BİR MİLLETİN YARININA SÖYLENEN SÖZ

28 Ekim’den 29 Ekim’e…
“Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz!”
28 Ekim 1923… Çankaya’da bir akşam. Bir milletin kaderini değiştirecek o cümle, tarihin sayfalarına henüz yazılmamış bir geleceğin habercisiydi.
Mustafa Kemal Atatürk, o akşam yalnızca bir yönetim biçimini ilan edeceğini söylemiyordu. Savaşlardan yorgun düşmüş, evlatlarını toprağa vermiş, nice hayalini geride bırakmış bir millete, kendi geleceğini kurabileceği yeni bir kapı açıyordu.
Ve ertesi gün, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi.
Bir Kelimeye Sığan Gelecek: Yarın
Aradan yıllar geçti. Kuşaklar değişti, dünya değişti, hayat değişti. Fakat o cümlenin içindeki bir kelime hâlâ bütün canlılığıyla karşımızda duruyor: Yarın…
Ne çok şey sığdırıyoruz bu kelimeye. Bir annenin evladına dair duasını, bir gencin henüz kimseye anlatmadığı hayallerini, bir ülkenin yeniden ayağa kalkma umudunu… Yarın, henüz yaşanmamış bir hayatın bize uzattığı eldir.
Peki, biz o ele ne kadar sıkı tutunuyoruz?
Atatürk’ü sevebilir, sevmeyebilir; tarihî kararlarını farklı değerlendirebiliriz. Herkesin aynı düşünmesini beklemek ne mümkündür ne de gereklidir. Fakat bir insanın tarih içindeki yerini tartışırken, bir milletin kendi geleceği hakkında söz sahibi olması fikri üzerine düşünmekten kaçınabilir miyiz?
Cumhuriyet’i yalnızca bir kişinin adıyla, bir tarihle ya da yıllardır tekrarladığımız törenlerle sınırlamak, onun asıl anlamını gözden kaçırmak değil midir?
Cumhuriyet, Bir Çocuğun Gelecek Umududur
Cumhuriyet, doğduğu evin imkânları sınırlı olduğu için hayallerinden vazgeçmek istemeyen bir çocuğun umududur. Babasının servetine değil, kendi emeğine güvenerek ayakta durmak isteyen bir gencin mücadelesidir. Hayatının başkaları tarafından çizilen sınırlar içine hapsedilmesini istemeyen bir kadının sesidir.
Çünkü insan, yalnızca doğduğu yerden ibaret değildir. Bir çocuğun hangi ailede dünyaya geldiği, hangi imkânlarla büyüdüğü, hangi şartlarla mücadele ettiği onun bütün geleceğini belirlemek zorunda değildir.
Cumhuriyet’in açtığı imkânları düşündüğümüzde, önümüzde yalnızca geçmişte kazanılmış haklar değil, hâlâ tamamlanması gereken sorumluluklar da duruyor.
Elbette Cumhuriyet’in ilanıyla bütün eşitsizlikler bir gecede ortadan kalkmadı. Kadınların eğitimden siyasete, toplumsal hayattan çalışma hayatına uzanan hak ve imkânları zaman içinde yapılan değişimlerle genişledi. Hâlâ adaletin, fırsat eşitliğinin ve insan onurunun korunması gereken nice alan var.
Ama bir idealin henüz bütünüyle gerçekleşmemiş olması, onun değerini ortadan kaldırmaz. Tam tersine, bize neyi başarmamız gerektiğini hatırlatır.
Bir ülkeyi sevmek, onun her şeyini kusursuz bulmak değildir. Eksiklerini görebilmek, yanlışlarını konuşabilmek ve daha iyisi için sorumluluk alabilmektir.
Cumhuriyet’i yaşatmak, yalnızca geçmişin başarılarını anmak değil, bugünün eksiklerini giderme cesaretini de gösterebilmektir.
Haklarımız Kadar Birbirimize Karşı Sorumluluklarımız da Var
Peki, Cumhuriyet bize yalnızca haklarımızı mı hatırlatır?
Hayır. Haklarımız kadar birbirimize karşı sorumluluklarımızı da hatırlatır.
Adaleti kendimiz için istediğimiz kadar başkası için de isteyebiliyor muyuz? Bize gösterilmesini beklediğimiz saygıyı, düşüncesi bizden farklı olan insanlara da gösterebiliyor muyuz? Bir çocuğun eğitim hakkını, bir kadının yaşam hakkını, bir insanın onurunu korumayı yalnızca bize yakın olanlar için mi önemsiyoruz?
İşte bütün mesele burada başlıyor.
Aynı ülkenin insanları olmak için aynı düşüncelere sahip olmak zorunda değiliz. Aynı inancı, aynı dünya görüşünü, aynı siyasi düşünceyi paylaşmak zorunda da değiliz. Fakat birbirimizin insanlığını tanımak, hakkını gözetmek ve farklılıklarımızla birlikte yaşayabilmenin yollarını aramak zorundayız.
