Son yıllarda evliliklerde en sık duyulan cümlelerden biri belki de şu:
“Ben evlendiğim insanın bu kadar değişeceğini bilmiyordum.”
Aslında bu cümle yalnızca bir kırgınlığı anlatmıyor. İçinde şaşkınlık, hayal kırıklığı, yalnızlık ve bazen de geç kalmış bir fark ediş taşıyor. Çünkü birçok insan nişanlılık döneminde tanıdığı kişi ile evlilikten sonraki kişinin aynı olmadığını düşünüyor.
Nişanlılık sürecinde daha ilgili görünen birinin evlilikten sonra mesafeli hale gelmesi, sakin görünen birinin öfke kontrolünde zorlanması ya da anlayışlı tavırların zamanla yerini eleştirel bir dile bırakması çiftlerin en sık yaşadığı uyum problemlerinden biri haline geldi.
Bugün aile danışmanlıklarında ve çift görüşmelerinde en çok karşılaşılan sorunlardan biri “iletişim değişimi” olarak görülüyor. İnsanlar artık büyük krizlerden önce küçük davranış değişimlerinden yoruluyor. Önceden saatlerce konuşan eşlerin zamanla aynı evin içinde birbirine yabancı gibi davranması, ilginin azalması, duygusal paylaşımın bitmesi ilişkilerde ciddi uzaklaşmalara neden oluyor.
Verilere bakıldığında da boşanmaların önemli bir kısmında temel sebepler arasında iletişim sorunları, beklenti uyuşmazlığı, ilgisizlik, duygusal kopukluk ve sürekli çatışma öne çıkıyor. Özellikle evliliğin ilk yıllarında yaşanan “uyum sağlayamama” problemi birçok çift için yıpratıcı bir sürece dönüşebiliyor. Çünkü insanlar çoğu zaman yalnızca bir kişiyi değil, o kişinin evlilik içindeki karakterini tanımaya çalışıyor.
Nişanlılık dönemi ile evlilik arasındaki fark tam da burada ortaya çıkıyor. Çünkü nişanlılık daha kontrollü bir süreçtir. İnsanlar daha özenli davranır, daha dikkatli konuşur, eksik yönlerini geri planda tutar. Kaybetme korkusu kişiyi daha sabırlı hale getirir. Ancak evlilik, hayatın gerçek temposunu beraberinde getirir. Maddi sorumluluklar, aile düzeni, günlük stres, beklentiler ve birlikte yaşamanın getirdiği alışkanlıklar insanların karakterlerini daha görünür hale getirir.
Bu nedenle bazı çiftler evlendikten sonra birbirine şu cümleyi kuruyor:
“Sen eskiden böyle değildin.”
Oysa çoğu zaman mesele bir anda değişmek değildir. İnsan, rahat hissettiği yerde gerçek davranış biçimlerini daha fazla göstermeye başlar. Çünkü karakter en çok stres altında ortaya çıkar. Bir insanın sadece romantik anlarda nasıl davrandığı değil; öfkelendiğinde nasıl konuştuğu, anlaşmazlıkta nasıl tavır aldığı, sorun karşısında çözüm mü yoksa kırıcılık mı seçtiği evlilikte belirleyici hale gelir.
Bugün birçok evlilik büyük olaylarla değil, küçük kırgınlıkların sürekli tekrar etmesiyle yoruluyor. Sürekli eleştirilmek, anlaşılmadığını hissetmek, duygusal olarak yalnız bırakılmak ya da değersiz hissettirilmek zamanla ilişkide derin bir mesafe oluşturuyor. Çünkü insan bazen yüksek sesli kavgalardan değil, uzun süren sessizliklerden tükeniyor.
Özellikle sosyal medya çağında ilişkiler artık daha hızlı başlıyor ama aynı hızla tüketilebiliyor. İnsanlar birbirini tanımaktan çok, birbirine iyi görünmeye çalışabiliyor. Bu da evlilik sonrası yaşanan gerçek hayatla beklentiler arasında ciddi bir fark oluşmasına neden oluyor.
Oysa sağlıklı bir evlilik kusursuz olmak değildir. Her insanın eksikleri vardır. Önemli olan, zaman ilerledikçe eşlerin birbirini daha güvensiz değil, daha huzurlu hissettirebilmesidir. Çünkü sevgi yalnızca güzel sözlerden ibaret değildir. Bazen yoğun bir günün sonunda kırmadan konuşabilmek, tartışırken saygıyı kaybetmemek ve eşini duygusal olarak yalnız bırakmamaktır.
Evlilikte en önemli konu, insanların zamanla tamamen değişmemesi değil; değişirken birbirine yabancı hale gelmemesidir.
Çünkü bazı ilişkilerde insanlar aynı evde yaşar ama birbirini artık tanıyamaz hale gelir. Ve çoğu zaman bir evliliği bitiren şey büyük bir olay değil; “Ben seni artık anlayamıyorum” duygusunun uzun süre sessizce büyümesidir.