İçeriğe atla
SON DAKİKA
🕒 23 Eylül 18:33
NAMAZİmsak 04:40Güneş 06:13Öğle 12:29İkindi 15:54Akşam 18:35Yatsı 19:53
Sivas 22° Parçalı bulutlu💵 USD 48.83💶 EUR 55.92
Köşe Yazıları

Öğretmen Sınıfta, Veli Nerede Durmalı?

ÖzetVelilerin öğretmenin sınıf yönetimi, ödev ve not kararlarına müdahalesi, çocukların sorumluluk gelişimini olumsuz etkiliyor; eğitimde iş birliği ve güven önem taşıyor.
Tolgahan ŞimşekMuhabir · · 3 dk okuma
Öğretmen Sınıfta, Veli Nerede Durmalı?
Velinin desteği, sınıf içi kararlara müdahale etmek yerine öğretmenin pedagojik değerlendirmesine katkı sunmalı.

“Benim çocuğum ön sırada otursun.”

“Ödevi biraz az verin, çok yoruluyor.”

“Hayır, ödev az. Biraz daha fazla verin.”

“Benim çocuğum çok zeki, ona daha farklı çalışmalar hazırlayın.”

“Çocuğumun notu neden düşük?”

“Arkadaşıyla yan yana oturmasın.”

“Benim çocuğuma biraz daha fazla ilgi gösterin.”

Bu cümleler artık birçok öğretmenin günlük mesleki hayatının bir parçası.

Elbette hiçbir veli çocuğunun eğitimine kayıtsız kalmamalı. Çocuğunun nasıl ilerlediğini sorması, öğretmeniyle iletişim kurması ve gerektiğinde kaygılarını paylaşması son derece doğal.

Fakat ilgilenmek ile müdahale etmek arasında önemli bir sınır var.

Ve bu sınır aşıldığında bundan en çok etkilenen kişi bazen ne öğretmen ne de veli oluyor.

Çocuk oluyor.

Çünkü sınıfın nasıl yönetileceği, öğrencilerin hangi sırada oturacağı, ödevin niteliği ve miktarı, hangi yöntemle ders işleneceği gibi konular pedagojik değerlendirme gerektirir.

Öğretmen sınıfta onlarca öğrenciyi aynı anda gözlemliyor.

Kimin dikkatinin dağıldığını, kimin daha fazla desteğe ihtiyaç duyduğunu, kimin sorumluluk almaktan kaçtığını, kimin gerçekten zorlandığını ve kimin potansiyelini yeterince kullanamadığını görüyor.

Veli ise çoğu zaman çocuğunu evdeki hâliyle tanıyor.

İki bakış açısı birbirinden farklı.

Bu nedenle veli çocuğunu tanır; öğretmen ise çocuğun öğrenme sürecindeki hâlini görür.

İkisini karşı karşıya getirmek yerine birbirini tamamlayan iki taraf hâline getirmek gerekir.

“Benim çocuğum çok zeki” demek eğitim planı değildir

Her anne baba çocuğunun başarılı olmasını ister.

Çocuğunun yetenekli olduğunu düşünmesi de son derece doğaldır.

Ancak çocuğumuzun güçlü yönlerini bilmek başka, öğretmenin değerlendirmesinin önüne geçmek başka.

Bir çocuk bazı derslerde çok başarılı olabilir.

Başka bir alanda desteğe ihtiyaç duyabilir.

Hızlı öğrenebilir ama dikkatini sürdürmekte zorlanabilir.

Yüksek not alabilir ama çalışma alışkanlığı kazanamamış olabilir.

İşte öğretmenin görevi tam da bu ayrıntıları görebilmektir.

Çocuğu yalnızca “zeki” veya “başarılı” etiketiyle değerlendirmek, onun gerçek ihtiyaçlarını görmemizi engelleyebilir.

Ön sırada oturmak başarı garantisi değildir

Bazı veliler çocuğunun mutlaka ön sırada oturmasını ister.

Fakat sınıf düzeni yalnızca “kim önde oturacak?” meselesinden ibaret değildir.

Öğretmen öğrencinin dikkat durumuna, görme veya işitme ihtiyacına, sınıf içindeki davranışlarına ve dersin akışına göre oturma düzenini değiştirebilir.

Bu kararı öğretmene bırakmak, velinin ilgisiz olduğu anlamına gelmez.

Tam tersine, öğretmenin mesleki değerlendirmesine duyulan güvenin göstergesidir.

Ödev konusunda da aynı sorun yaşanıyor

“Çok ödev vermeyin.”

“Daha fazla ödev verin.”

İki talep de tek başına doğru veya yanlış değildir.

Çünkü önemli olan ödevin sayısı değil, amacıdır.

