Köşe Yazıları

Affetmek mi, Katlanmak mı?

Bazı insanlar yıllarca aynı cümleyi kuruyor:

Gündem Sivas Muhabir
Gündem Sivas Muhabir
Editör
17 Mayıs 2026 06:38

Bazı insanlar yıllarca aynı cümleyi kuruyor:
“Çocuklar için sustum…”
“Yuvam dağılmasın diye katlandım…”
“Belki değişir diye bekledim…”
Dışarıdan bakıldığında fedakârlık gibi görünen bazı suskunluklar, aslında insanın kendi içinde yavaş yavaş tükenmesine dönüşebiliyor. Çünkü affetmek ile katlanmak arasında çok büyük bir fark var. Fakat ne yazık ki birçok insan bu ikisini birbirine karıştırıyor.
Affetmek; kırıldığını kabul edip yarayı iyileştirmeye çalışmaktır.
Katlanmak ise canın yanarken bunu normalleştirmeye başlamaktır.
İşte ilişkilerin en yorucu tarafı da burada başlıyor.
Bir evliliğin içinde bazen hata olur, kırgınlık olur, hayal kırıklığı olur. Hiçbir ilişki kusursuz değildir. Fakat sağlıklı ilişkilerde insanlar konuşur, yüzleşir, sorumluluk alır ve değişmeye çalışır. Sorun çözülmese bile en azından görülür. Çünkü insan en çok anlaşılmadığında yorulur.
Ancak bazı ilişkilerde problem hiç bitmez; sadece üstü örtülür.
Bir taraf sürekli alttan alır, sürekli idare eder, sürekli sessiz kalır. İlk zamanlar bunu sevgi sanır. Sonra sabır sanır. Daha sonra alışkanlığa dönüşür. Ve bir gün fark eder ki artık ilişkiyi değil, sadece düzeni sürdürüyordur.
Bugün birçok evlilikte insanlar birbirine kırgın ama birbirinden kopamıyor. Çünkü bazen sevgi bitmese bile huzur bitebiliyor. İşte o noktada insanlar gerçek duygularıyla değil, korkularıyla yaşamaya başlıyor.
“Ya yalnız kalırsam…”
“Ya yeniden başlayamazsam…”
“El âlem ne der…”
“Çocuklar etkilenir…”
Bu korkular yüzünden yıllarca aynı evin içinde kendi duygularını yok sayan insanlar var.
Oysa sürekli incinen bir insanın sessizliği sağlıklı değildir. Çünkü bastırılan her duygu zamanla içeride ağırlaşır. Önce neşeyi azaltır, sonra tahammülü tüketir, en sonunda da insanın kendisine olan saygısını zedeler.
Aile danışmanlığı sürecinde bazen şunu görüyoruz: İnsanlar eşine değil, yıllardır yaşadığı düzene bağlı kalıyor. Aynı sofraya oturuyorlar ama birbirlerinin hayatına dokunmuyorlar. Aynı odada bulunuyorlar ama ruhen çok uzak yerlere savrulmuş oluyorlar.
En dikkat çekici nokta ise şu:
Bazı insanlar ilişkisinde mutsuz olduğunu yıllarca kabul etmiyor. Çünkü toplum hâlâ “sabreden insanı” güçlü görüyor. Oysa her şeye sessiz kalmak güç değildir. Bazen insanın kendisini koruyabilmesi de büyük bir cesarettir.
Burada çok önemli bir ayrım var:
Her kırgınlıkta gitmek çözüm değildir ama her acıya alışmak da sevgi değildir.
Çünkü gerçek sevgi insanı sürekli küçültmez. Sürekli değersiz hissettirmez. Sürekli yalnız bırakmaz. Bir ilişki insanın ruhunu yormaya başlamışsa orada sadece sorun değil, ihmal edilmiş duygular da vardır.
Affetmek iyileştirir.
Ama katlanmak çoğu zaman insanı içten içe tüketir.
Bazen insanlar “Ben affettim” diyor ama aslında sadece yaşananları konuşmaktan vazgeçmiş oluyor. Bu gerçek bir iyileşme değil, duygusal geri çekilmedir. Çünkü konuşulamayan her mesele ilişkinin içinde sessiz bir mesafe oluşturur.
İlişkilerde asıl mesele kimin haklı olduğu değildir.
Asıl mesele, iki insanın birbirinin duygusunu gerçekten görebilip göremediğidir.
Bir insan sürekli aynı yerden kırılıyorsa, sürekli aynı yalnızlığı hissediyorsa ve buna rağmen sadece düzen bozulmasın diye susuyorsa; orada artık affetmekten çok tükenmek vardır.
Belki de bu yüzden herkesin kendine şu soruyu dürüstçe sorması gerekiyor:
Ben gerçekten affediyor muyum, yoksa sadece katlanıyor muyum?
Çünkü insan bazen en ağır yükü omzunda değil, içinde taşır.

Yorum Yap

Düşüncelerinizi bizimle paylaşın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar

0 yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!