İçeriğe atla
SON DAKİKA
🕒 13 Ekim 13:56
NAMAZİmsak 05:00Güneş 06:33Öğle 12:23İkindi 15:32Akşam 18:03Yatsı 19:20
🌦️ Sivas 19° Sağanak💵 USD ₺49.36💶 EUR ₺55.14
Köşe Yazıları

ÇOCUĞUNU DİNDEN SOĞUTAN BASKIYA MUHAFAZAKÂRLIK DENMEZ!

ÖzetAilelerin dini değerleri çocuklara öğretirken baskı ve korku yerine sevgi, anlayış ve rehberliği esas alması; aksi halde çocukları dinden bile uzaklaştırabilir.
Betül Mülayim TaşkıranKöşe Yazarı · · 8 dk okuma
Kırmızı zeminli grafik üzerinde beyaz yazılar, üstte Gündem Sivas logosu ve altta köşe yazarı adı yer alıyor.
Dini değerleri korku ve baskıyla benimsetmeye çalışmak, çocuklarda inançtan uzaklaşmaya yol açabiliyor.

Bir çocuğun başını örtmesini isteyebilirsiniz. Namaz kılmasını arzu edebilirsiniz. Dini değerlerle yetişmesini, inancını benimsemesini ve hayatını manevi ilkeler doğrultusunda şekillendirmesini isteyebilirsiniz. Bütün bunlar, inançlı bir ailenin çocukları için taşıyabileceği beklentilerdir. Ancak asıl mesele, ne istediğiniz değil; istediğinizi çocuğunuza nasıl öğrettiğinizdir.

Çünkü bir çocuğa dini sevdirmekle dini onun omuzlarına bir yük gibi bindirmek arasında uçurum vardır. İnancı anlatmakla korkuyu araç olarak kullanmak, rehberlik etmekle baskı kurmak, manevi değerleri öğretmekle itaat dayatmak aynı şey değildir.

Ne yazık ki bugün bazı ailelerde bu ayrımın göz ardı edildiğini görüyoruz. Kendilerini muhafazakâr olarak tanımlayan kimi ebeveynler, çocuklarının dini değerleri benimsemesini sağlamak isterken öyle yöntemlere başvuruyor ki korumak istedikleri inancın çocuklarının zihninde korkuyla, öfkeyle ve baskıyla özdeşleşmesine neden olabiliyorlar.

İşte tam da burada yüksek sesle konuşmamız gerekiyor:

Bir çocuğa dini sevdirmek isterken ondan dini uzaklaştırıyorsanız, yöntemlerinizi sorgulamanın zamanı gelmiştir.

Çünkü muhafazakârlık, çocuğun üzerinde sınırsız söz sahibi olmak değildir. Dindarlık, çocuğun duygularını yok saymak değildir. Ebeveynlik ise kendi doğrularını tartışılmaz emirler hâline getirerek çocuğun kişiliğini bastırmak hiç değildir.

İnancı öğretmek başka, korkuyla itaat ettirmek başka!

Bir çocuk düşünün…

Başını örtmek istemediğini söylediğinde ailesinin sevgisini kaybetmekten korkuyor. Namaz kılmadığında aşağılanacağını, azar işiteceğini veya kardeşleriyle kıyaslanacağını biliyor. Dini bir konuda soru sorduğunda açıklama yerine azar işitiyor. Nedenini anlamaya çalıştığında karşısına düşünmesine yardımcı olacak cevaplar değil, “Biz ne diyorsak onu yapacaksın.” cümlesi çıkıyor.

Böyle bir çocuk, inancını anlamaya mı çalışır, yoksa ailesinin tepkisinden kaçınmayı mı öğrenir?

