İçeriğe atla
SON DAKİKA
🕒 16 Ekim 17:26
NAMAZİmsak 05:03Güneş 06:36Öğle 12:23İkindi 15:28Akşam 17:58Yatsı 19:16
⛅ Sivas 16° Parçalı bulutlu💵 USD ₺49.48💶 EUR ₺55.49
Köşe Yazıları

İSTİSNANIN İKTİDARINDAN POPÜLİZMİN İKTİDARINA

ÖzetAzerbaycan’da başörtülü öğrenci ve öğretmenlere yönelik kısıtlamalar, Türkiye’de seçim gündemi, siyasal hafıza ve gündem belirleme tartışmasını yeniden başlattı.
Hazal Yağmur KeskinKöşe Yazarı · · 7 dk okuma
Kırmızı zemin üzerinde başlık yazısı, gundem SİVAS logosu ve gözlüklü başörtülü bir kadın portresi yer alıyor.
Azerbaycan’da başörtülü öğrenci ve öğretmenlerin yaşadığı kısıtlamalar, Türkiye’de siyasal tartışma yarattı.

EGEMENLİK KİMİN GÜNDEMİNİ BELİRLİYOR?

Siyasal iktidarın mahiyeti, tarih boyunca yalnızca devletin sınırlarını, hukuki yetkilerini veya olağanüstü durumlarda başvurabileceği araçları belirleme kapasitesi üzerinden tartışılmamıştır. İktidarın hangi olayları toplumsal bir meseleye dönüştürebildiği, hangi mağduriyetleri kamusal görünürlüğe taşıdığı ve hangi sorunları gündemin dışına itebildiği de siyasal egemenliğin önemli boyutları arasında yer alır. Günümüzün dijital iletişim ortamında bu kapasite, geleneksel siyasal kurumların sınırlarını aşarak medya ağları, siyasi aktörler, dijital platformlar ve seçmen davranışları arasındaki etkileşimle yeniden şekillenmektedir. Bu bağlamda Azerbaycan’da başörtülü öğrenci ve öğretmenlerin karşılaştığı kısıtlamalar üzerinden gelişen tartışma, yalnızca laiklik ile din özgürlüğü arasındaki gerilimin bir örneği değildir; aynı zamanda siyasal gündemin nasıl kurulduğu, toplumsal hassasiyetlerin hangi koşullarda harekete geçirildiği ve bir ülkedeki gelişmelerin başka bir ülkenin iç siyasetinde nasıl anlamlandırıldığı üzerine de düşünmeyi gerektirmektedir.

Azerbaycan’daki Kıyafet Düzenlemeleri ve Temel Haklar

Azerbaycan’da devlet okullarındaki kıyafet düzenlemelerinin başörtülü kadınların eğitim hakkını etkilediğine ilişkin haberler, öncelikle kendi hukuki ve toplumsal bağlamı içinde değerlendirilmelidir. Bir devletin laiklik ilkesini benimsemesi, eğitim kurumlarında belirli düzenlemeler yapmasını mümkün kılabilir; ancak bu yetkinin varlığı, her uygulamayı kendiliğinden meşru hâle getirmez. Laik eğitim anlayışı ile din ve vicdan özgürlüğü arasındaki ilişkinin değerlendirilmesinde ölçülülük, eşitlik, ayrımcılık yasağı ve eğitime erişim gibi ilkeler esas alınmalıdır. Özellikle başörtüsü nedeniyle öğrencilerin eğitim ortamının dışında bırakılması veya öğretmenlerin mesleki faaliyetlerini sürdürmelerinin güçleştirilmesi söz konusuysa, tartışmanın yalnızca kıyafet standardizasyonuna indirgenmesi mümkün değildir. Bununla birlikte, haberlerde aktarılan münferit uygulamalar ile düzenlemenin bütün ülkede sistematik biçimde nasıl uygulandığı arasında ayrım yapmak ve hukuki metinleri, resmî açıklamaları ve sahadan gelen tanıklıkları birlikte değerlendirmek gerekir. Nesnel bir yaklaşım, ihlal iddialarını görmezden gelmediği gibi, doğrulanmamış iddiaları da kesinleşmiş olgular olarak sunmaz.

