Bu ülkede bazı ölümler vardır; “kaza” denir, dosya kapanır, hayat devam eder. Ama bazı ölümler vardır ki, insanın boğazına düğümlenir. Elif Tuana’nın ölümü işte tam da böyle bir düğüm.
Ortaya atılan iddialar öyle hafif şeyler değil. Güç sahibi bir ismin, geçmişte koltuk işgal etmiş bir belediye başkanının, bir genç kadının hayatına karanlık bir gölge gibi düşmesi… Ve tam da bu iddialar konuşulmaya başlanmışken gelen o ölüm haberi. Şimdi soralım: Bu kadar “tesadüf” fazla değil mi?
Türkiye’de “kaza” kelimesi bazen gerçeğin üstüne örtülen en ince ama en kirli örtüdür. Bir araç kayar, bir direksiyon kırılır, bir hayat söner… Ve dosya kapanır. Oysa mesele bu kadar basit olmayabilir. Çünkü burada sadece bir trafik kazası yok; burada güç, iddia, korku ve sessizlik ihtimali var.
Daha açık konuşalım: Eğer ortada bir taciz iddiası varsa ve bu iddianın muhatabı siyaseten bağlantılı, nüfuz sahibi biriyse, o zaman bu ölüm sıradan bir olay gibi ele alınamaz. Nokta. Bu kadar net.
Bir genç kadın ölüyor ve toplumdan beklenen şey susmak oluyor. “Aile üzülmesin”, “soruşturma sürüyor”, “yargıya güvenelim”…
Bunların hepsini daha önce de duyduk. Ve çoğu zaman bu cümleler, gerçeğin üstünü örtmenin nazik yolları oldu.
Ama bu kez öyle olmamalı.
Eğer bu gerçekten bir kazaysa, bunu kanıtlamak devletin görevidir. Eğer değilse, bunu ortaya çıkarmak da aynı şekilde devletin namus borcudur. Yarım yamalak açıklamalarla, üstünkörü raporlarla bu iş geçiştirilemez. Çünkü burada kaybedilen sadece bir hayat değil; aynı zamanda toplumun adalete olan inancıdır.
Şunu da kabul edelim: Bu ülkede güç sahipleri söz konusu olduğunda adaletin refleksleri yavaşlıyor. Dosyalar ağırlaşıyor, tanıklar susuyor, gerçek bulanıklaşıyor. İşte tam da bu yüzden bu olayın üzerine daha sert, daha kararlı gidilmesi gerekiyor.
Elif Tuana’nın ölümü bir istatistik değil. Bir “trafik kazası” satırı değil. Eğer bu olayın arkasında en ufak bir karanlık varsa ve biz bunu görmezden gelirsek, yarın başka bir isim, başka bir “kaza” ile aynı kaderi paylaşacak.
Bu yazı bir çağrıdır: Susmayın. Sormaktan vazgeçmeyin. Çünkü bazı ölümler, ancak yeterince yüksek sesle sorulduğunda aydınlanır. Ve unutmayın: Gerçek, en çok üstü örtülmek istendiğinde tehlikelidir.