Bilgi Yok, Hüküm Çok

Eskiden bir konuda söz söylemeden önce insan biraz düşünür, araştırır, dinlerdi. Şimdi ise bir telefon ekranı çoğu zaman yeterli. Bir haber görüyoruz, bir paylaşım okuyoruz, birkaç saniyede fikrimizi oluşturuyor ve hiç beklemeden hüküm veriyoruz.
Bilgi yok, hüküm çok.
Herkesin bir fikri var. Herkes bir konuda konuşuyor. Herkes kendinden emin. Fakat asıl soru şu: Söylediklerimizin ne kadarını gerçekten biliyoruz?
Bir başlık okuyoruz, haberin tamamını okumadan yorum yapıyoruz. Bir video izliyoruz, öncesini ve sonrasını bilmeden karar veriyoruz. Bir insan hakkında birkaç cümle duyuyoruz, hayatının tamamını bildiğimizi sanıyoruz.
Sonra da tartışıyoruz.
Oysa fikir başka, bilgi başka.
Bir konuda fikir sahibi olmak herkesin hakkı. Fakat fikrimizin olması, o konuda doğru bilgiye sahip olduğumuz anlamına gelmiyor. Hele ki sosyal medyada bir bilginin binlerce kişi tarafından paylaşılması, onu doğru yapmıyor.
Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, konuşmadan önce kendimize birkaç soru sorabilmek:
Bunu nereden biliyorum?
Kaynağı ne?
Olayın tamamını biliyor muyum?
Yoksa sadece bana gösterilen kısmını mı görüyorum?
Bu soruları sormadan verdiğimiz her hüküm, bir başka insanın hayatına dokunabiliyor.
Bir insanı tanımadan eleştirebiliyoruz.
Bir gencin yaşadığı problemi bilmeden ona “sorumsuz” diyebiliyoruz.
Bir ailenin yaşadığı sıkıntıyı bilmeden onlar hakkında karar verebiliyoruz.
Bir olayın yalnızca bir tarafını dinleyip diğer tarafı hiç duymadan haklıyı ve haksızı belirleyebiliyoruz.
Çünkü hüküm vermek kolay.
Dinlemek zor.
Araştırmak zor.
“Ben bu konuda yanılıyor olabilirim” diyebilmek ise daha da zor.
Yıllardır farklı insanlarla, farklı hayat hikâyeleriyle karşılaşıyorum. Her insanın dışarıdan görünen yüzünün arkasında, bizim bilmediğimiz bir hikâyesi olduğunu defalarca gördüm.
Bu yüzden insanları yalnızca gördüğümüz davranışlarıyla değerlendirmemek gerektiğine inanıyorum.
Çünkü bazen bir insanın öfkesinin arkasında yıllardır taşıdığı bir kırgınlık, sessizliğinin arkasında söyleyemediği onlarca cümle, başarısızlığının arkasında kimsenin bilmediği bir mücadele olabilir.
Biz ise birkaç saniyede karar verebiliyoruz.
Tam da burada biraz durmak gerekiyor.
Her gördüğümüze inanmak zorunda değiliz.
Her duyduğumuzu paylaşmak zorunda değiliz.
Her konuda fikir belirtmek zorunda hiç değiliz.
Çünkü bilmediğini bilmek de bir bilgidir.
Bugün çocuklarımıza yalnızca bilgiye ulaşmayı değil, bilginin doğruluğunu sorgulamayı da öğretmeliyiz. Çünkü artık bilgiye ulaşmak zor değil. Asıl mesele, doğru bilgiyle yanlış bilgiyi birbirinden ayırabilmek.
Bir paylaşımın çok beğenilmesi onu doğru yapmaz.
Bir insanın yüksek sesle konuşması onu haklı çıkarmaz.
Bir iddianın tekrar tekrar söylenmesi onu gerçek hâline getirmez.
Bazen en doğru cümle, “Bilmiyorum, araştırmam lazım” cümlesidir.
Belki de biraz daha az hüküm verip biraz daha fazla dinlemeye ihtiyacımız var.
Bir haberi paylaşmadan önce düşünmeye…
Bir insanı yargılamadan önce anlamaya…
Bir konuda konuşmadan önce gerçekten bilip bilmediğimizi sorgulamaya…
Çünkü bilgi insanı güçlendirir.
Ama bilmediğini kabul edebilmek insanı olgunlaştırır.
Bugün herkesin söyleyecek bir sözü olabilir.
Ama her sözün arkasında bilgi olmayabilir.
İşte bu yüzden bazen kendimize sadece şu soruyu sormamız yeterli:
“Ben bunu biliyor muyum, yoksa sadece öyle mi sanıyorum?”
Tolga Turan
Köşe Yazarı
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.