Türkiye’nin Kolektif Hafızasında Başörtüsü

Ancak meselenin Türkiye’de kazandığı siyasal anlam, tartışmaya ikinci bir boyut eklemektedir. Türkiye’nin geçmişinde başörtüsü yasakları etrafında şekillenen toplumsal mücadeleler, eğitim ve kamu hizmetlerine erişim konusunda yaşanan mağduriyetler ve bu deneyimlerin siyasal hafızadaki yeri dikkate alındığında, Azerbaycan’daki gelişmelerin Türkiye kamuoyunda güçlü bir karşılık bulması şaşırtıcı değildir. Başörtüsü, Türkiye’de yalnızca kişisel bir inanç göstergesi olarak kalmamış; laiklik, devletin birey üzerindeki müdahale sınırları, demokratik haklar ve siyasal temsil tartışmalarının da simgelerinden biri olmuştur. Bu nedenle benzer görüntülerin ve haberlerin Türkiye’de yeniden dolaşıma girmesi, geçmişte yaşananların kolektif hafızasını harekete geçirebilir. Ne var ki toplumsal hafızanın harekete geçirilmesi ile bu hafızanın belirli siyasi amaçlar doğrultusunda kullanılması aynı şey değildir. Birincisi toplumsal deneyimlerin doğal sonucu olabilirken ikincisi, gündem seçimi ve söylem üretimi üzerinden araştırılması gereken bir siyasal stratejiye işaret eder.

Siyasal Gündem Nasıl Belirleniyor?

Asıl soru, Azerbaycan’daki olayların neden gündeme geldiğinden çok, neden belirli bir zamanda, belirli bir yoğunlukla ve belirli bir söylemsel çerçeve içinde görünür hâle geldiğidir. Siyasal iletişim literatüründe gündem belirleme yaklaşımı, kamuoyunun ne düşüneceğinden ziyade hangi meseleler üzerinde düşünmeye yönlendirildiğine odaklanır. Çerçeveleme yaklaşımı ise aynı olayın farklı kavramlarla sunulmasının, o olayın toplumsal anlamını nasıl değiştirebildiğini inceler. Azerbaycan’daki kıyafet düzenlemeleri bir anlatıda laik devletin eğitim politikası, başka bir anlatıda din özgürlüğüne müdahale, bir diğerinde ise Türkiye ile Azerbaycan arasındaki siyasi ilişkilerin sınandığı bir mesele olarak sunulabilir. Olayın maddi gerçekliği aynı kalsa bile seçilen çerçeve, kamuoyunun sorumluluğu kime yükleyeceğini ve hangi siyasi tutumu destekleyeceğini etkileyebilir. Dolayısıyla bir meselenin görünürlük kazanması kadar, hangi kavramlarla anlatıldığı ve hangi karşılaştırmalar üzerinden anlamlandırıldığı da önem taşır.

Seçim Takvimi ve Manipülasyon İhtimali

Türkiye’deki seçim takvimiyle ilişkilendirilen şüphe de tam bu noktada ele alınmalıdır. Seçim dönemlerinde siyasi aktörlerin seçmenlerin hassasiyetlerine daha fazla yönelmesi, siyasal iletişimin bilinen özelliklerinden biridir. Dini özgürlükler, ulusal kimlik, dış politika ve tarihsel mağduriyetler, seçmen davranışını etkileyebilecek sembolik alanlardır. Başörtüsü meselesinin Türkiye’deki siyasi hafızada taşıdığı ağırlık düşünüldüğünde, Azerbaycan’daki gelişmelerin seçim gündemine taşınması bazı aktörler açısından siyasi fayda üretebilir. Ancak siyasi fayda ihtimali, olayların bu faydayı üretmek amacıyla planlandığını kanıtlamaz. Zamanlama, tek başına nedensellik ilişkisi kurmaya yeterli değildir. Bir manipülasyon ihtimalini ciddi biçimde tartışabilmek için haberlerin dolaşım kronolojisi, ilk paylaşımı yapan hesaplar, içeriklerin birbirine benzerliği, koordineli yayılım örüntüleri, siyasi aktörlerin açıklamaları ve varsa hedefli reklam faaliyetleri gibi somut göstergelerin incelenmesi gerekir. Aksi hâlde analitik bir şüphe, doğrulanmamış bir komplo iddiasına dönüşme riski taşır.

İddiaların Kanıtlarla Değerlendirilmesi

Daha önce Türkiye’deki başörtüsü tartışmalarının ve Türkiye algısının farklı siyasi anlatılar içinde kullanılmış olması da karşılaştırmalı bir incelemeyi gerekli kılar. Burada önemli olan, geçmişte Türkiye hakkında yapılan paylaşımların varlığını tek başına bir kanıt olarak kabul etmek değil, bu paylaşımlarla güncel tartışma arasında gerçekten bir ilişki bulunup bulunmadığını araştırmaktır. Aynı söylem kalıplarının tekrarlanması, benzer hesapların devreye girmesi veya belirli içeriklerin eş zamanlı biçimde yayılması, koordinasyon ihtimalini değerlendirmek açısından anlamlı olabilir. Bununla birlikte, benzer söylemlerin bağımsız aktörler tarafından da üretilmiş olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Akademik nesnellik, yalnızca bir hipotezi destekleyen verileri toplamak değil, o hipotezi yanlışlayabilecek verileri de araştırmayı gerektirir. Bu nedenle Türkiye’deki seçim atmosferi ile Azerbaycan’daki gelişmeler arasında kurulabilecek ilişkinin niteliği, ancak sistematik bir içerik ve zamanlama analiziyle açıklığa kavuşturulabilir.

