Bazı çağrılar vardır; bir yaz gecesi yüzünüze vuran esinti gibi hissettirir ya da kendinizi küçük bir gemide denizin sonsuzluğuna bırakmışsınız gibi hissedersiniz.
Hatta daha da derin anlamlı bir betimleme yapmak gerekirse bazı çağrılar; gönlünüze beyaz bir kelebek gibi konar…
Çağrı size göre bir mesaj veya ileti olabilir. Ancak biz bu sefer çağrı niteliğinde önümüze çıkan insanlardan bahsedeceğiz. Hatta bunu yaparken biraz zihnimizin doğasında yürüyüşe çıkacağız;
Ahşap ama bir o kadar da sağlam kapıdan çıkıp ağaçlarla dolu yola adımınızı atmaya çalıştığınızı var sayın, tanıdık bir yer ama çok fazla ara yol var. Üstelik bu ağaçlar çok yer kaplıyor, çimler de hiç budanmamış ne de kalabalık geliyor insanın gözüne!
Zihin tasviri işte! Karmaşık düşüncelerden; düşünmek için girilmesi gereken yollara dahi adımını zor atıyor insan.
Bir cesaretle karışıklığın içine dalıyorsunuz ve yürümeye başlıyorsunuz. Her bir adımınızda yüzünüze vuran fırtınaların soğukluğu iliklerinize kadar işliyor ama durmaya niyetiniz yok. Geçmişin birer dikenli sarmaşıklar olduğunu biliyorsunuz ve çoktan ayaklarınıza dolanmış; gayesi, algılarınızın uyanmasını engellemek. Zira geçmişin öfkeli kökleri yeni bir arayışa izin vermez; sever, insanı ele almayı…
İlerlemeyi seçiyorsunuz çünkü biliyorsunuz ki ilerlemek farkındalık kazandırır yerinde sayanların kimseden bir farkı yoktur zira mekana bağlılık ruhun girdabıdır. Zihni bir girdaba dönüştürmek ise saf bir ruha yapılacak en kötü kötülüktür…
Yolun geri kalanını tamamlarken bir ağaca yaslanıp dinlenmeye karar veriyorsunuz işte tam o sıra da beyaz bir kelebek elinize konuyor;
Bir çağrı getirmiş olmalı sizlere, kulak vermeli bu anlamlı dizelere, güzide bir insan olmalı bu kelebeği gönderen, târumâr olan bu kalbe…
Bazı insanlar vardır; zorlu yaşamınıza zarif bir nidâ misali sesini duyururlar, sıcak güneşin samimiyeti ile gündüzünüzü, parlak bir kuyruklu yıldızın heyecanı ile gecenize seve seve eşlik ederler. Hayatın size sunduğu onca engelden sonra sabrınızın mükafatı olurlar. Yavaş yavaş yaşamak daha tatlı ve bir o kadar da keyifli gelmeye başlar. Çağrı gelmeden önceki zihin durumunuzdan eser yoktur; işte bu sefer her şey yerli yerindedir, olması gereken gibi…
Mutluluk ve huzur olduğunuz yerde dibinize düşmez, aramak lazım. Beklemenin de bir sınırı vardır; arayışa geçmeli size gelecek olan çağrının rotasını tahmin etmelisiniz. Evvela haritanın sonunda o size bir şekilde ulaşacaktır. Unutmayın ki; yaşam, kendi yazdığı oyunun kurallarına asla ihanet etmez. Yeter ki gönül temiz olsun; ruh iyiliğe aç kalmasın…
Ayçiçeği misali; yüzünü güneşe çevirecek olan o çağrının en kısa zaman da sizi bulması dileği ile…