Köşe Yazıları

Görünürlüğün Ahlakı

Türkiye'de teşhircilik kavramı uzun yıllardır yalnızca bedenin görünürlüğü üzerinden tartışılıyor.

Gündem Sivas Muhabir
Gündem Sivas Muhabir
Editör
22 Temmuz 2026 12:32

Türkiye'de teşhircilik kavramı uzun yıllardır yalnızca bedenin görünürlüğü üzerinden tartışılıyor. Oysa teşhir, sosyolojik ve kültürel açıdan yalnızca bedenin sergilenmesiyle sınırlı bir olgu değildir. Teşhir, mahrem kabul edilen herhangi bir değerin, kimliğin veya sembolün dikkat çekme, görünür olma ya da meşruiyet üretme amacıyla kamusal dolaşıma sokulmasıdır. Bu nedenle kavramın kapsamı yeniden düşünülmeli; yalnızca bedenini sergileyenleri değil, tesettürü kimlik pazarlamasının, statü gösterisinin ve ticari görünürlüğün aracına dönüştüren pratikleri de içermelidir.

Modern toplumlarda görünürlük, başlı başına bir sermaye biçimine dönüşmüştür. Dijital medya, tüketim kültürü ve kişisel marka anlayışı, bireyleri yalnızca ne olduklarıyla değil, nasıl göründükleriyle de değer kazanmaya yöneltmektedir. Bu dönüşüm, birbirinden farklı yaşam tarzlarını aynı kültürel mantıkta buluşturur. Bir tarafta beden estetiğini dolaşıma sokan görünürlük biçimleri, diğer tarafta mahremiyet iddiasını estetik bir vitrine dönüştüren temsiller yer alır. Biçimler farklı olsa da ortak payda aynıdır: Görünürlüğün toplumsal ve ekonomik değere çevrilmesi.

Tesettürün dini ve ahlaki referanslarında esas olan, mahremiyetin korunması ve dikkatin kişiden uzaklaştırılmasıdır. Ancak tesettürün lüks tüketim nesnesine, moda endüstrisinin vitrini haline veya sosyal medyada takipçi ve etkileşim üreten bir imaja dönüşmesi, mahremiyet ilkesinin simgesel anlamını değiştirmektedir. Bu noktada teşhir edilen şey beden değil, mahremiyet iddiasının kendisidir. Dolayısıyla burada eleştiri, tesettüre değil; tesettürün temsil biçiminin tüketim kültürü içinde yeniden üretilmesine yöneliktir.

Benzer biçimde bedenin sürekli görünürlüğünü özgürleşmenin tek göstergesi olarak sunan yaklaşım da aynı kültürel döngünün ürünüdür. Her iki durumda da birey, farklı semboller üzerinden görünürlük ekonomisine katılmakta; dikkat çekmeyi, onay görmeyi ve toplumsal meşruiyet üretmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle teşhir olgusunu yalnızca kıyafetin açıklığı ya da kapalılığı üzerinden değerlendirmek, meseleyi yüzeysel bir ahlak tartışmasına indirger.

Türkiye'deki tartışmanın temel açmazı, iki toplumsal kesimin birbirini referans alarak kendi pratiklerini meşrulaştırmasıdır. Seküler yaşam tarzını benimseyenler, muhafazakâr çevrelerdeki gösteriş kültürünü örnek göstererek kendi görünürlük pratiklerini sorgulamamaktadır. Muhafazakâr çevreler ise beden teşhirini eleştirirken, tesettürün ticarileştirilmesi, statü göstergesine dönüşmesi ve gösteriş kültürüyle kurduğu ilişki konusunda aynı eleştirel tutumu sergilememektedir. Böylece karşı tarafın aşırılığı, kendi aşırılığını görünmez kılan işlevsel bir gerekçeye dönüşmektedir.

Bu karşılıklı meşrulaştırma mekanizması, kamusal tartışmayı ilkesel zeminden uzaklaştırmaktadır. Oysa etik değerlendirme, karşı tarafın ihlali üzerinden değil, kişinin kendi pratiği üzerinden yapılır. Bir davranışın problemli olup olmadığı, başka bir davranışın daha problemli olmasına bağlı değildir. Ahlaki tutarlılık, kıyasla değil, ilkeyle ölçülür.

Dolayısıyla Türkiye'de teşhircilik tartışmasının kavramsal çerçevesi genişletilmelidir. Teşhircilik, yalnızca bedenin görünürlüğü değil; mahremiyetin, inancın ve ahlaki sembollerin gösteri nesnesine dönüştürülmesini de kapsayan daha geniş bir toplumsal olgu olarak ele alınmalıdır. Aksi halde toplum, birbirinin görünürlüğünü eleştirirken kendi görünürlük biçimlerini normalleştiren iki farklı söylem arasında sıkışmaya devam edecektir. Gerçek mesele, neyin örtüldüğü ya da açıldığı değil; mahrem kabul edilen değerlerin hangi amaçla kamusal dolaşıma sokulduğu ve görünürlüğün hangi toplumsal işlevi üstlendiğidir.

Yorum Yap

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar

0 yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!