Doğuyoruz, büyüyoruz ve genellikle filmin sonu hepimiz için aynı bitiyor. Yaşama veda ederken ki son göçümüz; geride bıraktığımız izler ile güzelleşiyor.
Bu kalıntılar; üstü açık topraklara tohum olarak geri dönüyor zira zaman, devirleri kendi himayesine alırken o tohumlar büyüyor ve kökleri toprağa sıkı sıkı bağlı çiçeklere dönüşüyor…
Aslında asıl konumuz, o üstü açık toprakların bizim için çok değerli oluşu. Ne ekersen onu biçersin sonuçta. O sıcacık ve bir o kadar da verdiğini almaya hazır olan o toprağa ne ekersen karşılığında da onu alırsın. Ne ekeceği insanın vicdanıyla olan bağına da bağlı sonuçta bu karşılıklı bir etkileşim. Bu tarz durumlarda geleceği de düşünmeli insan…
Daha detaylı bir bakış açısı ile bakalım şimdi olaylara;
Başta da söylediğim gibi zaman, devir ve dönemleri kendi himayesi altına almayı sever. Bu evrenin değişmez bir kuralıdır: İnsan bekler, vakit geçer; beşer kalır, zaman yıpratır.
Zaman geçtikçe de modern teknoloji gözlerini sıcak topraklara diker, insan beynini uyuşturan silahlarını oltalarının ucuna taktıktan sonra beklemeye başlarlar. Güçlüdürler, nereye nasıl saldırmaları gerektiğini iyi bilirler ve masum rolünü oynamak onlar için sadece figüranlıktır.
Taze toprak diye adlandırdığımız çocuklara kurmaya çalıştıkları bağ; gelecekte sadece bu toprakları kurutmaya yönelik yapılan bir girişimdir. Zira yeni fikir ve düşüncelerden uzaktırlar ve aynı geminin yolcusu olmaya tâbi tuttukları koşullar, ele almak istedikleri çocukları çok fazla zorlar.
Eğer bir insanı esiriniz yapmak isterseniz onu zayıf noktasından vurarak hızlıca yere düşürebilirsiniz. Ardından ipleri daha hızlı elinize almak isterseniz de aklıyla çelişmesini sağlamak son vurucu darbe olur. Karşı rakibin uygulamaya sunduğu şey de tam olarak bu. Bedensel veya fiziksel bir saldırı yapmaktansa, ele almak istediği kısmı önce zayıf noktasıyla etkisiz hale getiriyor ardında da akıllarındaki fikir yeniliğinin ışığını söndürüyor.
Teknoloji, yeniliği de değişimi de çocuğa kendisi sunar. Bu modern akışa uyum sağlaması gerektiğini düşünen çocuk; üzerinde kurulan oyunun farkında olmaz, neticede de bağımlı olmamak hiçbir sebep kalmaz…
İşte asıl bu noktada çıkar tohum sahipleri. Teknolojinin kurbanı olmamaları için bir sığınak gibi çekip alırlar onları. Bu kahramanlar ansızın çıkagelir, büyük bir sadakat ve sabırla sürdürürler bu işi. Bilirler ki; karşılıksız yapılan bu iyiliğin mükafatı, gün gelecek onlara geri dönecektir.
Tohum dağıtma işleyişleri çocuk için çok daha uygun literatürde ilerler. Sularken bu tohumları, kitaplardan yardım alırlar. Hem öğrenirler hem öğretirler. Çocuğun yeteneklerini göz önüne alan kurslar, sporlar ve faaliyetler kısaca bu bağlamda alınan tüm bu aksiyonların tek bir hedefi vardır:
Doğru yolu buldurmak
Bu toprağı; dönemin ve teknolojinin ters yüzünden korumak için her geçen gün çok daha fazla emek harcayarak çalışırlar. Her küçük detayı ilmek ilmek işlerler. Bu kahramanlığı da kalplerinden geçen sevgi ve saygı ile yaparlar…
Bu kahraman bazen bir öğretmen olur, bazen bir öğrenci ya da bazen bir müdür yardımcısı…
Yorulmak nedir bilmezler ve bu onlar için engel bile değildir. Gaye bellidir, rota çoktan çizilmiştir. Geriye kalan yegâne maksat; yoldan sapmamaktır.