İçeriğe atla
SON DAKİKA
🕒 13 Ekim 14:26
NAMAZİmsak 05:00Güneş 06:33Öğle 12:23İkindi 15:32Akşam 18:03Yatsı 19:20
⛅ Sivas 19° Parçalı bulutlu💵 USD ₺49.36💶 EUR ₺55.14
Köşe Yazıları

ALİYEV’İN HESABI: TÜRKİYE’DEN ZAFER, İSRAİL’LE STRATEJİ, TÜRK-İSLAM KİMLİĞİNE MESAFE!

ÖzetTürkiye-Azerbaycan ilişkilerinde karşılıklı dayanışmanın önemi vurgulanırken, Aliyev’in İsrail politikası, Filistin hassasiyeti ve kimlik tartışmaları ele alınıyor.
Hazal Yağmur KeskinKöşe Yazarı · · 5 dk okuma
ALİYEV’İN HESABI: TÜRKİYE’DEN ZAFER, İSRAİL’LE STRATEJİ, TÜRK-İSLAM KİMLİĞİNE MESAFE!
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki stratejik dayanışma, Aliyev yönetiminin İsrail politikasıyla birlikte tartışılıyor.

Türkiye ile Azerbaycan Arasındaki Dayanışma

Bir milletin zaferini kendi hanesine yazmak kolaydır; asıl mesele, o zaferin hangi dayanışmalarla kazanıldığını unutmamak ve kendisine uzanan eli görmezden gelmemektir. Azerbaycan’ın kazandığı askerî ve siyasi başarılar, elbette Azerbaycan halkının iradesinin, fedakârlığının ve mücadelesinin sonucudur. Ancak bu başarıların arkasındaki bölgesel dengeleri, Türkiye’nin verdiği siyasi desteği, askerî iş birliğini ve iki ülke arasındaki stratejik dayanışmayı yok sayarak bir tarih anlatısı oluşturmak da hakkaniyetle bağdaşmaz. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağ, yalnızca diplomatik belgelerden ibaret değildir; ortak bir hafızanın, kültürel yakınlığın ve zor zamanlarda birbirinin yanında durma iradesinin ürünüdür. Dolayısıyla mesele, Azerbaycan’ın zaferlerini Türkiye’ye mal etmek değil, o zaferlerin hikâyesini anlatırken Türkiye’nin katkısını silmeye çalışmamaktır. Kardeşlik, bir tarafın diğerine üstünlük taslaması değil, karşılıklı emeğin ve desteğin teslim edilmesidir. İnsan, en zor gününde yanında duran dostunu zafer gününde hatırlamıyorsa, orada kardeşlik söylemiyle gerçek kardeşlik arasında ciddi bir mesafe oluşmuş demektir.

Aliyev’in Dış Politikası ve İsrail ile İlişkiler

İlham Aliyev’in dış politika tercihleri de bu çerçevede eleştirel bir gözle değerlendirilmelidir. Azerbaycan’ın ulusal çıkarlarını gözetmesi elbette meşru bir devlet politikasıdır; ancak ulusal çıkar adına her tercihi sorgulanamaz görmek de doğru değildir. Özellikle İsrail ile geliştirilen yakın ilişkiler, yalnızca enerji anlaşmaları ve güvenlik iş birliği üzerinden değil, Filistin’de yaşanan insani dram ve bölgedeki siyasi sorumluluklar bakımından da değerlendirilmelidir. İsrail’in politikalarına yönelik her eleştiriyi görmezden gelip stratejik ilişkileri tek ölçü hâline getirmek, ahlaki tutarlılık tartışmasını beraberinde getirir. Burada sorulması gereken soru, Azerbaycan’ın başka devletlerle ilişki kurup kuramayacağı değil; bu ilişkiler yürütülürken hangi değerlerin savunulduğu, hangi acılar karşısında nasıl bir tutum alındığıdır. Türkiye’nin ve Türk halkının Filistin meselesine ilişkin hassasiyetleri ortadayken, bu hassasiyetleri önemsizleştiren veya Müslüman toplumların ortak vicdanını dışlayan bir yaklaşımın eleştirilmesi son derece doğaldır. Devletlerin çıkarları olabilir; fakat çıkarların her zaman vicdanın önüne geçirilmesi, siyasi kazanç sağlasa bile ahlaki bir sorgulamadan kurtulamaz.

