Çocuklarımızı Eğitiyoruz da Acaba Dinliyor muyuz?

Çocuklarımızı Eğitiyoruz da Acaba Dinliyor muyuz?
Eğitim denildiğinde aklımıza çoğu zaman dersler, sınavlar, notlar, başarı belgeleri, deneme sonuçları ve okul sıralamaları geliyor. Oysa eğitimin belki de en önemli parçasını bütün bu kavramların arasında gözden kaçırıyoruz: Çocuğu dinlemek.
Bir çocuğun kaç doğru yaptığına bakıyoruz. Hangi dersten kaç aldığıyla ilgileniyoruz. Arkadaşlarından geri kalıp kalmadığını düşünüyoruz. Gelecekte hangi mesleği seçebileceğini konuşuyoruz.
Ama bazen çok daha basit bir soruyu sormayı unutuyoruz:
“Sen bugün nasılsın?”
Bu soru basit gibi görünse de bir çocuğun dünyasında çok büyük bir karşılığı vardır.
Çünkü çocuklar her zaman “Ben yoruldum”, “Korkuyorum”, “Başaramayacağımı düşünüyorum”, “Beni anlamıyorsunuz” ya da “Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var” diyemez.
Bazen bunu ders çalışmayarak anlatırlar.
Bazen odalarına kapanarak…
Bazen öfkelenerek…
Bazen sürekli telefonla ilgilenerek…
Bazen de hiçbir şey söylemeyip sessizleşerek.
Biz yetişkinler ise çoğu zaman davranışın kendisine odaklanırız. “Neden ders çalışmıyorsun?” diye sorarız. Oysa belki de önce “Seni ders çalışmaktan uzaklaştıran ne var?” diye sormamız gerekir.
Çünkü eğitim, çocuğun yalnızca zihnine bilgi yüklemek değildir. Onun kendisini tanımasına, duygularını ifade etmesine, hata yapabilmesine, yeniden deneyebilmesine ve gerektiğinde yardım isteyebilmesine alan açmaktır.
Bugünün çocukları çok erken yaşlarda kıyaslamayla tanışıyor.
Birinin deneme sonucu diğerinin sonucu oluyor. Bir öğrencinin başarısı başka bir öğrencinin eksikliği gibi görülüyor. Sosyal medyada gördükleri hayatlarla kendi hayatlarını karşılaştırıyorlar. Bir süre sonra çocuk, “Ben kimim?” sorusundan önce “Ben yeterince iyi miyim?” sorusunu sormaya başlıyor.
İşte eğitim burada yalnızca okulun görevi olmaktan çıkıyor.
Ailenin dili, öğretmenin yaklaşımı, arkadaş çevresi ve çocuğun kendisiyle kurduğu ilişki birlikte bir eğitim ortamı oluşturuyor.
Bir çocuğa sürekli “Daha iyisini yapabilirsin” demek her zaman motive edici değildir.
Bazen çocuk o cümlenin içinde şunu duyabilir:
“Şu anki halim yeterli değil.”
Oysa çocuğa hedef koymakla çocuğu yetersiz hissettirmek arasında çok ince bir çizgi vardır.
Elbette çocuklarımızdan emek bekleyeceğiz. Sorumluluk sahibi olmalarını isteyeceğiz. Disiplin kazanmalarını destekleyeceğiz. Fakat bunları yaparken onların değerini yalnızca başarılarına bağlamayacağız.
Çünkü 90 alan çocuk da bizim çocuğumuzdur, 50 alan çocuk da.
Derece yapan öğrenci de değerlidir, kendi potansiyelini adım adım geliştiren öğrenci de.
Bir sınav sonucu bir çocuğun kapasitesini ölçebilir; fakat onun karakterini, hayallerini, vicdanını, merhametini, yaratıcılığını ve gelecekte kim olacağını tek başına belirleyemez.
Bu nedenle eğitimde yeni bir alışkanlığa ihtiyacımız var:
Daha fazla dinlemek.
Çocuğa cevap vermeden önce onu anlamaya çalışmak…
Hemen çözüm üretmeden önce yaşadığı problemi dinlemek…
Kendi doğrularımızı anlatmadan önce onun dünyasına bakmak…
Belki de bugün çocuklarımızın en çok ihtiyacı olan şey daha fazla nasihat değil, daha fazla anlaşılmaktır.
Çünkü dinlenen çocuk kendisini değerli hisseder.
Anlaşılan çocuk yardım istemekten korkmaz.
Hata yapmasına izin verilen çocuk yeniden denemeyi öğrenir.
Ve kendisine güvenilen çocuk zamanla kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenir.
Eğitimin gerçek başarısı yalnızca çocuklarımızın iyi okullara yerleşmesi değildir.
Asıl başarı, iyi bir okula giden çocuğun aynı zamanda iyi bir insan olabilmesidir.
Bu yüzden bugün çocuklarımıza bir soru daha sormalıyız.
“Kaç net yaptın?” değil.
“Bugün seni en çok ne mutlu etti?”
Belki de eğitimde değiştirmemiz gereken ilk şey tam olarak budur.
Çünkü bazen bir çocuğun hayatını değiştiren şey, ona öğrettiğimiz bir bilgi değil; onu gerçekten dinlediğimizi hissettirdiğimiz bir andır.
Eğitim ve Öğrenci Koçu
Betül Mülayim Taşkıran
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.





