ŞİDDETİ ÇOCUKLAR MI ÖĞRENİYOR, YOKSA BİZ Mİ ÖĞRETİYORUZ?

Bir çocuğun eline kitap verdiğimizde eğitim yaptığımızı düşünüyoruz.
Oysa bazen çocuğun elindeki kitaptan önce, gözünün önündeki hayatı değiştirmemiz gerekiyor.
Çünkü çocuk yalnızca okulda öğrenmiyor.
Evde öğreniyor.
Sokakta öğreniyor.
Arkadaşından öğreniyor.
İzlediği diziden, videodan, sosyal medya içeriklerinden öğreniyor.
Ve en önemlisi, bizden öğreniyor.
Bugün çocukların şiddete, zorbalığa, öfkeye ve kaba davranışlara neden bu kadar kolay maruz kaldığını konuşurken yalnızca çocukları sorgulamak büyük bir yanılgı olur.
Asıl soruyu kendimize sormalıyız:
Biz çocuklara nasıl bir dünya gösteriyoruz?
Okulu yalnızca bir zorunluluk olarak gören bir çocuğa “Neden okumuyorsun?” diye kızıyoruz.
Peki hiç “Okulu senin için neden bu kadar anlamsız hâle geldi?” diye sorduk mu?
Çocuk ders çalışmıyorsa hemen tembellik diyoruz.
Ama başarısızlık korkusunu, anlaşılmama duygusunu, özgüven eksikliğini, arkadaş ilişkilerini ya da okulda yaşadığı başka bir problemi gerçekten merak ediyor muyuz?
Bir çocuğun davranışını düzeltmeye çalışmadan önce, o davranışın bize ne anlattığını anlamamız gerekiyor.
Çünkü bazen çocuk “Ders çalışmak istemiyorum.” derken aslında “Başaramamaktan korkuyorum.” diyebilir.
Bazen “Okula gitmek istemiyorum.” derken “Kendimi orada iyi hissetmiyorum.” demeye çalışabilir.
Biz ise çocuğun cümlesini değil, yalnızca davranışını görüyoruz.
Sonra da şaşırıyoruz:
“Bu çocuk neden böyle oldu?”
Bir başka büyük mesele ise ekranlar.
Telefon, sosyal medya ve dijital içerikler çocukların hayatının önemli bir parçası hâline geldi. TÜİK’in 2024 araştırmasına göre 6-15 yaş grubundaki düzenli internet kullanıcılarının yüzde 72,6’sı sosyal medya kullanıyor. 11-15 yaş grubunda bu oran yüzde 83,8’e yükseliyor.
Dolayısıyla artık çocuklara yalnızca “Telefonu bırak.” demek yeterli değil.
Çocuğun ne izlediğini, neyi takip ettiğini, hangi davranışlara güldüğünü, hangi karakterleri örnek aldığını ve karşısına çıkan içerikleri nasıl yorumladığını da konuşmak zorundayız.
Çünkü ekranda tekrar tekrar karşısına çıkan her davranış, çocuğun zihninde bir anlam oluşturabilir.
Şiddetin güç olarak gösterildiği…
Mafya ve kabadayılığın hayranlık uyandıracak bir hayat tarzı gibi sunulduğu…
Zorbalığın komedi malzemesine dönüştürüldüğü…
Kaba konuşmanın “cool” olmakla ilişkilendirildiği…
İnsanları küçümsemenin cesaret zannedildiği bir içerik dünyasında çocukların bütün bunlardan hiç etkilenmeyeceğini düşünmek gerçekçi değildir.
Elbette her içerik izleyen çocuk aynı davranışı göstermez.
Ancak çocukların karşılaştıkları dünyayı anlamlandırmasına yardımcı olacak yetişkin rehberliğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.
Tam da burada aileye, okula ve topluma büyük bir sorumluluk düşüyor.
Çünkü çocuğa:
“Saygılı ol.”