Cumhuriyet’in anlamını yalnızca geçmişte ararsak, onu bir hatıraya dönüştürürüz. Onu bugünün hayatına taşıyabilirsek, bir sorumluluğa…
Bir çocuğa soru sormayı öğretirken, bir gencin emeğinin karşılığını almasını savunurken, haksızlığa uğrayan birinin yanında dururken, düşüncesi bize uzak olan bir insanın hakkını korurken de Cumhuriyet’in geleceğine katkıda bulunuruz.
Çünkü özgürlük, yalnızca kendi sesimizi duyurabilmek değildir; başkasının sesini susturmaya çalışmamaktır da.
Bizden Sonrakilere Nasıl Bir Yarın Bırakacağız?
Bugün, 28 Ekim’de, o akşam söylenen cümleyi yeniden düşünelim.
Bir ülkenin bağımsızlığı için verilen mücadelenin ardından, o ülkenin nasıl yönetileceğine dair bir karar alınıyordu. Savaş meydanlarında kazanılan zaferin ardından, geleceğin kurumlarını oluşturma sorumluluğu başlıyordu.
Bazen bir insanın söylediği tek bir cümle, kendisinden çok sonra doğacak milyonlarca insanın hayatına dokunur.
İşte bu yüzden, Atatürk’ün o akşam söylediği söz yalnızca geçmişin değil, geleceğin de cümlesidir.
Ve bugün kendime şu soruyu soruyorum:
O, 1923’te bize bir yarın bıraktı. Peki, biz bizden sonrakilere nasıl bir yarın bırakacağız?
Birbirine öfkeyle bakan insanlar mı, yoksa farklılıklarına rağmen yan yana durabilen yurttaşlar mı?
Ezberlenmiş cümleler mi, yoksa düşünebilen zihinler mi?
Çocukların hayallerini korkmadan kurabildiği bir ülke mi, yoksa hayallerin daha başlamadan vazgeçildiği bir hayat mı?
Geçmişin tartışmalarında tükenen bir toplum mu, yoksa geçmişinden ders çıkararak geleceğini inşa eden bir millet mi?
Belki de 29 Ekim’i gerçek anlamda kutlamak, bu sorulara vereceğimiz cevaplarda saklıdır.
Çünkü bir ülkenin büyüklüğü yalnızca kazandığı zaferlerle değil, o zaferlerden sonra insanına nasıl bir hayat sunduğuyla da ölçülür. Geçmişte gösterilen cesaret, bugün adalete, emeğe, bilime, eğitime ve insan onuruna sahip çıkma sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Cumhuriyet, Yarının da Umududur
Yarın, bizden sonra yaşayacak çocukların da hakkıdır.
Onlara yalnızca güzel bayramlar, anlamlı törenler ve ezberlenmiş tarihler bırakmayalım. Haklarını bilen, sorumluluklarının farkında olan, özgürce düşünebilen ve başkasının hakkına saygı duyabilen insanların yaşayacağı bir ülke bırakalım.
Bir gün gelecek, bugün birbirimize yönelttiğimiz öfkelerin, tartışmaların ve kırgınlıkların çoğu geride kalacak. Biz olmayacağız. Fakat çocuklarımızın çocukları bu topraklarda yaşamaya devam edecek.
Dilerim bir gün onlar, gökyüzünde dalgalanan bayrağa bakarken yalnızca geçmişte kazanılmış zaferleri hatırlamasınlar. Aynı zamanda kendilerine daha güzel bir gelecek bırakmak için emek veren insanların varlığını da hissetsinler.
İşte o zaman geçmişin bize bıraktığı yarın, geleceğin de umudu olur.
28 Ekim 1923’te bir adam, “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz,” dedi.
29 Ekim’de o yarın, bir milletin tarihine yazıldı.
Şimdi sıra bizde.
Cumhuriyet, dünün zaferi; bugünün sorumluluğu, yarının umududur.
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu ülkenin bağımsızlığı ve geleceği için emek veren, mücadele eden, hayatını ortaya koyan herkesi saygı ve minnetle anıyorum.
Ve bütün çocuklar için daha adil, daha özgür, daha merhametli bir yarın diliyorum.
Çünkü bir ülkenin gerçek büyüklüğü, yalnızca geçmişte kazandığı zaferlerle değil, geleceğinde kaç insanın başını onurla kaldırabildiğiyle de ölçülür.
Cumhuriyet, bize bırakılmış bir miras olduğu kadar, bizden sonrakilere karşı da verilmiş bir sözdür.
Zehra Nihal Hangişi
Bu Haber İlginizi Çekebilir

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'ne Gastrofest'te Şampiyonluk
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Cumhuriyet Meslek Yüksekokulu, Kayseri'de düzenlenen Üniversiteler Arası Yemek Yarışması'nda en iyi ekip kategorisinde birinci oldu. Üniversite öğrencileri organizasyonu 3 altın, 1 gümüş, 2 bronz madalya ve şampiyonluk kupasıyla tamamladı.
Haberin Detayı →Yorumlar
İlk yorumu siz yapın.
Sivas'ta olan biteni ilk siz öğrenin
Son dakika haberleri, hava durumu, nöbetçi eczaneler ve vefat ilanları — tercih ettiğiniz kanaldan anında.




