TERÖRÜ TOPLUMA KAZANDIRMAK TOPLUMU TERÖRE KAZANDIRMAKTIR

Bir devlet terörle mücadele ederken yalnızca silahlı unsurlarla karşı karşıya değildir. Karşısında aynı zamanda toplumsal hafızayı, ortak yaşam iradesini ve devlet-toplum güvenini hedef alan bir yapı bulunur.
Bu nedenle terörle mücadeleyi yalnızca güvenlik operasyonlarına indirgemek kadar, terörle ilişkilendirilmiş kişilerin topluma yeniden dahil edilmesini yalnızca bir “kazanım” olarak görmek de eksik bir yaklaşımdır.
İnsan yeniden kazanılabilir.
Fakat terör topluma kazandırılamaz.
Bu ayrımın unutulduğu yerde ciddi bir güvenlik sorunu başlar.
Bir terör örgütünden ayrılan kişinin toplumsal hayata yeniden katılması elbette mümkündür. Ancak bu dönüş, örgütün düşüncesinin, propagandasının, şiddeti meşrulaştıran dilinin veya örgütsel ilişkilerinin toplum içine taşınmasına dönüşmemelidir.
Çünkü terörün amacı yalnızca insan öldürmek değildir.
Terör, toplumun ortak iradesini kırmak ister.
İnsanları birbirinden kuşkulandırmak ister.
Devlet ile vatandaş arasındaki güveni aşındırmak ister.
Korkuyu gündelik hayatın parçası hâline getirmek ister.
Bu nedenle terörün fiziksel olarak geri çekilmesi, etkisinin de sona erdiği anlamına gelmez.
Asıl mücadele, terörün toplum içinde normalleşmesine karşı verilir.
Tarih bize şunu gösteriyor:
Silahlı çatışmalar sona erebilir; fakat çatışmanın ürettiği düşünceler, kimlikler ve toplumsal kırılmalar uzun yıllar yaşayabilir.
Bu nedenle bir terör örgütünün mensubunun toplumla yeniden bütünleşmesi ile terörün toplumsallaşması birbirinden kesin biçimde ayrılmalıdır.
Devlet, örgütten kopan kişiye yeni bir hayat kurma imkânı verebilir.
Fakat örgütün geçmişini topluma taşımasına izin vermemelidir.
Devlet, insanı rehabilite edebilir.
Fakat şiddeti rehabilite edemez.
Devlet, kişiye ikinci bir hayat verebilir.
Fakat teröre ikinci bir hayat vermemelidir.
Çizgi tam burada çekilmelidir.
Bugün tartışmanın çoğu zaman yanlış soruyla başladığını düşünüyorum.
“Terör örgütünden ayrılanları topluma kazandıralım mı?”
Bu soru tek başına eksiktir.
Asıl soru şudur:
Topluma neyi kazandırıyoruz?
Bir insanı mı?
Yoksa onunla birlikte taşıdığı örgütsel kültürü mü?
Bir vatandaşın yeniden hayat kurmasını mı?
Yoksa terörün başka bir zeminde varlık göstermesini mi?
Birincisi toplumsal barıştır.
İkincisi, terörün biçim değiştirerek devam etmesidir.
Bu nedenle yeniden entegrasyon politikalarının merkezinde yalnızca bireyin topluma dönüşü değil, toplumun terörden korunması bulunmalıdır.
Bir kişiye verilen güven ve yetkinin denetimsiz bırakılması, yalnızca bireysel değil, kurumsal sonuçlar doğurabilir.
Toplumun güvenini ilgilendiren alanlarda esas mesele yalnızca kimin sisteme dahil edildiği değildir.
O kişinin hangi şartlarla dahil edildiğidir.
Hangi yetkiye sahip olduğudur.
Hangi denetimden geçtiğidir.
Ve ortaya çıkabilecek risklerin nasıl yönetildiğidir.
Terörle bağlantılı kişilerin yeniden toplumsal hayata dahil edilmesinde bu mesele daha da önemlidir.
