KURŞUN GEÇİRMEZ ÇANTA, KURŞUN GEÇİREN DÜZEN

Bir toplumun yaşadığı büyük travmaların ardından ortaya çıkan ekonomik fırsatların her biri aynı ahlaki ve hukuki zeminde değerlendirilemez. Bazı ürünler insanların ihtiyaçlarına cevap verir, bazıları ise toplumun korkularını metalaştırır. Hele söz konusu olan çocukların eğitim gördüğü mekânlarda gerçekleşen silahlı saldırılar gibi ağır toplumsal travmalarsa, korkunun bir pazarlama stratejisine dönüştürülmesi yalnızca etik açıdan değil, hukuk düzeninin korunması bakımından da ciddi biçimde tartışılmalıdır.
Son dönemde okul saldırılarının kamuoyunda yarattığı endişenin ardından, geçmişte daha çok sağlamlığı, su geçirmezliği ve kullanım kolaylığı üzerinden pazarlanan okul çantalarının artık kurşun geçirmezlik gibi özelliklerle tüketiciye sunulması, üzerinde özellikle durulması gereken bir olgudur. İlk bakışta burada yalnızca yeni bir ürün kategorisinin ortaya çıktığı ve üreticilerin toplumdaki değişen ihtiyaçlara cevap verdiği düşünülebilir. Ancak mesele bundan ibaret değildir. Çünkü pazarlama dili, yalnızca var olan bir ihtiyacı karşılamaz; aynı zamanda hangi korkuların normal, hangi tehditlerin kaçınılmaz ve hangi güvenlik araçlarının gerekli olduğu konusunda toplumsal algıyı da biçimlendirir.
Korkunun pazarlama aracına dönüşmesi
Çocuğunu okula gönderen bir anne babaya, “Çocuğunuzun çantası artık yalnızca kitaplarını değil, kurşunları da durdurabilir” fikrini satmak, basit bir ticari mesaj olarak görülebilir mi? Burada asıl sorulması gereken soru budur. Çünkü bu tür bir pazarlama, saldırıların kendisini ortadan kaldırmayı, silahlı şiddetin nedenlerini sorgulamayı veya çocukların güvenliğini kamusal politikalarla sağlamayı değil; saldırı ihtimalini gündelik hayatın olağan bir parçası olarak kabul etmeyi ve bireyi bu tehdide karşı ticari bir ürün satın almaya yönlendirmeyi esas almaktadır.
Bu noktada “korku ekonomisi” kavramı önem kazanmaktadır. Toplumun maruz kaldığı gerçek bir tehlikenin ticari değere dönüştürülmesi, kapitalist ekonominin bütünüyle yabancı olduğu bir durum değildir. Ancak her ekonomik fırsatın meşru kabul edilmesi mümkün değildir. Hukuk düzeni, ekonomik faaliyetin sınırlarını yalnızca sözleşme özgürlüğü veya mülkiyet hakkı üzerinden değil, toplumun güvenliği, kamu düzeni ve özellikle çocukların korunması gibi daha üstün değerler üzerinden de belirler. Dolayısıyla çocukların okulda silahlı saldırıya uğrama ihtimalini bir satış argümanına dönüştüren reklamların, yalnızca “ticari yaratıcılık” başlığı altında değerlendirilmesi son derece yetersizdir.
Ceza hukuku açısından tartışma
Burada ceza hukukuna ilişkin tartışma da kaçınılmazdır. Elbette bir reklamın suç teşkil edip etmediği, yalnızca kullanılan birkaç kelimeye veya ürünün niteliğine bakılarak söylenemez. Suça teşvik bakımından failin kastı, kullanılan ifade ve görsellerin niteliği, belirli bir suça yönlendirme bulunup bulunmadığı, davranış ile suç arasındaki nedensel ve hukuki bağlantı gibi unsurların somut olay temelinde incelenmesi gerekir. Aynı şekilde “suçtan gelir sağlama” iddiasının da hangi ceza normunun unsurlarını oluşturduğu açıkça ortaya konulmadan ileri sürülmesi doğru değildir. Ancak tam da bu nedenle, böylesi reklamların ceza hukuku bakımından hiçbir şekilde tartışma konusu yapılamayacağını söylemek de aynı ölçüde hatalıdır.
