Eğitim sistemleri, toplumların geleceğini şekillendiren en güçlü yapılardır. Ancak bu yapının içinde yıllardır değişmeyen bir alışkanlık var: Başarıyı sayısal verilerle ölçmek. Bir öğrencinin karnesindeki notlar, çoğu zaman onun zekâsının, disiplininin ve hatta karakterinin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Oysa bu yaklaşım, hem pedagojik hem de insani açıdan ciddi bir yanılgıyı içinde barındırıyor.
Bugün sınıflarımıza dikkatlice baktığımızda, aynı müfredatla ilerleyen ama birbirinden tamamen farklı öğrenme biçimlerine sahip öğrenciler görüyoruz. Kimisi görerek öğreniyor, kimisi duyarak, kimisi ise deneyimleyerek… Ancak sistem, bu farklılıkları göz ardı ederek herkesi tek bir ölçüm aracına, yani sınavlara mahkûm ediyor.
Sınavlar elbette gereklidir. Ölçme ve değerlendirme, eğitimin vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak sorun, sınavın bir araç olmaktan çıkıp amaç haline gelmesidir. Öğrenciler artık öğrenmek için değil, doğru şıkkı işaretlemek için çabalıyor. Bilgi, içselleştirilmesi gereken bir değer olmaktan çıkıp, kısa süreli hafızada tutulması gereken bir yük haline geliyor.
Veliler açısından bakıldığında ise durum daha da hassas bir hal alıyor. Çocuğunun başarısını yalnızca notlarla değerlendiren bir ebeveyn, farkında olmadan çocuğuna şu mesajı veriyor: “Sen, aldığın not kadarsın.” Bu mesaj, zamanla çocuğun özgüvenini zedeler, öğrenmeye karşı isteksizlik oluşturur ve en önemlisi, çocuğun kendini tanıma sürecini sekteye uğratır.
Oysa gerçek başarı; problem çözebilen, eleştirel düşünebilen, duygularını yönetebilen ve kendini ifade edebilen bireyler yetiştirebilmektir. Hayatın içinde karşılaşılan sorunlar, çoktan seçmeli sorular gibi dört şıkla sunulmaz. Çözüm üretmek, denemek, hata yapmak ve yeniden denemek gerekir.
Eğitimciler olarak bizim görevimiz, öğrencileri sadece akademik olarak değil; zihinsel, duygusal ve sosyal açıdan da geliştirmektir. Bir öğrencinin merak duygusunu canlı tutmak, ona soru sorma cesareti kazandırmak ve öğrenmenin keyfini hissettirmek, en az yüksek notlar kadar değerlidir.
Belki de artık şu soruyu daha yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir:
Biz çocuklara gerçekten öğrenmeyi mi öğretiyoruz, yoksa sadece sınav kazanmayı mı?
Çünkü unutulmamalıdır ki; yüksek notlar iyi bir gelecek garantisi değildir. Ama doğru becerilerle donatılmış bir çocuk, her koşulda kendi yolunu çizebilir.
Betül Mülayim Taşkıran
Eğitim Koçu