Siyasi Eleştiri ile Halkların Kardeşliği Arasındaki Fark

Bununla birlikte, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkinin İsrail üzerinden bir düşmanlık yarışına dönüştürülmesi de doğru değildir. Eleştiri, belirli politikaların ve siyasi tercihlerin hedefi olmalıdır; halkların, kültürlerin veya kimliklerin değil. Aliyev yönetiminin kararları ile Azerbaycan halkının tamamını aynı kefeye koymak nasıl haksızlıksa, Türkiye’nin politikalarını eleştiren herkesi de düşman ilan etmek aynı ölçüde yanlıştır. Kardeşlik, birbirinin her kararını alkışlamak değildir. Gerçek kardeşlik, yanlış görülen bir tercihi açıkça dile getirebilmek ve buna rağmen ortak bağları koruyabilmektir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkinin gücü, eleştiriden korkmasında değil, eleştiriyi kaldırabilecek kadar sağlam bir tarihî ve kültürel zemine sahip olmasındadır. Bu nedenle Türkiye’nin verdiği desteğin hatırlatılması, Azerbaycan’ın bağımsızlığını küçümsemek anlamına gelmez; bilakis iki ülke arasındaki dayanışmanın hakkını teslim etmek anlamına gelir.

Türk Kimliği, Başörtüsü ve İslam Kültürü

Daha da hassas bir mesele ise başörtüsünün, İslam kültürünün ve Türk kimliğinin birbirinden kopuk, hatta birbirine karşıt kavramlarmış gibi sunulmasıdır. Başörtüsünü yalnızca bir siyasi sembole indirgemek, onu taşıyan insanların inançlarını, tarihlerini ve kişisel tercihlerinin çeşitliliğini görmezden gelmektir. İslam kültürünü Türk kültürünün karşısına yerleştirmek de tarihî gerçeklikle bağdaşmayan yapay bir ayrım üretir. Türklerin İslam tarihi içerisindeki yeri, asırlar boyunca oluşturdukları ilim, sanat, mimari, edebiyat ve düşünce mirası ortadadır. Türk kültürünün önemli bir bölümü, İslam medeniyetiyle kurulan etkileşim içerisinde şekillenmiştir. Elbette Türk kültürü İslamiyet öncesine uzanan köklü geleneklere de sahiptir; Türk kimliği tek bir döneme, tek bir inanç yorumuna veya tek bir yaşam biçimine sığdırılamaz. Ancak bu gerçek, İslam’ı Türk tarihinin ve kültürel hafızasının dışına atmayı haklı çıkarmaz. Aynı şekilde Türk kimliğini savunmak da Müslüman kimliğini küçümsemeyi gerektirmez. Bu iki alanı birbirine düşman göstermek, tarihî mirası anlamaktan çok günümüzün siyasi ve ideolojik çatışmalarına malzeme üretmeye hizmet eder.

Kimlik Kıyafet Üzerinden Belirlenemez

Başörtülü bir kadını Türk kimliğinin dışında görmek ne kadar yanlışsa, başörtüsü takmayan bir kadını inancı veya kimliği üzerinden aşağılamak da o kadar yanlıştır. Bir insanın Türk olup olmadığına kıyafetiyle hükmedilemez; aidiyeti, yalnızca dış görünüşü üzerinden ölçülemez. Türk kimliği, farklı hayat tarzlarını ve kişisel tercihleri aynı toplumsal çatı altında buluşturabilecek kadar geniş bir tarihî birikime sahiptir. İslam kültürüyle Türk kültürünü birbirine karşı konumlandırarak insanları başörtülü-başörtüsüz, dindar-seküler, Türk-Müslüman gibi karşıt kamplara ayırmak, toplumun ortak zeminini zayıflatır. Bu ayrımlar üzerinden öfke üretmek, insanları birbirine karşı kışkırtmak ve tarihî kimlikleri birer siyasi silaha dönüştürmek, kim tarafından yapılırsa yapılsın eleştirilmelidir. Bir milletin kültürü, vatandaşlarını birbirinden ayırmak için değil, farklılıkları arasında ortaklıklar kurabilmek için yaşatılır. İnanç, insanın vicdanıyla; kültür, toplumun hafızasıyla; kimlik ise tarihî tecrübesiyle ilgilidir. Bunları birbirine düşman ilan etmek, hepsini aynı anda yoksullaştırır.