Bir ürünün doğrudan suç işlenmesini kolaylaştırması ile suç korkusunu ticari bir avantaja dönüştürmesi arasında hukuken önemli farklar bulunduğu açıktır. Fakat burada daha geniş bir mesele vardır: Şiddetin sıradanlaştırılması. Çocukların okula giderken kurşun geçirmez ekipmana ihtiyaç duyabileceği fikrini olağanlaştıran bir ticari iletişim, yalnızca bir çantanın teknik özelliklerini tanıtmıyor olabilir. Aynı zamanda topluma, “Okul saldırıları hayatın bir gerçeğidir; buna alışmalı ve kendi önleminizi kendiniz almalısınız” mesajını da verebilir. Bu mesajın sürekli tekrarlanması, güvenli eğitim hakkını bireysel tüketim tercihine indirgeyen tehlikeli bir zihniyet yaratır.
Okul güvenliği ailelerin satın alma gücüne bırakılamaz
Oysa okul güvenliği, çocuğun ailesinin satın alma gücüne bırakılabilecek bir mesele değildir. Bir çocuğun okulda güvende olması, ailesinin kurşun geçirmez çanta alıp alamamasına bağlı olamaz. Güvenlik, kamu otoritelerinin, eğitim kurumlarının ve toplumun ortak sorumluluğudur. Çocuğun sırtındaki çantaya zırh eklemek, toplumun üzerine düşen güvenlik sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Aksine, bu tür ürünlerin yaygınlaşması, güvenlik sorununun kamusal niteliğini görünmez hale getirme riski taşır.
Daha da önemlisi, pazarlama burada korkuyu yalnızca kullanmakla kalmamakta; korkunun devamlılığından ekonomik fayda elde edebilmektedir. Eğer tüketiciye “Okul saldırısı olabilir, bu nedenle çocuğunuzu korumak için bu ürüne ihtiyacınız var” deniliyorsa, ekonomik değer doğrudan toplumsal tehdidin varlığına bağlanmış demektir. Bu durumda ortaya çıkan etik soru son derece açıktır: Bir toplumun çocuklarının öldürülme korkusu, ticari bir satış avantajı haline getirilebilir mi?
Cevabın yalnızca “serbest piyasa koşulları içinde evet” olması, hukuk devletinin ve sosyal devlet anlayışının taşıdığı değerlerle bağdaşmaz. Çünkü hukuk, piyasanın her türlü toplumsal kırılganlığı sınırsız biçimde sömürmesine izin veren nötr bir mekanizma değildir. Tüketicinin korkusunun, çocuğunun yaşamına ilişkin kaygısının veya bir toplumun travmasının ticari iletişim yoluyla istismar edilmesi, tüketicinin korunması hukukundan kamu düzenine kadar pek çok alanın birlikte değerlendirilmesini gerektirir.
Mesele yalnızca çantanın satılması değil
Bu nedenle mesele yalnızca “kurşun geçirmez çanta satılmalı mı, satılmamalı mı?” sorusuna indirgenmemelidir. Asıl mesele, bu ürünün hangi söylemle, hangi görüntülerle, hangi korkuya hitap edilerek ve hangi toplumsal olaylardan hemen sonra pazarlanmakta olduğudur. Bir ürünün teknik özelliği tek başına suç değildir. Ancak o özelliğin reklamında okul saldırılarının, silahlı saldırganların veya çocukların hedef olduğu görüntülerin kullanılması; ebeveyn korkusunun bilinçli biçimde artırılması; şiddetin kaçınılmaz ve olağan bir tehdit olarak sunulması gibi unsurlar varsa, mesele basit bir ürün tanıtımından çıkıp hukuki ve toplumsal denetime açık bir alana girer.
Ceza hukukunun burada devreye girip girmeyeceği de tam olarak bu somut değerlendirmeden sonra belirlenmelidir. “Suça teşvik” kavramı gelişigüzel kullanılmamalı, fakat aynı zamanda bu ihtimal baştan reddedilmemelidir. Bir reklamın belirli bir suçu teşvik edip etmediği, suç işlemeye yönelik iradeyi güçlendirip güçlendirmediği veya suçun işlenmesini özendirip özendirmediği somut olayın bütün koşullarıyla incelenebilir. Bunun yanında, suçtan elde edilen ekonomik menfaatin niteliği de ayrıca değerlendirilmelidir. Hukuk düzeni, suçun kendisini veya suç tehdidini ekonomik değere dönüştüren her davranışı otomatik biçimde aynı kategoriye koymaz; fakat suç olgusuyla ticari kazanç arasındaki bağlantının araştırılmasını da yasaklamaz.