Bir davranışın anlamını kavramakla o davranışı cezadan korktuğu için yapmak arasında büyük bir fark vardır. Çocuk, namazın manevi anlamını, ibadetin inanan insanın hayatındaki yerini ve inancın kişiye kazandırabileceği değerleri öğrenmeden yalnızca zorlandığı bir uygulamayla karşılaşırsa ibadeti bir huzur alanı olarak değil, bir baskı kaynağı olarak algılayabilir.

Elbette her çocuk aynı tepkiyi vermez. Her ailede yaşananlar da aynı değildir. Ancak psikolojik baskının çocukta korku, suçluluk, içe kapanma veya aileden uzaklaşma gibi sonuçlara yol açabilmesi, üzerinde ciddiyetle durmamız gereken bir meseledir.

Bir çocuğun davranışını kontrol etmek, onun kalbinde o davranışa karşı sevgi oluşturduğunuz anlamına gelmez.

Korkuyla sağlanan itaat, gönülden benimsenmiş bir inançla aynı şey değildir.

Çocuğun başını örttünüz; peki, gönlünde ne bıraktınız?

Özellikle kız çocuklarının giyimi üzerinden kurulan baskılar, bu meselenin en görünür örneklerinden biridir.

Bir aile, örtünmeyi dini bir değer olarak benimseyebilir ve kızının da bu değeri benimsemesini arzu edebilir. Ancak çocuk henüz kendi duygularını, sorularını ve düşüncelerini ifade etmeye çalışırken onunla kurulan ilişkinin baskıya, tehdide, aşağılamaya veya sevgiyi geri çekmeye dayanması ciddi bir sorundur.

Bir kız çocuğunun başını örtmesi, tek başına onun inancını ne kadar anladığını göstermez. Başını örtmemesi de onun karakteri, ahlakı veya insan olarak değeri hakkında hüküm verme hakkı doğurmaz.

Dini değerleri öğretmek isteyen ailelerin, çocuklarının yaşını, gelişimini, duygularını ve sorularını dikkate alması gerekir. Çocuğun düşüncelerini dinlemek, ona açıklama yapmak ve güvenli bir iletişim kurmak; zorlamaktan çok daha sağlıklı bir eğitim zemini oluşturur.

Bir çocuğun kıyafeti üzerinden onu sürekli utandırmak, başkalarıyla kıyaslamak veya aileye layık olmadığını hissettirmek, dini öğretmek değildir. Bu, çocuğun kendilik algısını yaralayabilecek bir baskı biçimidir.

Üstelik burada mesele yalnızca kıyafet de değildir. Aynı yaklaşım, çocuğun arkadaş seçiminden eğitim tercihlerine, sosyal hayatından kişisel düşüncelerine kadar pek çok alanda kendisini gösterebilir.

Çocuğun her kararını kontrol etmeyi dindarlığın gereği sanmak, ebeveynlikteki sınırları yanlış anlamaktır.

Bir çocuğun dış görünüşünü değiştirebilirsiniz; fakat onu aşağılayarak gönlünde sevgi ve samimiyet oluşturamazsınız.

Bilinçsiz muhafazakârlık, değerleri korurken çocukları incitebilir

Burada eleştirdiğim şey din değildir. Çocuklarına dini değerler kazandırmak isteyen aileler de değildir. Eleştirdiğim, inancı öğretme sorumluluğunu baskı kurma hakkıyla karıştıran anlayıştır.

Çünkü bir insanın dini değerlere bağlı olmasıyla çocuk yetiştirme konusunda bilinçli olması aynı şey değildir. Bir aile, inancına içtenlikle bağlı olduğu hâlde çocuk psikolojisi konusunda yanlış yöntemler kullanabilir. İyi niyetle başladığı bir süreçte çocuğunun duygusal ihtiyaçlarını gözden kaçırabilir.

İyi niyet, her yöntemi doğru yapmaz.

Çocuğunuzun iyiliğini istediğinizi söylemeniz, onun yaşadığı baskıyı ortadan kaldırmaz. Onu koruduğunuza inanmanız, her kararınızı haklı çıkarmaz. Bir davranışın dini açıdan doğru olduğuna inanmanız da o davranışı çocuğa öğretmek için başvurduğunuz her yöntemi meşru hâle getirmez.

