Kültürel aşağılık kompleksi

Güzel Konuşandan Neden Rahatsız Oluyoruz?
Bir gencin düzgün konuşması neden arkadaşları için alay konusu olur?
Bu soruyu son zamanlarda daha sık sormamız gerekiyor.
Çünkü bazı gençlerin, kendilerini ifade ederken kelimelerini özellikle bozduğunu; daha kaba, daha sert, daha umursamaz görünmeye çalıştığını görüyoruz. Bunun nedeni her zaman bilgisizlik değil. Bazen yalnızca arkadaş grubunun içinde “fazla farklı” görünmemek.
Düzgün konuşan bir arkadaşının taklit edilmesi, kitap okuyan bir öğrencinin küçümsenmesi, öğretmeniyle saygılı iletişim kuran bir gencin “fazla ciddi” bulunması, küfür etmeyen birinin gruba ayak uydurmakta zorlanması…
Bunların her biri küçük bir davranış gibi görünebilir.
Ama çocukların dünyasında küçük görünen şeyler, zamanla büyük izler bırakabilir.
Çünkü ergenlik döneminde arkadaş grubunun onayı önemlidir. Genç, kendisini kabul ettirmek için bazen sahip olduğu özellikleri geri plana atabilir. Kendi sesini değil, çevresinin sesini kullanmaya başlayabilir.
İşte tehlikeli olan nokta budur.
Bir çocuğun arkadaşlarına uyum sağlaması değil; uyum sağlamak uğruna kendisini değiştirmeyi öğrenmesi.
Kabalık neden daha kolay kabul görüyor?
Bugün iletişim biçimimiz yalnızca okulda veya evde şekillenmiyor. Sosyal medya, kısa videolar, internet kültürü ve popüler içerikler gençlerin kullandığı dili de etkiliyor.
Elbette her genç bu etkilerden aynı şekilde etkilenmiyor. Ancak kaba konuşmanın, küçümsemenin ve alay etmenin eğlence biçimi olarak sunulduğu içerikler arttıkça, bunların gündelik iletişime taşınması da şaşırtıcı değil.
Burada “gençler bozuldu” deyip kenara çekilmek kolay.
Fakat yetişkinler olarak kendimize daha zor bir soru sormalıyız:
Çocuklarımızın hangi davranışları normal kabul etmesine biz katkıda bulunuyoruz?
Çünkü çocuklar yalnızca nasihatlerle yetişmiyor.
Evde duyduklarını, okulda gördüklerini, arkadaşlarında gözlemlediklerini ve ekranda karşılaştıklarını bir araya getirerek kendi dünyalarını kuruyorlar.
Bu nedenle düzgün konuşmayı öğreten bir aile kadar, düzgün konuşanı küçümsemeyen bir çevreye de ihtiyaç var.
Kültürel aşağılık kompleksi yalnızca kendi kültürünü reddetmek değildir
Bazen insanın kendi değerlerini başkalarının gözünde küçük görmesidir.
Türkçeyi güzel kullanmak yerine kelimeleri bilerek bozmak…
Bilgili görünmekten çekinmek…
Kitap okuduğunu saklamak…
Nezaketli davranınca “fazla iyi” bulunmaktan korkmak…
Bunların arkasında, “Böyle davranırsam grubun dışında kalırım” düşüncesi varsa, artık yalnızca bir gençlik dili değişiminden söz etmiyoruz.
Burada aidiyet ihtiyacı devreye giriyor
Genç, kendisi olmaktan çok gruba benzemeyi güvenli buluyor.
Oysa eğitim, çocuğa yalnızca topluma uyum sağlamayı öğretmemeli. Gerektiğinde kalabalığın içinde kendi duruşunu koruyabilmesini de öğretmeli.
Bunun yolu gençleri suçlamak değil.
Onları dinlemek.
Neden böyle konuştuklarını anlamaya çalışmak.
Hangi davranışın onları arkadaş grubunda kabul gördüğünü, hangisinin dışlanma korkusu oluşturduğunu fark etmek.
Bir öğretmenin sınıfta düzgün konuşan öğrenciyi desteklemesi, bir ebeveynin çocuğunun arkadaş çevresini küçümsemeden onunla konuşması, gençlerin de birbirlerinin farklılıklarına saygı göstermesi bu açıdan önem taşıyor.
Çünkü bir çocuğa “Kendin ol” demek kolaydır.
Asıl mesele, kendisi olduğunda yalnız bırakılmayacağı bir ortam oluşturabilmektir.
Mesele “kim daha iyi?” meselesi değil
Güzel konuşan bir genç, arkadaşlarından daha değerli değildir.
Fakat güzel konuştuğu için alay konusu yapılması da kabul edilmemelidir.
Kitap okuyan bir öğrenci üstün değildir.
Ama okumayı sevdiği için utanmak zorunda da değildir.
Kibar davranan bir genç kusursuz değildir.
Nezaketinden vazgeçmesi gerektiği anlamına da gelmez.
Bunları birbirinden ayırmayı öğrenmeliyiz.
Çünkü mesele “kim daha iyi?” meselesi değil.
Mesele, farklı olanın kendisini gizlemek zorunda kalıp kalmaması.
“Arkadaşlarınla birlikte ol ama kendini kaybetme”
Bir gencin arkadaşları tarafından kabul edilmek için konuşmasını değiştirmesi, bize yalnızca onun dilini değil, içinde bulunduğu ortamı da sorgulatmalı.
Belki de çocuklarımıza yıllardır “Arkadaşlarına uy” demek yerine, daha değerli bir cümle kurmanın zamanı gelmiştir:
“Arkadaşlarınla birlikte ol ama kendini kaybetme.”
Çünkü güzel konuşan bir gencin sustuğu yerde yalnızca bir ses eksilmez.
Bir toplumun kendine duyduğu saygıdan da biraz eksilir.
Eğitim Koçu
Betül Mülayim Taşkıran
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.