Çünkü burada söz konusu olan yalnızca bireysel bir geçmiş değildir.
Örgütsel geçmiş, ideolojik bağ ve toplumsal etki ihtimali de vardır.
Bir devlet terörle mücadelede en büyük hatayı, terörü yalnızca silahlı bir mesele olarak görerek yapar.
Çünkü silah sustuktan sonra propaganda konuşabilir.
Örgüt dağıldıktan sonra ideoloji kalabilir.
Örgütsel yapı çöktükten sonra sosyal ağlar varlığını sürdürebilir.
Bu nedenle terörle mücadelede başarı, yalnızca terör örgütünün kapasitesini ortadan kaldırmakla ölçülemez.
Terörün toplumda yeniden üretilebileceği kanalları kapatmak da gerekir.
Eğitimde, kamusal alanda, medyada, sosyal çevrede, kurumlarda, siyaset dışı sivil alanlarda...
Hiçbir alan terörün propagandasına veya şiddetin meşrulaştırılmasına açık bir kapı hâline gelmemelidir.
Bu yaklaşım belirli bir toplumsal kimliği hedef almak anlamına gelmez.
Tam tersine, toplumdaki herkes için aynı hukuk düzenini savunmak anlamına gelir.
Terörle mücadelede merhamet ile güvenlik birbirinin düşmanı değildir.
Fakat merhametin sınırı vardır.
O sınır, başkasının hayatının ve toplumun güvenliğinin başladığı yerdir.
Bir insanın yeniden hayata tutunmasına karşı çıkmak başka şeydir.
Terörün yeniden toplumsal hayata tutunmasına karşı çıkmak başka.
İkisini birbirine karıştırmamak gerekir.
Çünkü insanı kazanmak devletin gücüdür.
Terörü toplumun içine sokmamak ise devletin sorumluluğudur.
Bu sorumluluk ihmal edildiğinde ortaya yalnızca güvenlik açığı çıkmaz.
Toplumsal hafıza zedelenir.
Mağdurların adalet duygusu yara alır.
Devlete duyulan güven sarsılır.
En önemlisi, terörün yıllarca hedef aldığı toplumsal bütünlük yeniden zarar görür.
Bu nedenle terör örgütünden kopan kişilerin topluma dönüşü konuşulurken romantik sloganlara değil, açık ölçütlere ihtiyaç vardır.
Örgütsel bağ gerçekten kopmuş mu?
Şiddet fikri terk edilmiş mi?
Propaganda ve radikalleştirme faaliyetlerinden uzaklaşılmış mı?
Topluma dönüş güvenli bir zeminde gerçekleşiyor mu?
Kamu güvenliğini ilgilendiren alanlarda gerekli denetim mekanizmaları kurulmuş mu?
Bunlar cevaplanmadan “topluma kazandırma” ifadesini başarı olarak sunmak erken olur.
Çünkü toplumun içine giren her insan tehdit değildir; fakat terörün toplumun içine girmesi her zaman tehdittir.
Aradaki farkı görebilecek kadar dikkatli bir devlet düzenine ihtiyaç vardır.
Son söz basit:
İnsana kapı açılabilir. Teröre açılamaz.
Bir insan yeniden kazanılabilir.
Bir örgütün şiddet ideolojisi kazanılamaz.
Bir kişi topluma dönebilir.
Terör toplumun içine dönemez.
Çünkü devletin görevi yalnızca insanları kaybetmemek değildir.
Toplumu da kaybetmemektir.
Terörün amacı toplumu parçalamaktır.
Devletin amacı toplumu yeniden birleştirmektir.
Bu nedenle terörle mücadelede en hassas çizgi şudur:
Terörden kopan insanı kazan; terörün kendisine toplumda yeni bir alan açma.
Çünkü terörün topluma girdiği yerde yalnızca güvenlik zayıflamaz.
Toplumun ortak geleceği de rehin alınır.
Hazal Yağmur Keskin
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.





