İçeriğe atla
SON DAKİKA
🕒 13 Ekim 17:17
NAMAZİmsak 05:00Güneş 06:33Öğle 12:23İkindi 15:31Akşam 18:03Yatsı 19:20
🌦️ Sivas 19° Sağanak💵 USD ₺49.36💶 EUR ₺55.14
Köşe Yazıları

BİR ÖRTÜDEN FAZLASI

ÖzetZehra Nihal Hangişi, Azerbaycan'da başörtüsü yasağı tartışmasını 28 Şubat'ta yaşadığı eğitim hakkı mücadelesiyle ilişkilendirerek insan iradesine saygı çağrısı yaptı.
Zehra Nihal HangişiKöşe Yazarı · · 4 dk okuma
BİR ÖRTÜDEN FAZLASI
Azerbaycan'da başörtüsü yasağı, 28 Şubat mağdurlarının mahremiyet ve irade tartışmasını yeniden gündeme taşıdı.

Bu yazıyı gözyaşları içinde yazıyorum. Çünkü bazı haberler okunup geçilmiyor; insanın geçmişinde kapanmamış kapıları yeniden açıyor. Ben bugün yalnızca bir haberin değil, yıllar önce yaşadığım bir acının da karşısında duruyorum.

28 Şubat'ın Bıraktığı İzler

Ben 28 Şubat sürecini yaşadım.

Başörtülü olduğum için okul kapılarında bekletildim. Eğitim hakkımın elimden alınmaya çalışıldığı, inancım nedeniyle ötelendiğim, kendimi anlatmak zorunda bırakıldığım günlerden geçtim. Benim için başörtüsü, çıkarıp takılabilecek sıradan bir kumaş parçası değildi. İnancımdı, mahremiyetimdi, kendimle ve Rabbimle aramdaki bağın bir parçasıydı.

Bir sınıfa girebilmek için başımı açmaya zorlanmak, benim dünyamda yalnızca örtümü çıkarmak değildi. Kendimi savunmasız bırakılmış, mahremiyetim ihlal edilmiş, iradem yok sayılmış gibi hissetmekti.

Belki herkes bunu anlayamaz. Ama insanın bir sınırı vardır; başkasının önemsiz gördüğü şey, onun en derin mahremiyeti olabilir.

Geçmişi Yeniden Hatırlatan Haber

Bugün Azerbaycan'da başörtüsüne ilişkin yasağı duyduğumda, yıllardır içimde sessizleştiğini sandığım ne varsa yeniden uyandı. O günlere döndüm. Gençliğime, hayallerime, eğitim hakkım için yaşadığım mücadeleye…

Ve zihnimde yıllardır cevabını aradığım başka bir soru yeniden beliriverdi.

Mahremiyetin Bir Güç Gösterisine Dönüşmesi

Tarih boyunca, özellikle çatışma ve işkence ortamlarında, Müslüman erkeklerin çıplak bırakılarak aşağılandığı örnekler gördük, duyduk. İnsan bedeninin bir aşağılama ve güç gösterisi aracına dönüştürüldüğü nice olay yaşandı.

Peki, neden?

Neden insanın mahremiyeti, onu incitmenin bir aracına dönüşüyor? Neden bir insanı aşağılamak isteyenler bazen onun üzerindeki bütün örtüleri kaldırmayı, bazen de kendi isteğiyle taşıdığı örtüyü elinden almayı bir güç gösterisi olarak kullanıyor?

Elbette her olayın tarihi, koşulları ve sorumluları farklıdır. Bunları aynı kefeye koymuyorum. Fakat ikisinin de önümüze getirdiği ortak bir soru var: İnsanın bedeni ve mahremiyeti, başkasının gücünü kanıtlayacağı bir alan mıdır?

Bir insanı çıplak bırakmak, bazı durumlarda onu savunmasız hissettirmek, aşağılamak ve iradesini kırmak için kullanılan bir yöntemdir. Bir insanı inancı gereği örtündüğü hâlde örtüsünü çıkarmaya zorlamak da onun mahremiyet anlayışını ve kişisel sınırlarını hiçe sayabilir.

Birinde insandan örtüsü alınır. Diğerinde insan, istemediği bir açıklığa mecbur bırakılır.

Ve ben düşünüyorum…

İnsan, kendisini korunaklı hissettiği sınırın zorla aşılmasıyla nasıl bir yalnızlığa itilir? Bir başkasının sıradan gördüğü şey, neden insanın içinde böylesine derin bir yaraya dönüşür?

Kendi Bedeni Üzerinde Söz Sahibi Olmak

Çünkü mesele yalnızca beden değildir. Mesele, insanın kendi bedeni üzerinde söz sahibi olup olmamasıdır. Mesele, iradenin tanınıp tanınmamasıdır. Mesele, bir insanın inancını yaşarken aşağılanmadan, dışlanmadan, haklarından mahrum bırakılmadan var olabilmesidir.

Benim 28 Şubat'ta yaşadığım da buydu.

Ben yalnızca başörtümle bir sınıfa girmek istemiştim. Birilerinin benim inancımla arama girmesini değil, eğitim hakkımı kullanabilmeyi istemiştim. Hayatımın, yeteneklerimin ve geleceğimin başımdaki örtüden ibaret olmadığını anlatmak zorunda kalmıştım.

İnsanın en çok canını ne yakıyor, biliyor musunuz?

Kendisinden vazgeçmesi istenen şeyin, başkasının gözünde hiçbir anlam taşımaması…

Bir başörtüsünü yalnızca kumaş olarak gören biri, onu çıkarmaya zorlanan kadının içinde neyin kırıldığını anlayamayabilir. Çıplak bırakılarak aşağılanan bir insanın mahremiyet duygusunu önemsemeyen biri de bedenin nasıl bir baskı aracına dönüştürülebileceğini kavrayamayabilir.

