacak. Ve o seçim, bizim ona ne kadar iyi bir insan olmayı öğretebildiğimizi gösterecek.
Son sözüm eğitim camiasına değil, hepimize
Önlük giydirebiliriz. Forma düzenleyebiliriz. Yönetmelik çıkarabiliriz. Kurallar koyabiliriz. Bunların hepsi gerekli olabilir. Ama bunların hiçbirisi tek başına iyi insan yetiştirmez. İyi insan; evde gördüğü sevgiyle, okulda gördüğü adaletle, öğretmeninden aldığı değerle, ailesinden öğrendiği sorumlulukla ve toplumdan gördüğü örneklerle yetişir. O yüzden eğitim tartışmalarımızı biraz daha derinleştirelim. Önlüğü konuşalım ama sadece önlüğü konuşmayalım. Öğretmenin ne giydiğini konuşalım ama öğretmenin ne yaşadığını da konuşalım. Öğrencinin nasıl göründüğünü konuşalım ama nasıl davrandığını daha çok konuşalım. Okulun düzenini konuşalım ama okulun güvenliğini de konuşalım. Ailelerin beklentilerini konuşalım ama ailelerin sorumluluklarını da konuşalım. Ve artık çocuklarımızı yalnızca sınavlara değil, hayata hazırlayalım.
Çünkü bir gün çocuklarımızın karşısına sınav kâğıdı değil, hayat çıkacak. O gün onların üzerinde önlük olmayacak. Forma olmayacak. Öğretmenleri yanlarında olmayacak. Anne babaları her an müdahale edemeyecek. Yanlarında yalnızca aldıkları eğitim, öğrendikleri değerler ve geliştirdikleri karakter olacak. İşte o gün geldiğinde yüzümüzün ak olması için bugün yalnızca kıyafeti değil, insanı konuşmalıyız. Çünkü eğitimde asıl mesele, çocuğun ne giydiği değil; kim olduğu, nasıl davrandığı ve bu dünyaya nasıl bir insan olarak bırakılacağıdır.
Eğitim ve Öğrenci Koçu
Betül Mülayim Taşkıran
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.





