BİR ZAMANLAR AŞK VARDI, ŞİMDİ BİRBİRİNDEN VAZGEÇMEK VAR

Geçen gün bir nikâha gittim. İki insan, bir ömür aynı yastığa baş koymak üzere birbirine “Evet.” dedi. Herkes mutluydu, herkes gülümsüyordu.
Bense gayri ihtiyari düşünüyordum: Acaba bu evlilik kaç yıl sürecek? Ne zaman tükenecek birbirlerine duydukları sevgi? Bir gün başka gözlerde heyecan, birbirlerinin gözlerinde yabancılık mı arayacaklar? İyi bir anne, iyi bir baba olabilecekler mi?
Biz ne zaman bir ömürlük mutluluğa şahit olurken bile ayrılığın hesabını yapmaya başladık?
Ardından Hazreti Ali ile Hazreti Fatıma geldi aklıma. Hayber'in kapısını kaldıracak kadar güçlü bir insanın, sevdiğinin ardından duyduğu acıyla sınanması… Bir kapıyı yerinden sökebilen gücün, bir yokluğun ağırlığı karşısında çaresiz kalması…
Ve Peygamber Efendimizin, Hazreti Hatice validemizin vefatından yıllar sonra bile onun hatırasına gösterdiği vefa…
Düşündüm de biz neyi kaybettik?
Bir zamanlar sevgi, yalnızca birinin yanında heyecanlanmak değildi. Onun yokluğunda da ona sadık kalabilmekti. Yüzüne bakarken güzel sözler söylemek kadar, arkasından da aynı insan olabilmekti. Gençliğini sevdiğin insanın yaşlılığına da şefkatle dokunabilmekti.
Şimdi ise bazen bir ömürlük sözleri bir günlük heveslerle veriyoruz. En küçük anlaşmazlıkta konuşmak yerine susuyor, anlamak yerine hüküm veriyor, emek vermek yerine vazgeçiyoruz. Sonra da adına aşk diyoruz.
Oysa aşk, yalnızca kalbin hızlandığı günlerde değil, hayatın insanı yorduğu zamanlarda da birbirinin elini bırakmamaktır.
Bir adamın, yıllar sonra karısının yüzüne baktığında hâlâ aynı şefkati duyabilmesi… Bir kadının, kocasının en zor gününde ona eksiklerini değil, birlikte aştıkları yolları hatırlatması… İşte muhabbet biraz da budur.
Çünkü evlilik, aynı evde yaşamak değil, insanın bir başkasının yanında kendini güvende hissedebilmesidir. Birbirinin hayatına sahip olmak değil, birbirine emanet olabilmektir.
Ve çocuklar…
Onlar sevgiyi nasihatlerden değil, anne babalarının birbirlerine nasıl davrandıklarından öğrenirler. Belki de iyi anne babalar olmanın ilk şartı, birbirlerine iyi birer eş olmayı öğrenmektir.
Ben eski aşkları düşününce kusursuz insanları görmüyorum. Birbirinden vazgeçmek yerine birbirini anlamaya çalışan, sevgiyi bir tüketim nesnesi değil, ömürlük bir emanet sayan insanları özlüyorum.
Çünkü zaman herkesi yaşlandırır, her şeyi değiştirir. Ama gerçek muhabbet, yıllar geçtikçe başka bir güzelliğe dönüşebilir. Gençlikte heyecan olan şey, yaşlılıkta huzur olur. Sözcüklerin yerini bazen bir bakış, konuşmanın yerini bir elin sıcaklığı alır.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız:
Bir evliliğin ne zaman biteceğini düşünmekten, onu nasıl güzelleştirebileceğimizi düşünmeye ne zaman vazgeçtik?
Geçen gün o nikâh salonunda iki insan birbirine “Evet.” derken içimden bir dua geçirdim: Allah'ım, onlara yalnızca bir ömür değil, o ömrü birbirine güzel kılacak bir muhabbet de ver.
Çünkü bazı insanlar elli yıl aynı evde yaşar ama birbirine hiç yoldaş olamaz. Bazılarıysa bir insanın kalbinde öyle bir iz bırakır ki, ölüm bile o muhabbeti susturmaya yetmez.
Ömür, yalnızca kaç yıl birlikte yaşadığınızla değil, birbirinizin kalbinde nasıl yaşadığınızla da ölçülür.
Ve galiba aşkın en güzel tarifi şudur:
Bir gün herkesin gençliği geçecek, güzelliği değişecek, hayatın bütün renkleri solacak. O gün yanında kalan insanın gözlerine bakıp hâlâ “İyi ki sen.” diyebiliyorsan, işte sen yalnızca evlenmemişsin; bir ömrü sevgiyle yaşamayı başarmışsın.
Zehra Nihal Hangişi
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.





