Hayat yalnızca derslerden ibaret değildir
Evlerde en çok duyulan cümlelerden biri şu:
“Hadi artık ders çalış!”
Bu cümle bazen iyi niyetle söylenir, bazen kaygıyla, bazen de çocuğun geleceğini kurtarma telaşıyla…
Ama çoğu zaman fark etmediğimiz bir gerçek vardır:
Bir çocuk sadece zihniyle değil, bedeniyle, duygularıyla ve enerjisiyle de büyür.
Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde iç dünyada biriken enerji çok güçlüdür.
Merak, hareket isteği, keşfetme arzusu, sosyal bağ kurma ihtiyacı, üretme heyecanı…
Bunların hepsi gelişimin doğal parçalarıdır.
Biz yetişkinler bazen bu enerjiyi yalnızca masa başına hapsetmeye çalışıyoruz.
Otur, dinle, yaz, çöz, tekrar et…
Oysa çocukların içindeki o yoğun enerji bir yere akmak ister.
Eğer ona sağlıklı bir alan açılmazsa bu enerji; huzursuzluk, dikkat dağınıklığı, öfke, erteleme, ekran bağımlılığı ya da derslerden kaçış olarak karşımıza çıkar.
Aslında birçok çocuk ders çalışmak istemediği için değil,
içindeki hareket ihtiyacı karşılanmadığı için odaklanamaz.
Çünkü beyin hareketle beslenir.
Koşan, spor yapan, oyun oynayan, resim çizen, müzikle ilgilenen, doğada vakit geçiren çocukların dikkat süresi daha güçlü olur.
Bedende biriken enerji boşaldıkça zihinde yer açılır.
İşte bu yüzden hayatı sadece test kitaplarına sığdırmak, çocuğun gelişimini eksik bırakır.
Bir çocuk ders dışında neler yapabilir?
Spor (yüzme, okçuluk, futbol, voleybol, jimnastik)
Sanat (resim, seramik, drama, yaratıcı yazarlık)
Müzik (enstrüman, ritim, koro)
Doğa etkinlikleri
Zekâ oyunları
Sosyal sorumluluk çalışmaları
Robotik kodlama
Kitap kulüpleri
Satranç
Halk oyunları ve dans
Bu alanlar yalnızca “hobi” değildir.
Bunlar çocuğun kişilik gelişimini besleyen, özgüvenini büyüten ve akademik başarısını dolaylı olarak güçlendiren yaşam alanlarıdır.
Örneğin düzenli spor yapan bir çocuk sadece fiziksel olarak güçlenmez;
aynı zamanda disiplin, sabır, hedef takibi ve zaman yönetimi becerisi kazanır.
Bir müzik aleti çalan çocuk tekrarın gücünü öğrenir.
Bir resim çalışması yapan çocuk sabrı ve detay odaklı düşünmeyi geliştirir.
Drama ile ilgilenen çocuk kendini ifade etmeyi ve empatiyi büyütür.
Bütün bunlar ders başarısına doğrudan etki eder.
Çünkü odak dediğimiz şey sadece masa başında oluşmaz;
odak, yaşamın içindeki düzenli tekrar alışkanlıklarıyla gelişir.
Burada planlama çok kritik bir rol oynar.
Çocukların haftalık programlarında sadece ders saatleri değil, enerji boşaltım alanları da mutlaka yer almalıdır.
Bir çocuk gün içinde okul, ödev ve testlerden sonra en azından onu nefeslendirecek bir alan bulduğunda zihni rahatlar.
Bu rahatlama ertesi günkü öğrenmeyi de hızlandırır.
Yani oyun, spor ya da sanat ders çalışmanın alternatifi değil; ders çalışmayı güçlendiren destek sistemidir.
Velilerin en büyük yanılgısı şudur:
“Bu kadar kurs, spor, sanat ders çalışmasını engeller.”
Hayır.
Doğru planlanmış etkinlikler çocuğun zamanını çalmaz, tam tersine zaman yönetimini öğretir.
Çünkü çocuk bilir ki 18.00’de basketbolu var, o halde ödevini 17.00’ye kadar bitirmesi gerekir.
Bu da ona hedef koymayı, zamanı bölmeyi ve önceliklendirmeyi öğretir.
Bugünün çocukları sadece bilgiye değil, dengeye ihtiyaç duyuyor.
Hayat sadece sınavlardan ibaret değildir.
Çocuklarımızı sadece notlarıyla büyütürsek, başarıyı dar bir çerçeveye sıkıştırmış oluruz.
Oysa güçlü bireyler; sporla bedenini, sanatla ruhunu, dersle zihnini, sosyal alanlarla karakterini besleyen çocuklardan çıkar.
Unutmayalım, enerjisini doğru kullanan çocuk daha az öfkelenir, daha iyi odaklanır, daha planlı yaşar ve geleceğe daha sağlam yürür.
Bazen bir çocuğun ders başarısını yükselten şey ekstra test kitabı değil, haftada iki gün gittiği yüzme kursudur.
Çünkü iyi gelen her alan, çocuğun zihnini toparlar.
Çocuklarımızı sadece çalışmaya değil, yaşamayı öğrenmeye de yönlendirelim.
Çünkü mutlu çocuk daha iyi öğrenir, hareket eden çocuk daha iyi odaklanır, kendini keşfeden çocuk geleceğini daha sağlam kurar.
Betül Mülayim Taşkıran
Eğitim ve Öğrenci Koçu