Köşe Yazıları

Ramazanın bize nefhettiği Kutsî Dava: Kıyam ve Nizam-ı Âlem

Onbir ayın sultanı Ramazan bereketiyle, rahmetiyle, hidayetiyle geldi. Bir ay boyunca bu aziz misafir rahmetle doldurdu hem biladı hem cümle ibadı.

Gündem Sivas Muhabir
Gündem Sivas Muhabir
Editör
26 Mart 2026 15:07

Onbir ayın sultanı Ramazan bereketiyle, rahmetiyle, hidayetiyle geldi. Bir ay boyunca bu aziz misafir rahmetle doldurdu hem biladı hem cümle ibadı.

Ve bizler onun şerefli dostluğunu azam derecede ganimet bilerek küstürmeden, hep vefalı, düşünceli ve kıymetbilir bir ruh haline büründük Ramazan’da.

Şu fani hayatımızın yamaçlarına beka aleminin nurdan güllerini saçtı, cismimiz de canımızda memleketimiz de gülşen-i aşk koktu.

Gönlümüzü hazır lezzetlerin ve küçük hesapların boğucu ikliminden kurtarıp, ebed-ül abadın sırça saraylarına baktırdı.

Mecma-ı ahbab olan ahiret yurduna hazırlık neşvesinin efil efil estiği mübarek ramazan ayında ruhumuz, bu dar-ül hizmetten şevkle amele sarıldı, kalbimiz likaullah arzusuyla yandı, lisanımız dost meclislerinde hasret türkülerini vird-i zeban eyledi.

Yusuf Aleyhisselamın 11 kardeşini affettirdiği gibi, Ramazan ayı da bizim bundan sonraki 11 ayımıza af mağfiret ve huzura garkettiğine şahitlik ettik.

Ve bizler yatırım yaptığımız dar-ul karara daha bir yönelir olduk.

Dünyada karlı bir ticaretle fani metaımızı, çabuk bozulan gençliğimizi, geçici ömür nakdimizi, Kuran’la ibka ettik, sünnet-i mutahhara ile tenvir eden amel-i salihle süslemeye özen gösterdik.

Kabir sandukasını arş-ı rahmetten ahzedilmiş hazainlere mahzen, orada geçeireceğimiz hayatımız için lazım gelen tefrişatını tam tekmil olmasına say u gayret ettik.

Mevt artık şeb-i aruz bize, berzah alemi visale kabul öncesi bekleme salonu, ölüm aşkla öldü gözümüzün önünde.

Zindan-ı dünyadan bostan-ı cinana seyr-ü sefer biletini alıncaya kadar aşıkanın, bir ömür nay-ı na-kam gibi feryadı figan ettiği sır değil.

Leylasının kûyu intizarıyla yananlar, kervan-ı ışkın birbiri ardınca kalkmasına bakıp, bir an önce kendileride bila-perva yola revan olmak ister Mecnun misal.

İşte Ramazan bizlere vatan-ı aslimize gitmeden nasıl hazırlık yapılacağının cümlesini hepimize talim eyledi. Reyyan kapısından çağrılan ehl-i cennetin bir talihlisi olmak için beraat almanın derdi derman oldu bize.

Ahiretle aramızdaki gaflet perdeleri kalkınca bedenlerimizin gıdası şu kesif arzi envai çeşit taama şeraba bedel, Kur’ânî sofralardan beslenmenin ulviyetini keşfetti ruhumuz.

İbadetlerin ifasıyla zevkedilen kurb-u Hak’ın saadetiyle tenevvür eden cisimlerimiz, artık hoyratlığını, taşkınlığını arkasına atma deminde. Zulmanî tabiatta olan tenimiz, letafet kesbetmeye başladı.

Daha önce en çok korktuğumuz açlık, fakirlik, hastalık vera-i hicaplarındaki dil-sitan cemallerini aşikar ediyor sanki.

Kainatın tılsımını hal ve  esrarını keşfetmeye, hadiselerin tutuk zannedilen lisanını çözmeyi öğrendik Ramazanda. Zahiren anlaşılması güç hadiselerin tevili ilminden nasipler kazanmaya ve her bir iş ve oluşun hikmeti vücutlarını izahı kolay gelmeye başladı.

Nefsimizin eski ibtidai ve vahşi halini esefle hatırlar oldu zamanla. Öz canımız sürekli kötülüğü emrettiği demlerin utancından kurtulup, Kur’an’ın riyasetine iktida ile sayısız halavet yıllar geçtikçe.