Özgürlüğün Ölçüsü: İradeye Saygı

Ama insanın acısını anlayabilmek için onunla aynı inancı paylaşmak zorunda değiliz. Bir başkasının sınırlarına saygı duymak için onun gibi yaşamak zorunda da değiliz.

Özgürlük, kendimize benzeyenlerin hayatını kolaylaştırmak değil; bizden farklı olanların da onuruyla yaşayabilmesini savunmaktır.

Örtünmek ve Örtünmemek: İki Hakka da Saygı

Burada bir şeyi özellikle söylemek istiyorum: Örtünmek isteyen bir kadının hakkı kadar, örtünmek istemeyen bir kadının hakkı da korunmalıdır. Çünkü özgürlüğün ölçüsü, insanları hangi tarafa yönlendirdiğimiz değil, onların iradesine ne kadar saygı duyduğumuzdur.

Hiç kimse inancı nedeniyle örtünmeye zorlanmamalı. Hiç kimse inancı nedeniyle örtüsünü çıkarmaya da zorlanmamalı.

İnsan, kendi hayatının öznesi olabilmeli.

Geçmişin Acısından İnsan Onuruna

Bugün ben bunları yazarken yalnızca kendimi anlatmıyorum. Eğitim hakkı elinden alınan genç kızları, mahremiyeti ihlal edilen kadınları, bedenleri aşağılamanın aracına dönüştürülen insanları düşünüyorum. İnancı nedeniyle dışlananları, kimliği nedeniyle hedef alınanları düşünüyorum.

Ve gözlerim doluyor.

Çünkü ben o günlerin ne demek olduğunu biliyorum. Bir kapının yüzüne kapanmasının yalnızca o kapının önünde kalmak olmadığını biliyorum. Bazen insanın hayallerinin, özgüveninin ve geleceğe duyduğu güvenin de o kapının ardında bırakıldığını biliyorum.

Ben 28 Şubat'ı unutmadım.

Bugün başka bir coğrafyada benzer sorularla karşılaşınca geçmişim yeniden sızlıyor. Bu yazıyı öfkemden çok, hafızamdan ve vicdanımdan yazıyorum. Kimseye kendi inancımı dayatmak için değil; hiç kimsenin başkasının inancını, bedenini ve iradesini denetleme hakkını kendinde görmemesi gerektiğini söylemek için…

İnsan Onurunun Sınırları

Çünkü bir insanı aşağılamak için onun bedenini kullanmaya başladığınızda, artık yalnızca o insanın sınırlarını ihlal etmiyorsunuz; insan onurunun sınırlarını da zorluyorsunuz.

Ve unutmayalım:

Bir insanı örtüsünden mahrum bırakarak da, onu istemediği bir örtünün altına sokarak da iradesini yok sayabilirsiniz. Birini çıplak bırakarak da mahremiyetini yaralayabilirsiniz. Ama hiçbir insanın onurunu, onun bedeni üzerinde söz sahibi olarak kazanamazsınız.

İnsanın bedeni bir iktidar gösterisinin sahnesi değildir.

İnancı bir cezalandırma gerekçesi değildir.

Mahremiyeti bir başkasının sınavı değildir.

Ve eğitim, insanın kimliğinden vazgeçmesinin karşılığında verilen bir lütuf değildir; hakkıdır.

Kendi İnancıyla, İradesiyle ve Onuruyla Yaşamak

Ben bugün, gözyaşları içinde, yıllar önce yaşadığım acının içinden bir kez daha sesleniyorum:

Bırakın insanlar kendi inançlarıyla, kendi iradeleriyle, kendi onurlarıyla yaşasınlar. Çünkü insanın en temel hakkı, başkasının istediği kişiye dönüşmek değil; kimseye zarar vermeden kendisi olarak var olabilmektir.

Zehra Nihal Hangişi

Yorumlar

E-posta adresiniz yayımlanmaz ve üçüncü kişilerle paylaşılmaz; yalnızca yorumunuz onaylandığında size haber vermek için kullanılır. Aydınlatma metni

İlk yorumu siz yapın.

Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin

Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.

Sponsorlu içerik

Bu Haber İlginizi Çekebilir

ALİYEV’İN HESABI: TÜRKİYE’DEN ZAFER, İSRAİL’LE STRATEJİ, TÜRK-İSLAM KİMLİĞİNE MESAFE!
Köşe Yazıları

ALİYEV’İN HESABI: TÜRKİYE’DEN ZAFER, İSRAİL’LE STRATEJİ, TÜRK-İSLAM KİMLİĞİNE MESAFE!

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde karşılıklı dayanışmanın önemi vurgulanırken, Aliyev’in İsrail politikası, Filistin hassasiyeti ve kimlik tartışmaları ele alınıyor.

Haberin Detayı →

Bunları da Okuyun

ÇOCUĞUNU DİNDEN SOĞUTAN BASKIYA MUHAFAZAKÂRLIK DENMEZ!

Haberin Detayı →

TUZ KOKTU

Haberin Detayı →

Görevi İhmal Eden, Kötüye Kullanan Kamu Görevlileri

Haberin Detayı →

Sivas gündemini kaçırmayın

Günün öne çıkan haberlerini e-postanıza alın. İstediğiniz an çıkabilirsiniz.

Kaydolarak e-posta ile bilgilendirme almayı kabul etmiş olursunuz. Verileriniz üçüncü kişilerle paylaşılmaz (KVKK).

İhbar Hattı