Popülizm, Kimlik ve Siyasal Söylem

Burada daha temel bir mesele de ortaya çıkmaktadır: Popülizm, yalnızca halkın duygularına seslenen bir siyaset biçimi midir, yoksa hangi duygunun, hangi mağduriyetin ve hangi kimlik unsurunun siyasal açıdan işlevsel hâle geleceğini belirleme mücadelesi midir? Popülist söylem çoğu zaman toplumu ahlaken üstün ve ortak bir iradeye sahip olduğu varsayılan halk ile bu iradeyi engellediği ileri sürülen karşıtlar arasında böler. Böyle bir anlatıda karmaşık toplumsal meseleler, kolay tanınabilir sembollere ve duygusal karşıtlıklara indirgenebilir. Başörtüsü de bu açıdan güçlü bir semboldür; çünkü bireysel özgürlük, dini aidiyet, devlet otoritesi ve tarihsel hafıza gibi farklı anlam katmanlarını aynı anda taşıyabilir. Bir siyasi aktörün bu sembol üzerinden hak ve özgürlükleri savunması meşru bir siyasal tutum olabilir. Buna karşılık aynı sembolün yalnızca rakipleri itibarsızlaştırmak, seçmenleri belirli bir kimlik etrafında seferber etmek veya dış politikadaki bir anlaşmazlığı iç siyasetin malzemesine dönüştürmek amacıyla kullanılması da eleştirel incelemenin konusu olmalıdır. Belirleyici olan, bir aktörün meseleyi dile getirmesi değil; meseleyi hangi tutarlılıkla savunduğu, benzer durumlarda aynı ilkeleri uygulayıp uygulamadığı ve ortaya koyduğu söylemin somut hakların korunmasına katkı sağlayıp sağlamadığıdır.

Egemenlik Kavramının Dönüşen Anlamı

Bu tartışma bizi egemenlik kavramının günümüzde geçirdiği dönüşüme götürmektedir. Carl Schmitt’in egemeni istisna hâline karar veren otorite üzerinden tanımlayan yaklaşımı, devletin olağan hukuki düzenin sınırlarını belirleme kapasitesini açıklamak bakımından önemlidir. Ancak günümüzün iletişim ortamında siyasal güç, yalnızca istisnai durumları tanımlamakla sınırlı değildir. Hangi olayın kriz olarak algılanacağına, hangi mağduriyetin kamuoyunda karşılık bulacağına ve hangi konunun siyasi rekabetin merkezine yerleşeceğine ilişkin mücadele de iktidar ilişkilerinin bir parçasıdır. Bu durum, Schmitt’in egemenlik anlayışının doğrudan ve eksiksiz bir uzantısı olarak değil, klasik egemenlik tartışmalarını gündem belirleme ve siyasal iletişim alanlarıyla birlikte yeniden düşünmeyi gerektiren bir gelişme olarak ele alınmalıdır. Başka bir ifadeyle, günümüzde siyasi güç yalnızca istisnai olanı ilan etme kapasitesiyle değil, istisnai sayılacak olayın toplumsal anlamını ve kamusal görünürlüğünü şekillendirme kapasitesiyle de ilişkilidir.

Gündem Belirleme Gücünün Sınırları

Bununla birlikte, gündem belirleme gücünü tek bir merkezin elinde bulunan mutlak bir kudret olarak düşünmek yanıltıcı olacaktır. Devletler, siyasi partiler, medya kuruluşları, dijital platformlar, sivil toplum örgütleri ve sıradan kullanıcılar aynı iletişim alanında birbirlerini etkiler. Bir olayın görünürlüğü kimi zaman bilinçli bir siyasi tercihin, kimi zaman gazetecilik pratiklerinin, kimi zaman da toplumsal duyarlılığın ve platform algoritmalarının birleşik sonucudur. Bu nedenle günümüzde egemenliğin popülizmin yönünü belirlediğini söylemek, ancak egemenliğin tek başına bütün toplumsal anlamları ürettiği varsayımından kaçınıldığında açıklayıcı olabilir. Daha isabetli olan, siyasal iktidarın gündem üzerinde belirleyici bir kapasiteye sahip olduğunu, ancak bu kapasitenin karşı söylemler, toplumsal tepkiler ve uluslararası ilişkiler tarafından sürekli sınırlandığını kabul etmektir.