Aklımız dahi geçmiş pişmanlıklardan bahis açma bedbinliğinden, ilerde yaparım boş kuruntularından tam olarak tecerrüt etme yolunu intihab etmeli bundan gayrı .

Yıllardır yemek yesekte, artık bir şey yemeye ihtiyacımız kalmadı demeyiz. Aynı şekilde geçmiş hayrat ve hasenatımızı kafi görerek kendimizi atalete atamayız.

Nefisle, şeytanla ve heva ile mücadeleyi kazandım, bundan sonra gerek iç dünyamda gerekse hariçte mücahedeye gerek yok diye düşünmek  ahirini berbad eder. Zirveye karagah kurdum derken, baş aşağı dipsiz kuyulara kendimizi düşürecek bir basiretsizlik sergilemiş oluruz.

Şu şu kupaları kazandık başka da bir hedef kalmadı diyen, tüm başarılarını mazinin küflü harabesine gömen bir mezarcı olmaktan başka bir meslek erbabı olamaz hakikatte.

Biz ehl-i himmet ve ashab-ı gayret olarak geçmiş başarılarımızın gölgesinde yaşamak yerine, ufkumuzu daha genişleterek  gaye-i hayallerimizi yeniden revize etmek zorundayız.

Eski mağlubiyetlerimizi ve başarısızlıklarımızın tekrar tekerrür etmemesi için ne lazım geliyorsa arayıp bulmak ve gereğini yapmakla mükellefiz.

Kalbimizin safiyete erdiği bir mevsimi henüz idrak etmişken…

Günahların yükünden kurtulmuş ulvi alemlere kanatlanmak için küçük bir işaret yetecekken…

Nefsimiz aczini, fakrını, zaafını, ihtiyaçlarını tam kavramışken…

Dünyanın faniliği ve temelinin çürüklüğü tam vuzuhla bize belirmişken…

Ömür sermayemiz gün be gün eriyorken…

Ahiret aleminin envârı tam olarak bize arz-ı didar etmişken…

Artık bizler cümle hatiatımızı, seyyiatımızı, kusuratımızı, hüzünlerimizi sarıp sarmalayıp nisyan kuyusuna atıp, nedamet pınarlarını çeşmimizde akıtma demindeyiz.

Ve bizler mazide kaçırdığımız tüm manevi kemalat ve füyuzatı istikbalde de derağuş etme azmiyle kıyam ederek yarınlarımızın inşası için büyük kararlar alma arefesindeyiz.

Unutmamalıyız ki çelikten dağ gibi sarsılmaz iradeyle, derya gibi gönle malik, ilimle hikmetle süslenmiş bir akılla mücehhez , kalbi Ku’an’la ziyalanmış, zahiriyle batınıyla sünnet-i mutahharanın nuruyla ihya olmuş  “Ricalullah” kullara havadan sudan ışıktan çok ihtiyaç var günümüzde.

Mazimizde Mevlana’lar, Yunus Emre’ler, İbn Arabi’ler, Fatih Sultan Mehmet’ler, Bediuzzaman’ları beşeriyete hediye etmiş milletimize, her zamankinden daha bir fazla ümitle bakılıyor dünyada.

Zira öyle bir dönemdeyiz ki, gönül coğrafyamız  yangın yerine dönmüş durumda. Sınırlarımız dışı  fitne ve bela tufanına tutulmuş durumunda. Dahilde ise her hanemizde ruhi, ailevi ve manevi hastalıklara müptela durumdayız.

Ve biz Ramazandan aldığımız kuvve-i kutsiyeyi heder etmeden tüm hayatımıza ikame edersek, Yusuf Aleyhisselam, 11 kardeşini affettirdiği gibi, Ramazan ayı da bizim bundan sonraki 11 ayımızı af, mağfiret ve huzura garkeder hiç şüphemiz olmasın.

Ve sen ben bizler dertlenirsek bu büyük davayla, firne-i ahir zamanda her beladan emin olur kendimiz yurdumuz tüm insanlık. Ve bayramlarımızı o vakit hakiki bayramlara tebdil ederiz.

Bizler müminlere tevazu ile kol kanat geren, kafirlere karşı şedid, münafılara ise fetanet ve basiretle siyasetli olmayı boynumuza borç bilmekten başka bir çıkar yolumuz kalmadı.

İşte o vakit kendi ruh köklerimizde var olan cihangirlik ruhu tekrar küllerinden doğar ve nizam-ı alem ülkümüz tahakkuk eder bi inayetillah. Ve aktar-ı alemin burçlarında saadet ve huzur sancaklarımız dalgalanır ki, o da pek yakındır Allah’u alem.

Yorum Yap

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar

0 yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!