Tam da bu nedenle ailelerin kendilerine şu soruyu sorması gerekir:

Ben çocuğuma bir değeri gerçekten öğretiyor muyum, yoksa o değere aykırı davranmasından korktuğum için onu kontrol etmeye mi çalışıyorum?

Aradaki farkı görmek, ebeveynlikte büyük bir olgunluk gerektirir.

Çünkü çocuklar yalnızca anlattıklarımızı değil, onlara nasıl davrandığımızı da öğrenirler. Sürekli öfkeyle din anlatan bir ebeveyn, farkında olmadan dinle öfkeyi yan yana getirebilir. Merhametten söz ederken çocuğunun duygularını küçümseyen bir ebeveyn, anlattığı değerle sergilediği davranış arasında çelişki oluşturabilir.

Bir taraftan güzel ahlakı anlatıp diğer taraftan çocuğu aşağılamak, öğretilmek istenen değerleri gölgeler.

Merhameti anlatan bir dilin, merhametsiz bir yönteme ihtiyacı yoktur.

Çocuklarımıza dini öğretirken okulların sorumluluğu

Din eğitimi, çocukların yalnızca belirli bilgileri ezberlemesinden ibaret olmamalıdır. Çocukların yaşlarına uygun bir şekilde dini kavramları anlamalarına, sorularını sorabilmelerine, farklı durumlar üzerinde düşünebilmelerine ve öğrendikleri değerlerle günlük yaşam arasında bağ kurabilmelerine yardımcı olmalıdır.

Bu açıdan okullardaki din eğitiminin niteliği son derece önemlidir.

Çocuğa yalnızca ne yapması gerektiğini söylemek değil, öğrendiği bilginin anlamını açıklamak gerekir. İbadetlerin manevi yönünü, güzel ahlakı, doğruluğu, adaleti, merhameti, kul hakkını, sorumluluğu ve insanlara karşı saygıyı yaşına uygun örneklerle anlatmak gerekir.

Çocuk soru sorduğunda onu susturmak yerine düşünmesine yardımcı olmalıyız. Anlamadığı bir konuyu küçümsemek yerine açıklamalıyız. Öğrenme sürecini korkuya değil, meraka ve anlamaya dayandırmalıyız.

Din eğitiminde sevgi dili önemlidir. Ancak sevgi dili, çocuğa hiçbir sınır koymamak anlamına da gelmez. Çocuklara yaşlarına uygun sınırlar öğretilebilir; davranışlarının sonuçları açıklanabilir ve sorumluluk bilinci kazandırılabilir. Buradaki temel fark, disiplinin aşağılama ve korkutma üzerine değil, anlayış, tutarlılık ve rehberlik üzerine kurulmasıdır.

Okulların görevi ailelerin yerine geçmek veya inancı zorla benimsetmek değildir. Görevleri, çocukların doğru bilgiye ulaşmalarına, dini ve ahlaki kavramları anlamalarına ve sorularını güvenli bir öğrenme ortamında ele almalarına katkıda bulunmaktır.

Öğretmenlerimizin de çocukların sorularını kişisel bir meydan okuma olarak görmemesi gerekir. Çünkü soru sormak her zaman reddetmek anlamına gelmez. Bazen bir çocuk yalnızca anlamaya çalışıyordur.

Anlamadan tekrarlanan bir davranış ile bilinçle benimsenen bir değer arasında fark vardır. Eğitim, bu farkı gözetmek zorundadır.

Aile, çocuğun ilk öğretmenidir; ama ilk korkusu olmamalıdır

Çocuğun dinle, ahlakla ve manevi değerlerle kurduğu ilişkide aile ortamının önemli bir yeri vardır. Çocuk, anne babasının yalnızca sözlerini değil, insanlara nasıl davrandığını da gözlemler.