Çocuğun yaşına, sınıf seviyesine, öğrenme ihtiyacına ve dersin hedeflerine uygun bir çalışma planı gerekir.

Veli burada öğretmene “Şu kadar ödev verin.” demek yerine,

“Çocuğumun eksik olduğu alanları nasıl destekleyebiliriz?”

diye sorsa çok daha verimli bir iletişim kurulabilir.

Öğretmeni sürekli yönlendirmek çocuğa da yanlış bir mesaj verir

Çocuk zamanla şunu öğrenebilir:

“Bir sorun olduğunda annem veya babam öğretmenle konuşur.”

“Ödevi beğenmezsem ailem müdahale eder.”

“Notum düşükse bunu değiştirecek biri mutlaka çıkar.”

Oysa eğitim yalnızca bilgi öğretmek değildir.

Sorumluluk almayı, sonuçlarla karşılaşmayı, gerektiğinde hata yapıp düzeltmeyi de öğretmektir.

Çocuğun her sorununu yetişkinlerin çözmesi, kısa vadede rahatlatıcı olabilir.

Uzun vadede ise çocuğun kendi sorumluluğunu taşımasını zorlaştırabilir.

Öğretmene güvenmek, çocuğu öğretmene bırakmak değildir

Veli elbette soru soracak.

Elbette çocuğunun gelişimini takip edecek.

Elbette bir problem gördüğünde öğretmeniyle konuşacak.

Ancak iletişimin amacı öğretmene talimat vermek değil, çocuğun yararı için ortak bir yol bulmak olmalı.

“Benim çocuğum için bunu yapın.” yerine,

“Çocuğumun bu konuda zorlandığını düşünüyorum, siz sınıfta nasıl gözlemliyorsunuz?”

demek çok daha güçlü bir başlangıçtır.

Çünkü eğitim, emirlerle değil iş birliğiyle ilerler.

Öğretmenin sınıfına, yöntemine ve mesleki kararlarına sürekli müdahale edildiğinde yalnızca öğretmenin çalışma alanı daralmaz.

Çocuğun da iki farklı otorite arasında kalmasına neden olunur.

Bir tarafta öğretmeni, diğer tarafta ailesi…

Ve çocuk zamanla hangisini memnun etmesi gerektiğine odaklanabilir.

Oysa çocuğun ihtiyacı, yetişkinlerin birbirleriyle mücadele etmesi değil; aynı hedef için birlikte hareket etmesidir.

Veliler çocuklarının avukatı olmak zorunda değil.

Öğretmenler de çocuğun karşısındaki kişi değil.

İkisinin ortak bir amacı var:

Çocuğun iyi yetişmesi.

Bunun için bazen veli bir adım geri çekilmeli, öğretmen bir adım daha fazla dinlemeli.

Bazen öğretmen açıklamalı, veli anlamaya çalışmalı.

Ve herkes kendi sorumluluk alanını korumalı.

Çünkü eğitimde en sağlıklı ilişki, velinin öğretmeni yönettiği ilişki değildir.

Öğretmenin veliyi dışladığı ilişki de değildir.

En sağlıklı ilişki, çocuğun yararı söz konusu olduğunda birbirine güvenebilen veli ve öğretmenin kurduğu ortaklıktır.

Eğitim Koçu

Betül Mülayim Taşkıran

Yorumlar

E-posta adresiniz yayımlanmaz ve üçüncü kişilerle paylaşılmaz; yalnızca yorumunuz onaylandığında size haber vermek için kullanılır. Aydınlatma metni

İlk yorumu siz yapın.

Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin

Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.

Sponsorlu içerik

Bu Haber İlginizi Çekebilir

TERÖRÜ TOPLUMA KAZANDIRMAK TOPLUMU TERÖRE KAZANDIRMAKTIR
Köşe Yazıları

TERÖRÜ TOPLUMA KAZANDIRMAK TOPLUMU TERÖRE KAZANDIRMAKTIR

Terör örgütünden kopan kişiler topluma yeniden kazandırılabilir; ancak terörün ideolojisi, propagandası ve örgütsel ilişkileri toplumda asla normalleştirilmemelidir.

Haberin Detayı →

Bunları da Okuyun

KÖTÜLÜĞE NE ZAMAN ALIŞTIK?

Haberin Detayı →

Bilgi Yok, Hüküm Çok

Haberin Detayı →

2026 KPSS İçin İptal Davası: 1,7 Milyon Aday Beklemede

Haberin Detayı →

Sivas gündemini kaçırmayın

Günün öne çıkan haberlerini e-postanıza alın. İstediğiniz an çıkabilirsiniz.

Kaydolarak e-posta ile bilgilendirme almayı kabul etmiş olursunuz. Verileriniz üçüncü kişilerle paylaşılmaz (KVKK).

İhbar Hattı