“Empati kur.”
“Kimseyi kırma.”
“Şiddet çözüm değildir.”
demek kolay.
Peki biz nasıl davranıyoruz?
Çocuğun yanında insanları küçümsüyor muyuz?
Öfkelendiğimizde bağırıyor muyuz?
Farklı düşünene hakaret ediyor muyuz?
Sorunlarımızı konuşarak mı, baskıyla mı çözmeye çalışıyoruz?
Çocuğumuz hata yaptığında onu anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa hemen etiketliyor muyuz?
Çünkü çocuklar bizim söylediklerimizi dinlemekten çok, yaptıklarımızı izliyor.
Bir çocuğa öfkesini kontrol etmeyi öğretmenin en güçlü yolu, kendi öfkemizi nasıl yönettiğimizi göstermektir.
Saygıyı anlatmanın en güçlü yolu, çocuğa saygı göstermektir.
Empatiyi öğretmenin en güçlü yolu, çocuğun duygusunu küçümsememektir.
Şiddetin yanlış olduğunu anlatmanın en güçlü yolu, sorunları şiddetsiz çözmenin mümkün olduğunu göstermektir.
Şiddet yalnızca bir kavga çıktığında ortaya çıkan bir mesele değildir.
Şiddetin önlenmesi, çok daha önce başlar.
Bir çocuğun sürekli aşağılandığı yerde başlar.
Duygularının küçümsendiği yerde başlar.
Zorbalığa uğradığında “Sen de karşılık verseydin.” denildiği yerde başlar.
Bir çocuğun öfkesini konuşmasına izin verilmediği yerde başlar.
Kabalığın normalleştirildiği yerde başlar.
Ve yetişkinlerin “Çocuk işte, büyüyünce geçer.” diyerek bazı davranışları görmezden geldiği yerde büyür.
Sonra bir gün hepimiz aynı soruyu soruyoruz:
“Çocuklar neden bu kadar öfkeli?”
Belki de soruyu değiştirmeliyiz.
“Biz onların öfkesini büyütmemek için ne yaptık?”
Çocuklardan yalnızca başarılı olmalarını istemek yetmez.
Çünkü eğitim, yalnızca yüksek not almak değildir.
İyi eğitim; düşünebilen, sorgulayabilen, kendini ifade edebilen, başkasının sınırına saygı gösterebilen, öfkesini yönetebilen ve sorunlarını şiddete başvurmadan çözebilen bireyler yetiştirebilmektir.
Bu nedenle çocuklarımızı yalnızca sınavlara hazırlamayalım.
Hayata da hazırlayalım.
Onlara yalnızca soru çözmeyi değil, sorun çözmeyi öğretelim.
Yalnızca başarıyı değil, başarısızlıkla baş etmeyi de öğretelim.
Yalnızca konuşmayı değil, dinlemeyi de öğretelim.
Yalnızca kendilerini savunmayı değil, başkasının hakkına ve sınırına saygı göstermeyi de öğretelim.
Ve en önemlisi…
Çocuklara nasıl bir dünya bırakacağımızı konuşurken, onlara bugün nasıl bir dünya gösterdiğimize bakalım.
Çünkü şiddet gökten düşmüyor.
Zorbalık bir sabah ansızın ortaya çıkmıyor.
Öfke boşlukta büyümüyor.
Bütün bunların beslendiği bir çevre var.
Ve o çevreyi değiştirmek bizim sorumluluğumuz.
Çocukların davranışlarını değiştirmek istiyorsak önce onların karşısındaki yetişkin dünyasına bakmalıyız.
Çünkü çocuklar yalnızca bizim geleceğimiz değil.
Bugün bizim ne yaptığımızı öğrenen insanlar.
Ve yarının toplumu, bugün onlara ne öğrettiğimizin sonucu olacak.
Eğitim Koçu Betül Mülayim Taşkıran
Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.





