En Pahalı Alışkanlığımız: Ertelemek

Hayat bazen büyük kırılmalarla değil, fark edilmeyen küçük gecikmelerle değişir. Bir telefon görüşmesini yarına bırakırız. Uzun zamandır görmediğimiz bir dostu aramayı erteleriz. Annemize "Seni seviyorum." demeyi, babamızın hâlini sormayı, çocuğumuzun anlattığı hikâyeyi sonuna kadar dinlemeyi, eşimizle göz göze oturup birkaç dakika sohbet etmeyi "uygun bir zamana" bırakırız. O uygun zamanın geleceğine öylesine inanırız ki, bugünün elimizden sessizce kayıp gittiğini fark etmeyiz.
İnsan, hayatını çoğu zaman büyük kararlarla değil, günlük alışkanlıklarıyla şekillendirir. Bu alışkanlıkların en tehlikelilerinden biri ise ertelemektir. Çünkü ertelemek, yalnızca yapılacak bir işi geciktirmek değildir. Duyguları, ilişkileri, özürleri, teşekkürleri ve sevgiyi de beklemeye almaktır.
İlginç olan şudur: Ertelediğimiz şeylerin çoğu gerçekten zor değildir. Zor olan, ilk adımı atmaktır. Bir özür dilemek birkaç dakika sürer. Bir çocuğun odasına girip "Bugün nasılsın?" diye sormak belki beş dakikadır. Yaşlanan anne babayı aramak birkaç dakikalık bir telefon konuşmasıdır. Ama biz bu birkaç dakikayı günlere, haftalara, bazen de yıllara dönüştürürüz.
Sonra hayat kendi hızında ilerler.
Çocuk büyür. Anne baba yaşlanır. Dostluklar seyrekleşir. Eşler aynı evde ama farklı dünyalarda yaşamaya başlar. Kimse bir anda yabancı olmaz; insanlar birbirlerine yavaş yavaş uzaklaşır. O uzaklığın adı çoğu zaman kavga değildir. Sessizliktir. İhmaldir. Sürekli ertelenen küçük adımlardır.
Aile danışmanlığı sürecinde sıkça karşılaşılan bir gerçek vardır: İnsanlar genellikle büyük hatalar yüzünden değil, zamanında yapılmayan küçük davranışlar yüzünden birbirlerinden koparlar. "Keşke o gün konuşsaydık…", "Keşke onu biraz daha dinleseydim…", "Keşke öfkemi erteleyip sevgimi ertelemeseydim…" cümleleri, birçok ilişkinin ortak pişmanlığıdır.
Ertelemenin en büyük tehlikesi, insana sahte bir güven vermesidir. "Nasıl olsa yarın yaparım." düşüncesi, bugünü değersizleştirir. Oysa hayatın bize verdiği tek kesin zaman bugündür. Yarın bir ihtimaldir; bugün ise gerçektir.
Ne yazık ki insanlar çoğu zaman önemli olanı değil, acil olanı öncelemeyi öğreniyor. Telefon bildirimleri cevaplanıyor, e-postalar okunuyor, toplantılar yapılıyor, faturalar ödeniyor. Ama aynı özen, en yakın ilişkilerimize gösterilmiyor. Çünkü sevdiğimiz insanların hep orada kalacağını sanıyoruz. Oysa hayatın en büyük yanılgılarından biri budur. Hiç kimse, hiçbir ilişki ve hiçbir fırsat sonsuza kadar bizi beklemez.
Çocuklar özellikle beklemeyi sevmez. Onlar anne babalarının "Biraz sonra." dediği anları değil, o "biraz sonra"ların hiç gelmediğini hatırlarlar. Bir oyunun ertelenmesi, bir sohbetin yarıda kesilmesi, birlikte içilecek bir çayın sürekli başka güne bırakılması… Bunların her biri küçük görünür. Ama çocukların hafızasında sevginin dili olarak yer eder.
Evliliklerde de durum farklı değildir. Büyük sürprizler, pahalı hediyeler ya da gösterişli kutlamalar değil; zamanında edilen bir teşekkür, içten bir özür, birlikte içilen bir kahve ve dikkatle dinlenen birkaç cümle ilişkiyi ayakta tutar. Sevgi, çoğu zaman büyük fedakârlıklardan değil, ertelenmeyen küçük davranışlardan beslenir.
Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur: Bugün ertelediğim şey gerçekten bekleyebilir mi? Yoksa beklediğini sandığım kişi, ilişki ya da fırsat sessizce uzaklaşıyor mu?
Hayat bizden kusursuz olmamızı istemiyor. Ama samimi olmamızı bekliyor. Sevdiklerimize zaman ayırmak için mükemmel bir günü beklememizi de istemiyor. Çünkü mükemmel gün diye bir şey yoktur; sadece değerlendirilen gün vardır.
Bugün söylenecek güzel bir söz, yarına bırakıldığında aynı anlamı taşımayabilir. Bugün uzatılacak bir el, yarın için geç kalmış olabilir. Bugün kurulacak bir gönül köprüsü, yarın yıkılmış bir sessizliğin yerine kurulamayabilir.
Belki de hayatın bize her sabah verdiği en değerli hatırlatma şudur: Zamanın en büyük hırsızı yoğunluk değil, ertelemektir. Çünkü ertelenen her sevgi biraz eksilir, ertelenen her ilgi biraz soğur, ertelenen her ilişki biraz daha sessizleşir.
Bu yüzden bugün, yapılacaklar listesinin en üstüne bir işi değil, bir insanı yazın. Aranmayı bekleyen bir dostu arayın. Anne ya da babanızın sesini duyun. Eşinizle birkaç dakikalık gerçek bir sohbet edin. Çocuğunuzun anlattığı hikâyeyi sonuna kadar dinleyin. Çünkü bazı anların telafisi vardır; bazılarının ise sadece özlemi kalır.
Ve unutmayalım…
Hayatta en pahalı bedelleri çoğu zaman yanlış yaptığımız için değil, doğru olanı sürekli ertelediğimiz için öderiz.
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.





