SONBAHAR, İNSAN NE KADARINI BIRAKABİLİR?

Sonbaharın bir sesi vardır.
Sabahın erken saatlerinde, henüz şehir uyanmamışken duyulur.
Islak kaldırımlarda, rüzgârın savurduğu yapraklarda, bir fincan çayın soğumaya yüz tutmuş sessizliğinde…
İnsana bir şey söyler.
Ama herkes aynı şeyi duymaz.
Kimi için sonbahar hüzündür.
Kimi için eski bir aşkın kapısını yeniden çalan mevsim.
Kimi için çocukluğundan kalma bir koku…
Benim içinse sonbahar, bırakmanın asaletidir.
Çünkü ağaç, yaprağını düşürürken özür dilemez.
“Biraz daha kalsın,” demez.
“Belki düzelir,” diye beklemez.
Dalı boşalacak diye korkmaz.
Vakti geldiğinde bırakır.
İnsan ise ne garip…
Bittiğini bildiği şeylere bile yıllarca tutunur.
Bir insanın değişmeyeceğini bile bile bekler.
Bir kapının kendisine açılmayacağını bildiği hâlde önünde durur.
Kırıldığı yerde kalır, sustuğu yerde susmaya devam eder.
Sonra hayat, önüne bir sonbahar koyar.
Ve yavaşça sorar:
“Hâlâ neyi taşıyorsun?”
İşte insanın asıl mevsimi o zaman başlar.
Çünkü bazı yükler omuzda değil, kalpte taşınır.
Kimsenin görmediği yerlerde ağırlaşır insan.
Bir cümleyi yıllarca içinde büyütür, bir vedayı yıllarca tamamlayamaz, bir kırgınlığı kendinden bile saklar.
Oysa bazı şeylerin iyileşmesi için cevap değil, mesafe gerekir.
Bazı insanların affedilmesi için yeniden hayatımıza girmesi gerekmez.
Bazı kapıların kapanması için arkasından kötü konuşmak gerekmez.
Bazı vedaların anlamlı olması için son bir kez sarılmak da şart değildir.
Bazen insan sadece susar.
Ve gider.
İşte o sessizlik, yıllarca söylenmiş cümlelerden daha ağırdır.
Sonbahar bana biraz bunu öğretir:
Her düşen yaprak kayıp değildir.
Bazıları toprağa karışmak için düşer.
Bazıları ağacın yeniden nefes alabilmesi için…
Ve bazı insanlar da hayatımızdan, biz eksilelim diye değil; kendimize yeniden yer açabilelim diye çıkar.
Belki de Allah'ın bazı vedaları neden bu kadar sessiz verdiğini şimdi daha iyi anlıyorum.
Çünkü bazı ayrılıklar gürültüyle gelmez.
Bir sabah uyanırsın ve artık eskisi kadar beklemediğini fark edersin.
Bir şarkı çalar, canın eskisi gibi yanmaz.
Bir isim geçer önünden, kalbin yerinden oynamaz.
İşte o an anlarsın:
İyileşmek bazen unutmak değildir.
Hatırladığında artık aynı yerinden acımamasıdır.
Sonbahar bu yüzden bana hüzünlü gelmez.
Evet, yapraklar düşer.
Ama ağaç çıplaktır diye ölü değildir.
Bazen insan da öyledir.
Hayatından insanlar çekilir.
Planların değişir.
Bazı hayallerin yarım kalır.
Bir zamanlar “asla” dediğin şeylere “nasip değilmiş” dersin.
Ve bir gün, bütün o eksilmelerin ortasında fark edersin:
Meğer hayat senden bazı şeyleri alırken, sana kendini veriyormuş.
Belki bu yüzden Ekim'i severim.
Çünkü Ekim, insana yeni başlangıçlar vaat etmez.
Daha dürüst bir şey söyler:
“Her şeyi yeniden başlatmak zorunda değilsin.
Bazı şeyleri sadece geride bırakman yeter.”
Ve belki bu sonbahar…
Birini değil,
bir yükü uğurlayalım.
Bir geçmişi değil,
geçmişe bağlılığımızı bırakalım.
Herkesi anlamaya çalışmak yerine biraz da kendimizi anlayalım.
Çünkü bazen insanın kendisine verebileceği en büyük hediye,
artık kendisine iyi gelmeyen hiçbir şey için savaşmamaktır.
Yaprak düşer.
Rüzgâr alır götürür.
Ağaç susar.
Ve hayat devam eder.
Belki bizim de öğrenmemiz gereken tam olarak budur:
Vakti dolan hiçbir şeyi dalında tutmak zorunda değiliz.
Bazı şeyler düşmeli.
Bazı kapılar kapanmalı.
Bazı insanlar gitmeli.
Bazı hikâyeler yarım kalmalı.
Çünkü hayatın bütün güzellikleri,
biz tutmaya devam ettiğimiz için değil;
bırakmayı öğrendiğimiz yerde başlayabilir.
🍂 Zehra Nihal Hangişi
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.





