İnsanları Memnun Etmek Mümkün mü?

Bazı insanlar hayatlarını başkalarını memnun etmeye adar. Kırmamak için susar, üzmemek için istemediği şeylere "evet" der, yanlış olduğunu bildiği durumlarda bile sessiz kalır. Çünkü kabul görmek, sevilmek ve takdir edilmek ister. Fakat ne kadar çabalarsa çabalasın, bir gün mutlaka şu gerçekle yüzleşir: İnsanları memnun etmenin bir sonu yoktur.
Toplum olarak çoğu zaman başkalarının ne düşündüğüne, ne söyleyeceğine gereğinden fazla değer veriyoruz. Bir kıyafet alırken bile "Acaba insanlar beğenir mi?" diye düşünüyoruz. Bir karar verirken "El âlem ne der?" sorusunu, "Benim için doğru olan nedir?" sorusunun önüne koyuyoruz. Böyle olunca da kendi hayatımızı yaşamaktan çok, başkalarının beklentilerine göre şekillenmiş bir hayatın içinde kayboluyoruz.
Oysa insanları memnun etmek ile insanlara saygı göstermek aynı şey değildir. Saygı bir erdemdir; memnun etme çabası ise çoğu zaman sınırı olmayan bir beklentiye dönüşür. Çünkü herkesin doğrusu farklıdır. Sizi çok iyi bulan biri varken, aynı davranışınızdan dolayı sizi eleştiren bir başkası mutlaka olacaktır.
Düşünün... Aynı söz, bir insanı mutlu ederken diğerini rahatsız edebilir. Aynı karar, birini memnun ederken başka birini öfkelendirebilir. O hâlde herkesi aynı anda memnun etmek nasıl mümkün olabilir?
Aslında sorun insanların beklentileri değil; bizim o beklentilerin yükünü sırtımıza almamızdır. Herkesi mutlu etmeye çalışırken kendi huzurumuzu tüketiyoruz. Sürekli onay bekleyen bir insan, zamanla kendi değerini başkalarının alkışına bağlamaya başlar. Alkış varsa kendini değerli hisseder, eleştiri varsa kendinden şüphe eder. Böyle bir hayat ise insanı yorar, yıpratır ve sonunda kim olduğunu unutturur.
İş hayatında da böyledir, aile içinde de... Evliliklerde de en büyük sorunlardan biri, eşlerin birbirini mutlu etmek yerine herkesin beklentisini karşılamaya çalışmasıdır. Anne-babalar çocuklarını akrabaların istediği gibi yetiştirmeye çalışır. Gençler kendi hayallerini değil, çevrenin uygun gördüğü meslekleri seçer. İnsanlar mutlu olmak yerine "başkaları beni nasıl görüyor" sorusunun peşinden koşar.
Sosyal medya ise bu duyguyu daha da büyüttü. Artık birçok kişi yaşadığı hayatı yaşamaktan çok, gösterdiği hayatı önemser hâle geldi. Beğeni sayıları mutluluğun ölçüsü sanılıyor. Oysa ekranlardan gelen onaylar, kalpte oluşan boşluğu doldurmaya yetmiyor. İnsan, başkalarının gözünde büyürken kendi gözünde küçülebiliyor.
Bunun anlamı elbette kimseyi önemsememek değildir. Eleştiriye kulak vermek, hatalarımızı görmek ve kendimizi geliştirmek olgunluğun göstergesidir. Ancak hayatımızın direksiyonunu insanların değişken fikirlerine teslim etmek de doğru değildir. Çünkü bugün sizi övenlerin yarın eleştirmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur.
Kur'an-ı Kerim bu konuda önemli bir ölçü koyar:
"Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyacak olursan seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyarlar ve tahminde bulunurlar." (En'âm Sûresi, 116. Ayet)
Bu ayet bize çoğunluğun onayının hakikatin ölçüsü olmadığını öğretir. Doğru olan, herkesin alkışladığı şey değil; hakkaniyetli, vicdanlı ve Allah'ın rızasına uygun olandır.
Peygamber Efendimiz (sav) de şöyle buyurur:
"Kim Allah'ın rızasını gözeterek insanların hoşnutsuzluğunu önemsemezse, Allah ondan razı olur ve insanların da ondan razı olmasını sağlar. Kim de Allah'ın hoşnutluğunu bırakıp insanların hoşnutluğunu ararsa, Allah onu insanlara bırakır." (Tirmizî, Zühd, 65)
Ne kadar derin bir ölçü... Çünkü insanları memnun etmeye çalışarak geçen bir ömür, bitmeyen bir koşuya benzer. Finiş çizgisi yoktur. Bir beklentiyi karşılarsınız, yenisi gelir. Bir eleştiriyi susturursunuz, başka bir ses yükselir. Sonunda geriye yorgun bir beden ve ihmal edilmiş bir ruh kalır.
Hayatın amacı herkes tarafından sevilmek değildir. Hayatın amacı, dürüst yaşayabilmek, vicdanını kirletmemek, adaletten ayrılmamak ve geride güzel izler bırakabilmektir. Bazen doğru olanı yaptığınız için yalnız kalabilirsiniz. Bazen haksız yere eleştirilebilirsiniz. Fakat doğru yolda yürüyen insan, alkış aramaz; istikamet arar.
Unutmayalım ki insanların gönlü değişir, modası değişir, fikirleri değişir. Dün doğru dediklerine bugün yanlış diyebilirler. Ama doğruluk, dürüstlük ve güzel ahlak değişmez.
Bu yüzden hayatınızı herkesin beklentisine göre değil, kendi değerlerinize göre inşa edin. İnsanları kırmamaya çalışın ama kendinizi de kırmayın. İyilik yapın ama karşılık beklemeyin. Doğru bildiğiniz yoldan şaşmayın. Çünkü sonunda sizi en çok rahatlatacak olan, insanların alkışı değil; vicdanınızın sessizce söylediği şu cümledir:
"Elimden gelenin en doğrusunu yaptım."
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.