Hukuki denetim gerekli
Dolayısıyla yapılması gereken, peşinen “bu reklam kesinlikle suçtur” demek değil; tam tersine, yetkili makamların bu tür reklamları hukuki denetime tabi tutmasını istemektir. Reklamın içeriği, kullanılan ifadeler, görseller, hedef kitle, reklamın yayımlandığı dönem, toplumsal olaylarla kurduğu bağlantı, tüketicide yaratmayı amaçladığı algı ve elde edilmek istenen ekonomik menfaat birlikte incelenmelidir. Eğer somut olayda ceza normlarının unsurları oluşuyorsa, bunun yaptırımsız bırakılmaması gerekir.
Çünkü hukuk yalnızca gerçekleşmiş suçların ardından devreye giren bir sistem değildir. Hukukun en önemli görevlerinden biri, toplumun ortak değerlerini ve özellikle korunmaya muhtaç kişileri suçun etkilerinden koruyacak sınırları belirlemektir. Çocukların okulda silahlı saldırı tehdidi altında bulunması zaten başlı başına ağır bir toplumsal başarısızlıktır. Bu başarısızlığın üzerine bir de “çocuğunuzu korumak istiyorsanız bu ürünü satın alın” anlayışının inşa edilmesi, sorumluluğu kamu otoritelerinden bireylere aktaran tehlikeli bir dönüşümdür.
Şiddetin olağanlaşması
Bugün okul çantasına kurşun geçirmezlik eklenmesini olağan karşılayan toplum, yarın okul sıralarının, sınıf kapılarının veya okul kıyafetlerinin aynı mantıkla güvenlik ekipmanına dönüştürülmesini de olağan karşılayabilir. Bir noktadan sonra çocukların okula kitap, defter ve kalemle değil; hayatta kalma ekipmanlarıyla gönderilmesi düşüncesi bize garip gelmemeye başlayacaktır. İşte asıl tehlike budur. Çünkü şiddet yalnızca kurşunla öldürmez; toplumun olağanlık algısını da değiştirerek yaşamın sınırlarını daraltır.
Çocukların güvenliği bir tüketim ürünü değildir. Ebeveynlerin korkusu bir pazarlama stratejisi değildir. Okul saldırıları ise ticari bir Pazar segmenti hiç değildir. Bir toplumun çocuklarının güvenliğini sağlayamamasının bedeli, ailelerin daha pahalı çantalar satın alması olamaz.
Bu nedenle söz konusu reklamların yalnızca tüketici tercihi veya ticari özgürlük çerçevesinde değerlendirilmesi eksik kalacaktır. Reklam hukuku, tüketicinin korunması, kamu düzeni ve ceza hukuku bakımından çok yönlü bir inceleme yapılması gerekir. Özellikle çocuklara yönelik şiddeti veya okul saldırılarını pazarlama malzemesine dönüştüren iletişim biçimleri, yetkili kurumlar tarafından resen veya yapılan başvurular üzerine incelenmelidir. Somut olayın koşullarına göre suçun unsurları oluşuyorsa, sorumlular hakkında gerekli hukuki süreç işletilmelidir.
Çocuğun ihtiyacı zırh değil, güvenli bir okul
Toplumun korkularından para kazanmak, her zaman suç değildir; fakat her zaman masum da değildir. Hukuk devletinin görevi, bu ikisi arasındaki çizgiyi görünür kılmaktır. Bunu yapmadığımız takdirde yalnızca bir çantanın reklamını normalleştirmiş olmayacağız. Çocukların silahlı saldırıya uğrama ihtimalini, onların hayatta kalmak için zırhlanmalarını ve ailelerin bu tehdide karşı tüketim yapmasını da normalleştirmiş olacağız.
Bir çocuğun okula giderken ihtiyaç duyduğu en temel güvenlik ekipmanı kurşun geçirmez bir çanta değil, güvenli bir okuldur. Devletin ve toplumun görevi de çocuğa daha iyi bir zırh satmak değil, çocuğun zırha ihtiyaç duymayacağı bir eğitim ortamını kurmaktır. Hukukun sınırı da tam burada başlamalıdır: Şiddetin kendisini engelleyemeyen bir düzen, en azından şiddetin korkusunun ticari bir ürüne dönüşmesini sorgulayabilmelidir.
Hazal Yağmur Keskin
Köşe Yazarı
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.





