Pişmanlığın, kelimelere damgasını vurduğu bir eser ancak bu kadar derinden etkileyebilir bir insanı belki de.
Zamanın behrinde merhameti idamlık bir suç sayan hükümet adamının, gün geçtikçe duygularının onu esir alışını okuyoruz, sadece okumakla kalkmıyor, bu ânı yaşıyoruz.
Zira satırları okurken kendimizden alıntılar bulduğumuz için hissediyoruz çünkü sadece hisseden insan yaşayabilir bir ânı…
Duyguları tüm statü merkezini ele geçirince anlıyor geçmişteki hatalarını Reis Bey. Ancak tüm oklar ona dönmüş oluyor çoktan.
“Gözyaşı, suçun rengini soldurmaz” diyen Beyimiz, oturduğu koltuğun tüm görevlerini yerine getirme hırsı ile merhamet duygusuna kilit vuruyor. Daha da ileri giden Reis Bey, detaylarını göz ardı ettiği bir davada masum bir mahkumu dar ağacına asıyor lakin o an yaptığı şey sadece bir masuma kıymakla kalmıyor.
Yaptığı şey; kariyerine, yaşamına ve benliğine büyük zararlar veriyor. Velhasıl bir nevi o gün ruhunu da asıyor o ağaca. Yapılıp üstüne toprak atılan bir gerçek, gün yüzüne çıkmaktan çekinmiyor.
Tüm gerçeklerin soğukluğu ile üşüyen Reis Bey; merhametini bünyesine saldığında, zaman olması gereken tarihi göstermiyordu ve bu da onu gün geçtikçe daha da kötü bir hâle sokuyordu zira salınan duygu sadece merhamet değildi, pişmanlıkta sömürüyordu vicdanını…
Geriye kalan zamanını yeni bir insan olarak yaşamak isteyen Reis Bey, kendi koltuğunu terk ederek başlıyor işe, vicdanın sesine kulak vereyim derken kendisini âdeta büyük bir oyunun içerisinde buluyor.
Çünkü eskiden kontrolü sadece akıl sağlıyordu, şimdi ise bu oyunun kollarından biri yüreği ve vicdanı.
Tüm illegâl işlerin geçtiği mekânlara giderek kötü işlere son vermek istiyordu, evvela ona göre yeryüzünde olan tüm suçlar ona aitti.
Yoksa bu bir bahane miydi, kendisini mi kandırıyordu? Belki de geçmişin üzerine perde çekmek istiyordu ancak hayat bu.
Yaşattığını yaşamadan ölmüyor insan!
Çekilen perdeler vicdanın ateşi ile tutuşuyor, bahaneler ararken kendimizi kaybediyoruz. Hiç değilse Reis Bey bu hâle düşüyor.
Tam ipin ucunu tutayım derken, tutmaya çalıştığı ip elini kolunu bağlıyor. Bir gün, eski koltuğun verdiği haz ile herkesin bıçak ve silahlarını toplayıp öğüt vermeye başlar Reis Bey ancak ilahi adalet çoktan sesini duyurmuştur bizimkilere.
Toplanılan yere polisler baskın yapar, tüm herşey Reis Bey'in üzerinde çıkar. Yetmezmiş gibi bir de cebine gizlice eroin atılır. Sanılanlar ve umulanlar beklenildiği gibi olmaz.
Sanmakta, ummakta gerçeğin gizli düşmanlarıdır. Zira düşmanlar, her vakit yanıltıcıdır. Saatler dakikaları, dakikalar saniyeleri kovalamış; Reis Beyin zindan günleri başlamış.
Buna çok şaşırmamıştı aslında çünkü çoktan zindana girmişti o. Masum bir cana kıyarken kendini de sürgün etmişti hapse!
Bu Reis Bey'in merhamet ile yaptığı bir davaydı! Lakin her davanın bir kaybedeni vardı. Buradaki kaybeden de Reis Bey olmuştu…