Bir baba dürüstlüğü anlatırken başkasının hakkını gözetmiyorsa, bir anne merhametten söz ederken çocuğunun duygularını sürekli küçümsüyorsa, çocuk söylenenle yaşanan arasındaki farkı görebilir.

Dini değerleri çocuklarına aktarmak isteyen ebeveynlerin önce kendi davranışlarını gözden geçirmesi bu yüzden önemlidir.

Çocuğunuzun namaz kılmasını istiyorsanız ibadetin sizin hayatınızda nasıl bir anlam taşıdığını anlatın. Onun dini değerleri anlamasını istiyorsanız sorularını dinleyin. Güzel ahlaklı olmasını istiyorsanız öfkelendiğinizde bile insan onurunu korumaya çalışın.

Çünkü çocuk, çoğu zaman bir değeri en iyi o değerin yaşandığı ortamda öğrenir.

Ayrıca her çocuğun gelişim süreci farklıdır. Çocuğunuzun sorularının olması, sizinle aynı düşünceleri hemen benimsememesi veya bazı konularda tereddüt yaşaması, onu başarısız bir evlat ya da kötü bir insan olarak nitelendirmek için gerekçe değildir.

Ebeveynlik, çocuğun bütün sorularını ortadan kaldırmak değil; o sorularla baş edebileceği güvenli bir ilişki kurabilmektir.

Dinden soğuyan çocukların hikâyesini görmezden gelmeyelim

Bazen ailesiyle dini konularda çatışma yaşayan bir çocuk, zamanla yalnızca ailesinden değil, ailenin temsil ettiğini düşündüğü değerlerden de uzaklaşabilir. Bu her çocukta aynı şekilde gelişmez; dinle ilişkide aile ortamı dışında pek çok etken de rol oynar. Ancak baskının ve aşağılanmanın çocukta oluşturabileceği duygusal yükü küçümsememeliyiz.

Çünkü bir çocuk, inançla ilgili her konuşmanın sonunda suçlanacağını düşünüyorsa soru sormaktan vazgeçebilir. Kendini ifade ettiğinde sevgisinin azalacağından korkuyorsa duygularını gizleyebilir. Dini konular yalnızca tartışma ve ceza vesilesi hâline gelmişse onlarla arasına mesafe koyabilir.

Böyle bir durumda ailelerin yapması gereken, baskıyı artırmak değildir. İletişimi yeniden kurmak, çocuğun yaşadıklarını dinlemek ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmaktır.

Çocuğunuzun sizinle aynı noktada olmadığını fark ettiğinizde onu hemen karşı safa yerleştirmeyin. Onunla ilişkinizin bir tartışmayı kazanıp kaybetmekten çok daha değerli olduğunu unutmayın.

Çocuğunuzun size soru sorabilmesi, endişelerini anlatabilmesi ve korkmadan konuşabilmesi aile bağlarının gücünü gösterir.

Bir çocuğun kalbine ulaşamadığınızda sesinizi yükseltmek yerine neden aranızdaki mesafenin büyüdüğünü anlamaya çalışın.

Son söz: İnancı korumak, çocuğun ruhunu incitme hakkı vermez

Toplum olarak dini değerlerimizi çocuklarımıza aktarmak istiyorsak önce yöntemlerimizi konuşmalıyız. Muhafazakâr aileleri eleştirmek, inançlı insanları hedef almak değildir; çocuk yetiştirirken baskıyı normalleştiren yanlış anlayışlara karşı çıkmaktır.

İnançlı olmakla bilinçli ebeveyn olmak birbirini tamamlayabilir. Çocuğuna dini değerleri anlatan, onun gelişimini gözeten, yaşına uygun açıklamalar yapan ve davranışlarıyla örnek olan aileler, sağlıklı bir öğrenme ortamı oluşturabilir.

