Kalbin Kıyısı, Denizin Derinliğinden Daha Derindir

Kalbin Kıyısı, Denizin Derinliğinden Daha Derindir
Muhyiddin İbnü’l-Arabî şöyle der:
“Kalbin kıyısı, denizin derinliğinden daha derindir.”
Bir cümle bazen bir ömürden daha uzun konuşur.
İnsanın önüne bırakılır ve ilk anda yalnızca okursun. Sonra biraz susarsın. Bir kez daha okursun. Çünkü bazı sözler anlaşılmak için değil, içimizde bir kapıyı açmak için söylenmiştir.
İbnü’l-Arabî’nin bu sözü de öyle.
Çünkü insanın en büyük yanılgılarından biri, derinliği hep uzaklarda aramasıdır.
Denizlere bakarız, dağlara çıkarız, uzun yollar gideriz. Bilmediğimiz şehirlerin sokaklarında kaybolur, dünyanın ne kadar büyük olduğunu anlamaya çalışırız.
Oysa insanın içinde, hiçbir haritanın gösteremeyeceği kadar büyük bir ülke vardır.
Ve o ülkenin sınırında bir kıyı…
Kalbin kıyısı.
Orası sessizdir.
Öyle büyük sözler söylemez. Kendini ispatlamaya çalışmaz. Bazen yalnızca susar.
Ama insan biraz durduğunda, o sessizliğin içinde bütün hayatının sesini duyar.
Çünkü kalp yalnızca sevdiklerimizi sakladığımız bir yer değildir.
Söyleyemediklerimizin, yarım kalan cümlelerin, çocukluğumuzdan kalan kokuların, kimseye anlatmadığımız korkuların, bir şarkının ilk notasının, eski bir evin kapısında kalmış hatıraların da evidir.
Bir insanın yüzünü tanımak kolaydır.
Sesini tanımak da…
Neyi sevdiğini, nerede yaşadığını, ne iş yaptığını bilmek de.
Fakat bir insanın kalbinin kıyısında ne olduğunu bilmek bambaşka bir şeydir.
Belki bu yüzden bazı insanlarla yıllarca konuşuruz da birbirimize hiç dokunamayız.
Bazılarıyla ise birkaç dakika aynı masada otururuz; hayatımıza tek bir cümle bırakıp giderler.
Çünkü derinlik, konuşulan kelimelerin sayısında değildir.
Bazen bir bakışta saklıdır.
Bazen yaşlı bir elin tuttuğu fincanda.
Bazen bir çocuğun kahkahasında.
Bazen de bir insanın “İyiyim.” derken sesinde sakladığı o küçücük titremede…
Hayat bizden sürekli daha fazlasını ister.
Daha çok kazanmayı, daha uzağa gitmeyi, daha görünür olmayı, daha çok şeye sahip olmayı…
Oysa belki de asıl mesele daha fazlasına sahip olmak değil, sahip olduğumuz şeyin derinliğini fark edebilmektir.
Bir bardak çayın buharında huzur bulabilmek.
Yağmurun altında birkaç dakika gökyüzüne bakabilmek.
Bir sofrada ekmeğin kıymetini bilmek.
Bir insanın sessizliğinde, söylemediği cümleyi duyabilmek…
Bunlar küçük şeyler gibi görünür.
Ama hayat çoğu zaman büyük olaylarla değil, küçük şeylerin içimizde bıraktığı büyük izlerle hatırlanır.
Belki kalbin kıyısı bu yüzden denizin derinliğinden daha derindir.
Çünkü denizin dibine ulaşmak için dalarsınız.
Kalbin dibine ulaşmak içinse durmanız gerekir.
Bir kıyıda oturup dalgaları seyretmek gibi…
Hangi dalganın nereden geldiğini bilmeden.
Nereye varacağını merak etmeden.
Sadece geldiğini, dokunduğunu ve geri çekildiğini görerek.
Belki hayat da böyledir.
Bazı insanlar gelir.
Bazı günler geçer.
Bazı kapılar açılır.
Bazıları hiç açılmaz.
Ve biz bütün bunların anlamını hemen çözmeye çalışırız.
Oysa bazı anlamlar yaşanırken değil, sessiz kaldığımızda anlaşılır.
Belki bugün biraz daha az konuşmalı.
Biraz daha dikkatle bakmalı.
Bir ağacın gölgesine, sofradaki ekmeğe, yanımızdaki sessizliğe, gökyüzünün değişen rengine…
Çünkü dünya sandığımızdan çok daha derin.
Ve insan, sandığından çok daha büyük.
Belki de bütün mesele denizin dibine inmeye çalışmak değildir.
Kendi kalbinin kıyısında biraz daha uzun oturabilmektir.
Çünkü bazı hakikatler derinlerde saklanmaz.
Tam kıyıda bekler.
Biz geçip gideriz.
Onlar susar.
Ve belki hayatın en büyük kaybı, önümüzden geçen hakikati fark etmeden yaşamaktır.
— Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin sözü üzerine
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.





