Köşe Yazıları

Sivas’ta Bayramı Yaşasaydım

Kurban Bayramı’nın ilk günü…

Gündem Sivas Muhabir
Gündem Sivas Muhabir
Editör
27 Mayıs 2026 00:30

Kurban Bayramı’nın ilk günü… Bugün Sivas’ta bayramı yaşıyor olsaydım, sabahın ilk ışığı bana biraz sert ama tanıdık gelirdi. O serin hava yüzüme çarparken şunu hissederdim: Burada gün hızlı başlamaz, ama derin başlar.
Sivas’ta bayram sabahı acele yoktur. Sokaklar kalabalık olsa bile bir telaş hissi taşımaz. İnsanlar sanki aynı güne değil, aynı hatıraya gidiyormuş gibi yürür. Bayram namazına giden yollar bile sıradan bir yürüyüş değildir; her adımda bir tanıdık yüz, bir selam, bir hatırlama vardır.
Eğer Sivas’ta olsaydım, camiden çıkışta sadece “bayramlaşma” değil, uzun uzun hal hatır sormayı görürdüm. “Nasılsın?” sorusu gerçekten sorulurdu. Cevaplar kısa geçilmezdi. Bir insanın sesi, yüzü, hali dikkatle okunurdu. Çünkü burada insanlar birbirini sadece görmez, fark ederdi.
Sonra mahallelere karışırdım…
Sivas’ın eski mahallelerinde bayram başka yaşanır. Kapılar erken açılır. Bir eve girildiğinde sadece misafir olunmaz; bir geçmişin içine girilir. Çay hazırlanır ama çaydan önce sohbet başlar. “Neredesin, uzun zamandır görünmüyorsun” cümlesi bir sitem değil, bir özlemdir.
Eğer orada olsaydım, fark ederdim ki Sivas’ta bayramın ritmini insanlar belirler, saatler değil. Bir ziyaretin süresi önceden planlanmaz. Oturulur. Konuşulur. Sessizlik bile rahatsız etmez. Çünkü orada sessizlik kopukluk değil, yakınlığın bir parçasıdır.
Bir aile ve evlilik danışmanı olarak şunu düşünürüm:
Bazı şehirlerde insanlar birbirine zaman ayırmayı öğrenir, bazı şehirlerde ise zaten birlikte yaşamanın doğal bir parçasıdır bu. Sivas’ta bayram, bu ikinciye daha yakındır.
Sofralar da bunu gösterir. Gösteriş yoktur ama eksiklik de yoktur. Aynı tabakta yemek değil, aynı masada hikâye paylaşılır. Birinin anlattığı eski bir anı, masadaki herkesin hafızasına dokunur. Çünkü orada insanlar sadece yemek yemez, birlikte geçmişi de tüketir.
Eğer Sivas’ta olsaydım, çocukları daha çok izlerdim. Çünkü bayramın gerçek sesi onlardır. Sokak aralarında koşan ayak sesleri, el öpme heyecanı, verilen harçlıkların sevinci… Bunlar bir şehrin en canlı hafızasıdır. Çocuklar orada bayramı öğrenmez, yaşar.
Bugün büyük şehirlerde bayram çoğu zaman planlı, hızlı ve kısa. Ama Sivas’ta bayramın planı yoktur. Bir kapı çalınır, ardından başka bir kapı… Sohbet uzar, zaman esner. İnsanlar birbirine “gitmek zorunda olduğu için” değil, “kalmak istediği için” vakit ayırır.
Eğer Sivas’ta bayramı yaşıyor olsaydım, şunu daha net hissederdim:
Bayram bazen bir etkinlik değil, bir hatırlama biçimidir.
İnsanı hızdan değil, uzaklıktan geri çağırır.
İnsanı kalabalığa değil, bağa yaklaştırır.
Kurban Bayramı’nın; hatıraları yormayan, insanı birbirine yabancılaştırmayan, geçmişle bugün arasında sıcak bir köprü kuran günlere vesile olması dileğiyle…
Ve tüm Sivaslı hemşehrilerimin Kurban Bayramı’nı içtenlikle kutluyorum. Bayramınız; sağlık, huzur ve sevdiklerinizle birlikte güzel hatıralarla dolu olsun.

Yorum Yap

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar

0 yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!