Hak İhlali İddiaları ve Siyasi Araçsallaştırma

Azerbaycan’daki başörtüsü tartışmasının Türkiye’deki yansımaları bu bakımdan iki ayrı sorumluluğu gündeme getiriyor. İlk sorumluluk, başörtülü kadınların eğitim ve çalışma hayatına erişimiyle ilgili iddiaları siyasi hesaplardan bağımsız biçimde değerlendirmek ve temel hakları savunmayı taraflar arasındaki rekabete indirgememektir. İkinci sorumluluk ise bu hak ihlali iddialarının hangi aktörler tarafından, hangi amaçlarla ve hangi iletişim stratejileriyle dolaşıma sokulduğunu sorgulamaktır. Bu iki yaklaşım birbirinin alternatifi değildir. Bir olayın siyasal olarak araçsallaştırılma ihtimali, olaydan etkilenen kişilerin haklarını önemsizleştirmez; aynı şekilde bir hak ihlali iddiasının gerçekliği de o iddianın siyasi amaçlarla kullanılmadığı anlamına gelmez. Eleştirel düşüncenin görevi, bu iki düzlemi birbirine karıştırmadan aynı anda değerlendirebilmektir.

Demokratik Toplumlarda Gündemi Sorgulamak

Sonuç olarak mesele, Azerbaycan’daki gelişmelerin Türkiye’deki seçim gündemine bilinçli biçimde yerleştirilip yerleştirilmediğinden ibaret değildir. Daha kapsamlı soru, çağdaş siyasette toplumsal acıların, tarihsel hafızanın ve kimlik temelli hassasiyetlerin hangi mekanizmalar aracılığıyla siyasi değere dönüştürüldüğüdür. Bir olayın gerçek olması ile onun siyasi amaçlarla kullanılması arasında zorunlu bir çelişki yoktur; gerçek bir mağduriyet aynı zamanda siyasi rekabetin aracı hâline gelebilir. Bu nedenle ne her eş zamanlılığı bir planın kanıtı saymak ne de siyasi aktörlerin gündem kurma kapasitesini göz ardı etmek yeterlidir. Gerekli olan, olguların doğrulanmasını, söylemlerin karşılaştırılmasını ve olası çıkar ilişkilerinin kanıta dayalı biçimde incelenmesini esas alan bir yaklaşımdır. Belki de günümüzün temel siyasal sorusu tam burada ortaya çıkmaktadır: Egemenlik, yalnızca istisnai olanı belirleme yetkisi olmaktan çıkıp hangi mağduriyetin konuşulacağını, hangi hassasiyetin harekete geçirileceğini ve popülizmin hangi yönde ilerleyeceğini belirleme mücadelesine de mi dönüşmektedir? Eğer böyleyse, demokratik toplumların önündeki temel görev yalnızca gündemde neyin bulunduğunu anlamak değil, o gündemin hangi koşullarda, kimlerin etkisiyle ve hangi toplumsal sonuçlar pahasına kurulduğunu sorgulamaktır.

Hazal Yağmur KESKİN

Yorumlar

E-posta adresiniz yayımlanmaz ve üçüncü kişilerle paylaşılmaz; yalnızca yorumunuz onaylandığında size haber vermek için kullanılır. Aydınlatma metni

İlk yorumu siz yapın.

Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin

Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.

Sponsorlu içerik

Bu Haber İlginizi Çekebilir

SELE KARIŞAN HAYALLER
Köşe Yazıları

SELE KARIŞAN HAYALLER

Sel felaketleri, insanların hayatlarını ve yıllarca biriktirdiği emeği bir gecede yok ederken, geride kalanlara dayanışmayla yeniden başlama umudu bırakıyor.

Haberin Detayı →

Bunları da Okuyun

MESLEK LİSESİ BAŞARISIZLARIN DEĞİL, ÜRETEN TÜRKİYE’NİN OKULUDUR!

Haberin Detayı →

Dost Eli

Haberin Detayı →

Şehrin Fısıltısını Duymak: Sivas Bize Ne Anlatıyor?

Haberin Detayı →

Sivas gündemini kaçırmayın

Günün öne çıkan haberlerini e-postanıza alın. İstediğiniz an çıkabilirsiniz.

Kaydolarak e-posta ile bilgilendirme almayı kabul etmiş olursunuz. Verileriniz üçüncü kişilerle paylaşılmaz (KVKK).

İhbar Hattı