Siyasi Tartışmalardan Kimlik Çatışmasına

Asıl tehlike, siyasi tercihlerin zamanla kimlik çatışmasına dönüştürülmesidir. Bugün bir devletin dış politikası üzerinden başlayan tartışma, yarın insanların kıyafetlerine, inançlarına, ailelerine ve kimliklerine yönelen bir husumete dönüşebilir. Bu nedenle Türkiye ile Azerbaycan arasındaki meseleleri konuşurken hem tarihî gerçekleri hem de toplumsal hassasiyetleri gözetmek gerekir. Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği desteği hatırlatmak, Azerbaycan halkının fedakârlıklarını inkâr etmek değildir. İsrail ile ilişkileri sorgulamak, Azerbaycan düşmanlığı yapmak değildir. Başörtüsünün ve İslam kültürünün Türk tarihindeki yerini savunmak da farklı yaşam biçimlerine düşmanlık anlamına gelmez. Önemli olan, eleştirinin yönünü doğru belirlemektir. Siyasi yöneticilerin kararları sorgulanabilir, devletlerin ittifakları tartışılabilir, tarihî anlatıların eksikleri ortaya konabilir. Fakat bütün bunlar yapılırken halkları birbirine düşürmekten, inançları aşağılamaktan ve kimlikleri birer nefret aracına dönüştürmekten kaçınmak gerekir.

Kardeşliğin Gerçek Ölçüsü

Unutulmamalıdır ki Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, herhangi bir liderin şahsi mülkü değildir. Bu bağ, siyasi iktidarlardan daha eski, günlük diplomatik hesaplardan daha derin ve tek bir dönemin başarılarından daha kapsamlıdır. Ne Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destek bir lütuf olarak sonsuza kadar başa kakılmalı ne de bu destek hiç yaşanmamış gibi davranılmalıdır. Ne Azerbaycan’ın başarıları küçümsenmeli ne de Türkiye’nin katkıları tarih anlatısından silinmelidir. Aynı şekilde ne İslam kültürü Türk kimliğine yabancılaştırılmalı ne de farklı inanç ve yaşam biçimlerine sahip insanlar kimlikleri üzerinden hedef gösterilmelidir. Kardeşlik, gerektiğinde itiraz etmeyi, yanlış bulduğunu söylemeyi ve hakikati savunmayı gerektirir. Fakat hakikati savunmakla kin üretmek, eleştirmekle düşmanlaştırmak, kimliği korumakla başkasını aşağılamak arasında büyük bir fark vardır. Türkiye’nin de Azerbaycan’ın da ihtiyacı olan şey, bu farkı gözeten bir siyasi akıl ve toplumsal vicdandır. Çünkü zaferler gelip geçer, iktidarlar değişir, ittifaklar yeniden şekillenir; geriye ise milletlerin birbirine nasıl davrandığı, zor günlerde kimin yanında durduğu ve ortak tarihine ne kadar sadık kaldığı kalır. Kardeşliğin gerçek ölçüsü, zafer gününde kimin daha yüksek sesle konuştuğu değil, tarih karşısında kimin emeği inkâr etmediği ve insanları birbirine düşürmek yerine ortak bir geleceğe çağırabildiğidir.

Hazal Yağmur Keskin

Yorumlar

E-posta adresiniz yayımlanmaz ve üçüncü kişilerle paylaşılmaz; yalnızca yorumunuz onaylandığında size haber vermek için kullanılır. Aydınlatma metni

İlk yorumu siz yapın.

Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin

Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.

Sponsorlu içerik

Bu Haber İlginizi Çekebilir

ÇOCUĞUNU DİNDEN SOĞUTAN BASKIYA MUHAFAZAKÂRLIK DENMEZ!
Köşe Yazıları

ÇOCUĞUNU DİNDEN SOĞUTAN BASKIYA MUHAFAZAKÂRLIK DENMEZ!

Ailelerin dini değerleri çocuklara öğretirken baskı ve korku yerine sevgi, anlayış ve rehberliği esas alması; aksi halde çocukları dinden bile uzaklaştırabilir.

Haberin Detayı →

Bunları da Okuyun

TUZ KOKTU

Haberin Detayı →

Görevi İhmal Eden, Kötüye Kullanan Kamu Görevlileri

Haberin Detayı →

TAŞI UZAKTA ARAMA

Haberin Detayı →

Sivas gündemini kaçırmayın

Günün öne çıkan haberlerini e-postanıza alın. İstediğiniz an çıkabilirsiniz.

Kaydolarak e-posta ile bilgilendirme almayı kabul etmiş olursunuz. Verileriniz üçüncü kişilerle paylaşılmaz (KVKK).

İhbar Hattı