Ancak çocuğunun duygularını yok sayan, korkuyu eğitim aracı hâline getiren ve itaati inancın tek göstergesi sayan yaklaşımın kendisini sorgulaması gerekir.

Çocuklarımıza dini öğretelim; ama bunu yaparken onları dinlemeyi de öğrenelim. İbadetlerin anlamını anlatalım; ama sorularından korkmayalım. Güzel ahlakı vurgulayalım; ama kendi davranışlarımızın da bu ahlakla uyumlu olmasına özen gösterelim.

Çünkü bir çocuğa yalnızca neye inanması gerektiğini söylemek yeterli değildir. Onun düşünmesini, anlamasını, soru sormasını ve öğrendiği değerleri bilinçli biçimde değerlendirmesini desteklemek de önemlidir.

Çocuğunuzun sizin istediğiniz gibi görünmesi, onun iç dünyasında her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmez. Dışarıdan kusursuz görünen bir uyumun arkasında korku ve kaygı bulunabilir. Bu yüzden yalnızca davranışa değil, davranışın arkasındaki duyguya da bakmalıyız.

Unutmayalım: Çocuklarımız bize ait birer proje değil, kendi duyguları, düşünceleri ve gelişim süreçleri olan bireylerdir. Onlara rehberlik etmek sorumluluğumuzdur; onları aşağılamak veya korkuyla yönetmek hakkımız değildir.

Dini sevdirmek istiyorsak önce sevgiyi, ahlakı öğretmek istiyorsak önce ahlaklı davranmayı, merhameti anlatmak istiyorsak önce merhamet göstermeyi öğrenmeliyiz.

Çünkü çocuğun kalbinde korkuyla açılan bir kapıdan sevgiyle geçmek kolay değildir. İnancı anlamaya, değerleri benimsemeye ve manevi bir hayat kurmaya giden yolun baskıdan değil; bilgi, örneklik, sabır ve sağlıklı iletişimden geçtiğini unutmamalıyız.

Bir çocuğu dini değerlerle yetiştirmek istiyorsak onu yalnızca kurallara uyan biri olmaya değil, öğrendiği değerlerin anlamını kavrayan bir insan olmaya da teşvik etmeliyiz.

Ve belki de kendimize en çok şu soruyu sormalıyız:

Çocuğuma dini mi sevdiriyorum, yoksa benim tepkimden korktuğu için bana itaat etmesini mi sağlıyorum?

Bu soruya dürüstçe cevap verebildiğimiz gün, çocuklarımıza karşı sorumluluğumuzu daha iyi anlamaya başlayacağız.

Eğitim Koçu Betül Mülayim Taşkıran

Yorumlar

E-posta adresiniz yayımlanmaz ve üçüncü kişilerle paylaşılmaz; yalnızca yorumunuz onaylandığında size haber vermek için kullanılır. Aydınlatma metni

İlk yorumu siz yapın.

Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin

Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.

Sponsorlu içerik

Bu Haber İlginizi Çekebilir

TUZ KOKTU
Köşe Yazıları

TUZ KOKTU

Zehra Nihal Hangişi, kaybolan paralar ve mağduriyetler üzerinden adalet, güç ilişkileri ve toplumun hukuka olan güveninin kaybolması tehlikesini vurguladı.

Haberin Detayı →

Bunları da Okuyun

Görevi İhmal Eden, Kötüye Kullanan Kamu Görevlileri

Haberin Detayı →

TAŞI UZAKTA ARAMA

Haberin Detayı →

ÇOCUKLARIMIZ OKULA GİDİYOR, BAZILARI EVE DÖNEMİYOR

Haberin Detayı →

Sivas gündemini kaçırmayın

Günün öne çıkan haberlerini e-postanıza alın. İstediğiniz an çıkabilirsiniz.

Kaydolarak e-posta ile bilgilendirme almayı kabul etmiş olursunuz. Verileriniz üçüncü kişilerle paylaşılmaz (KVKK).

İhbar Hattı